Aynı Hüznün, Aynı Rengi
Alıştığımız için mi vazgeçilmezdir insanlar, yoksa vazgeçemeyince mi başlarız alışmaya. Koşarak kaçmak istediklerime tutulunca başlıyorum ben alışmaya. Bazen bir bakışı bağlar beni hayata, bazen de sırt dönüşü kırar dallarımı en umulmadık yerlerimden. En sevdiklerimi unutup, yerine koyduklarıma alışkanlıklarımı bağlarım istemsizce. Vazgeçip, unutmak zorunda kaldıklarımsa sessiz çığlıklarım, göz süzüşlerim ve kayboluşlarım.
Hangi kalemle yazarsam yazayım silinmiyor acı hatıralarım. En çok unutmak istediklerim diziliyor sonra karşıma geceleri, alıyor uykularımın en tatlı rüyalarını avucuna. Sonra sağa dönsem sen, sola dönsem kabusları sensizliğin. Elimin tersiyle ittiklerim özlemim bugün, keşkeler sınavım, hikayemin sonuysa aynı hüznün,aynı rengi hep. Vuslat garip, hasret baş köşe kaderimde. Söyleyemediklerimi çarşaf çarşaf asmışken bir göz odama, söylediklerim lakırdı hep bundan sonra. Peki ben nereye, kiminle ve nasıl gidebilirim,isteyipte ulaşamadığım enginlere? Kapatsam kapılarını kalbimin, durur mu kanayan yanı? Kilitlesem sıkı sıkı, girebilir mi içeri kaçıp sakladıklarım ve saklandıklarım. Örtsem pencerelerini, perdesini her hücremin , kimse anlamasa derdimi keşke. Yüzüme vurmasa ayıplarını kalbimin, en derinlere işleyen hisleri ve hissizliğini. Ah edip kanayan yarama ithaf ettiğim en güzel kelimelerle sarsam sonra yaralarımı, kaldırsam merhem merhem kabuklarını.