Ölü Gelinin Sandığı
Yine kim bilir hangi sevdanın yasını tutuyor deli yüreğim. Gölgelere saklanmış mutlulukla saklambaç oynamayı çoktan bıraktı. Kaç kişinin mezarını kazdı, kaç kişiyi kilitledi odalarına bilinmez, bende bile cevabı yok bazı soruların. Herkesi sığdırdı yüreğine de, bir bana yer bulamadı vefasız gönlüm. Kazmasıyla, küreğiyle gömdüklerimi bile çıkardı kabrinden, aldı can evine. Bir ben yine kendime vuslat, kendime öksüz, fırtınası dinmeyen gönlümde.
Ah edip sandıklara sakladıklarımı bile yıkayıp astım ipe, bir kendimi temizleyip çıkaramadım sandıktan. En diplere atılan, ölü gelinin çeyizi misali kapattım kilit kilit üstüne , ellere nispet gibi kondurdum yüzüme samimiyetsiz gülücükleri. Herkese gülüp eğlendi , yalnızken el elde baş başta kaldı yine arsızlığı mesken edinmiş gönlüm. Boynuna geçirdiğim urganı çekip atmış sandalyesinden de, bir tek selası okunmamış gibi yirmi biri okutulan meftanın. Ah güzel gönlümün bekçisi, evimin direği, dış kapımın sürgüsü… açıl artık kendine de, arşa çıksın gülüşü boyalarla süslenmiş efradın, kalbine örttüğün danteli kaldır at artık! Bırak dökülsün çamaşırları ortaya ve ayyuka çıksın riyakarın söylediği,doğrunun belini büken ve derdine dert ekleyen insafsız kelam…