KARANLIK VE SOĞUK
KARANLIK VE SOĞUK
Ensemde soğuk bir nefes hissediyorum, dondurucunun soğuk buharı gibi üflüyor biri sanki. Ürperiyor tüylerim, aynaya bakmak için kalkıyorum yerimden ama sanki donuyorum, öyle kıştan çıkmış bir gece. Aynada gözüken aksimde, ben olduğuma bin şahit isteyen bembeyaz kesilmiş yüzüm, morarmış göz altlarımdan korkuyorum. Kendimden kaçacağım nerdeyse, enseme üfleyen şeyi görmeliyim ama. Evet biliyorum biri var arkamda, göremiyorum yalnızca. Yaklaşıyorum aynaya, göz bebeklerim siyahlaşmış ve dudaklarımın rengi silinmiş.
Uzatıyorum elimi fakat dokunamıyorum aynaya, enseme dokunmaya çalışıyorum sonra nafile. Gördüğüm kişi de ben değilim artık, bu ellerde bana ait değil. Ölmüşüm ben meğer. Ölmüşüm ama gömülmemişim. Mezarımı almamış kimse omuzlarına, namazım kılınmamış ve helallik istenmemiş arkamdan. Haklarım yenmiş, ölümüm çok çabuk kabullenilmiş, ortada bırakılmışım öylece biçare. Yığılıyorum olduğum yere sonra. Sıcak yatağımda, tek nefeste ölmedim ben. Soğuk bir gecede, boğuk çığlıklarımı kimse duymadan, yalnız ve çaresizce terk ettim bu diyarı... Şimdi ister feryat figan ağlasınlar arkamdan, ister zil takıp oynasınlar ne fayda... Yalnızlığın soğukluğunu bilmedikten sonra, ölüp varlıklarını hissetmedikten sonra, yanımda olsalar ne çare...