Ölü Bedenlerde Yaşayan Ruhlar
Hepiniz gibiyim ben de. Etten,kemikten ve ruhtan. Ah o ruh,canım ruh.. Ordan oraya savrulan bedenime ayak uyduramayan asi , özgür ruh. Bedenim cam kenarında yağan yağmurun sesini dinleyip, burnuma dolan toprak kokusunu hissetmeye ve nefessiz kalana kadar içime çekmeye çalışırken , ruhum elinde valizle yol soran bir amcanın peşine takıldı yine. Kim bilir yarın belki deniz kenarında salınarak gezen bir kadının yanında, öbür gün çöp toplayan bir çocuğun ardında. Sınırı yok,duvarları belirsiz,çıkışı kapalı hep. Onunla gezerken öyle özgürüm ki, kanat takılmış kuşlar gibi hissediyorum kendimi. Bazen küçük bir çocuğum onunla, bazen yaşlı bir kahveci, bazen kahve de okeye dönen emekli, bazen de ayaküstü sohbetler eden ev hanımı.
Heryere, herkese yetişen ruhum bir tek bana uğramıyor herzaman ki gibi. Biraz ona biraz buna dağıttığım ruhumdan, bana bir şey kalmıyor yine. Hep böyle benim hayatım. Herkese, her şeye varım ben, birtek kendime gelince tükeniyorum. Mutluyken bile kuş misali ruhumu, mutsuzken nasıl tutayım olduğu yerde? Bir gün kuyruğu kesilmiş bir kedinin peşinden günlerce gidiyor, bir gün gözü mor bir velet için avare avare dolaşıyor günlerce. Nolmuştu kediye, kim kesmişti kuyruğunu, işkence mi etmişlerdi? Yoksa sadece sağlığı için ameliyat olması mı gerekmişti? Dayak mı yemişti mesela çocuk, yoksa düşmüş müydü yaramazlık yaparken? Böyle işte deli ruhumun,deli soruları.
Ne zaman bana gelir bilemiyorum, zaten ne zaman çekip gittiğini bile hatırlayamıyorum asi ruhumun.Kendimi bildim bileli avare, biçare. Hep yandı, yakıldı, bir türlü öğrenemedi sönmeyi. Her şeye alıştı da acıya, derde, zalimliğe bir türlü alışamadı. Öğrenemedi acımamayı, kanamamayı.
Asıl kanayanın ben olduğumu bile anlayamadı savrulmaktan. Heryanım doluyken kuru kalabalık ve gürültüyle, içim bomboş ve yapayalnız kendimle. Bana önce ben lazımım çünkü, kendimi bulamadan nasıl dalayım kuru kalabalığın kuru gürültüsüne. Bunca kin, öfke,acı varken nasıl geleyim kendime? Bugün benle dursa,yarın yine divane..
Yine beklemeye daldım ruhumu , ben yaşadıkça bu diyarlarda nasıl olsa. Hiç anlamadığım şeyse bedenimin ölü olduğu o yokken. Hep canlı, kanlı olan ruhumuz gezerken, bedenimiz cam kenarında yağmuru izliyor, toprağı kokluyor. Hangisi daha ölü peki, hangisi bağımlı dünyaya ya da bedene. Gelme ruhum gez özgürce, dolaş istediğin yerde, nasıl olsa boş bir beden döneceğin. Eğlen gönlünce, kaybol insanların dertlerinde,ağla insanlarla ve yan dertleriyle dertlilerin…