MEÇHULE..
MEÇHULE…
Gamzelerinde bulduğum huzurla bıraktım gecenin kollarına kendimi. Hangi kuytuya gitsem sen, bütün sokak araları senin sanki. Derman ararken dertlenenlerin yerleri buralar hep. Gece,kuytu sokaklar, ayaz ve senin hayalin. Oysa onlar bile bulamamış derdine çare.. Issızlıktan üşüyor elleri gecenin ve sokakların. Bende donmak üzereyim nerdeyse. Sarılıyorum sıkı sıkı geceye ve sokak aralarına. Her yol ayrımı, ayrı bir hikaye ve çaresizlikle dolu. Daha da sokuluyorum gecenin koynuna. Sisten kaybolmuş evlerin camından süzülen, silüet şeklinde insanlar seçiliyor. Onlar benden korkuyor, ben onlardan.
Gecenin ve ıssızlığın nesi korkunç bukadar bilmiyorum, onları korkunç yapan insanlar aslında. Boşken huzurluyum sokaklar, biri geçince ürperiyorum sadece. İşliyor ruhuma gecenin sessizliği. Yağmur çamur demeden yürümek iyi geliyor karanlıklarıma. Öylesine kaybolmak derinlerde, neyi aradığını bilmeden varmak meçhule. Meçhul bana,ben meçhule yaklaştıkça kaybolmak sislerde,ayazda.. Sorsan bana, hep kayıbım kendimde. Buldukça kaybolduğum yollar var önümde. Kolayı becerememişken, en zorunu denemek faili meçhullerde. Karın yağışını izlerken, kar tanesi gibi düşmek yerlere ve sürüklenmek çığ gibi dağlarda, tepelerde.tam kıskanacakken karı, düşüşünü görmek zirveden yerlere. Acıyor içim düşündükçe..En tepeden, en dibe.Gittikçe benzetiyorum sonra kendime. Çaresizlikle savruluşu bu yüzden sanırım karların. Kendi savruluşumun nedeni mi? Bilmem. Meçhulle kayboldu nedenlerim, nasıllarım. Ben artık sadece benim. geçmişim yok, geleceğim yok, sonumsa her zamanki gibi meçhullerde…