Aldous Huxley-Cesur Yeni Dünya

Aldous Huxley-Cesur Yeni Dünya

A+ A-

Merhaba sevgili okuyucular.

Bir kitap değerlendirmesi ile karşınızdayım.

 

“Mustafa Mond-‘Biz her şeyi keyifli yapmayı severiz’

Vahşi John-‘Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.’

Mustafa Mond –‘Aslında siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz.’

Vahşi John- ‘Evet, mutsuz olma hakkını istiyorum.’ “

 

Cesur Yeni Dünya nedir? İktidarın varlığını koruma mücadelesi, toplumun tektipleştirilmesi, insani olan tüm duyguların ve düşünme yetisinin yok edilmesi, toplumsal tabakalaşma, zihin ve bedenin kontrol altına alınışı, bireyselliğin, özgür iradenin, özel hayatın ve özgürlüğün yok edilişi, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürülmesi, iktidarın bilimi halkı kontrol için kendi çıkarına kullanması…

Eser, distopya veya anti-ütopya türündedir. İnsan özgürlüğüne yönelik potansiyel bir tehlikeyi barındırır.

Cesur Yeni Dünya; insanların daha embriyo haldeyken sınıflara bölündüğü, şartlandırıldığı ve tüm yaşamının iktidar tarafından belirlendiği, bebeklerin anne karnında değil şişelerde büyüdüğü, aileler tarafından değil Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde yetiştirildiği, tek eşliliğin yerini rastgele birliktelik ve ‘Herkes herkes içindir’ mantığının aldığı, geçmişe dair din, dil, sanat, bilim, tarih, kültür, aile gibi çoğu kavramın yok edildiği, insanların birey olmaktan uzaklaştırılıp sürü psikolojisine sokulduğu, sınırsız tüketimin ve yapay mutluluğun olduğu bir ortamdır.

Cesur Yeni Dünya, yapay ve endüstrileştirilmiş bir dünyadır. Yaşam alanları yapay müzikle, duyusal filmlerle, tüketim odaklı oyunlarla, parfüm kokularıyla doludur. Ulaşım özel helikopterlerle sağlanmaktadır. Cesur Yeni Dünya’da her şey ulaşılabilirdir ve yüzeydedir, bir derinlik yoktur.

Cesur Yeni Dünya’da üç şey ağır basar: 1. Görsel duyular; renkler yoğundur, ışık ve karanlık canlı bir şekilde tasvir edilir. 2. Ses; grup seremonilerinde, duyusal filmlerde, Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde sıklıkla kullanılır. 3. Kokular; parfüm esintileri her yerdedir.

İlk 1932’de yayınlanan Cesur Yeni Dünya ’istikrar yılında, F.S. 632’de’ geçmektedir. Yani Henry Ford’un gelişiminden 632 yıl sonra; Henry Ford, T-Modeli 1908’de üretmeye başlamıştır. T-Modeli, taşıma bandı ve uzmanlaşmış emek gibi salt toplu üretim yöntemleriyle üretilmiş ilk otomobildir. Bu otomobil teknolojinin kitlelere yayılmasının sembolüdür. Ford’un ilk T-Modeli’nin piyasaya sürülüşü, yeni çağın başlangıç tarihi olarak belirlenmiştir. Miladın “Ford” olarak alınmasının nedeni eserde geçen dünyanın temelini oluşturan üretim bandının kurucusunun Henry Ford olmasıdır. Ford’un endüstri felsefesi, hayatın her yönüne hükmetmektir.

Eserde geçen dünya ya baktığımızda, bahsi geçen devletin adı ‘Dünya Devleti’dir. Dokuz Yıl Savaşları’ndan sonra yaşanan Ekonomik Çöküşten sonra kurulmuştur. Yerel Dünya Denetçileri tarafından yönetilmektedir. Denetçiler güç kullanmadan, daha yavaş ama daha kesin olan Harici Doğum, Yeni Pavlovcu Şartlandırma, Hipnopedya Yöntemi gibi bilimsel yöntemlerle toplumu yönetmektedir. Denetçilerin amacı toplumsal istikrarı sağlamaktır. Dünya Devleti’nin standartlaştırılmış iki milyar yurttaşı sadece on bin soyadını paylaşmaktadır. Eser, Dünya Devleti’nin Batı Avrupa Bölgesi’nde geçmektedir ve bu bölgenin denetçisi Mustafa Mond’dur.

Huxley  “Dünya Devleti, siyasi patronların ve onların yönetici ordularının tüm güçleri kendisinde toplayan hükümetinin, kölelerden oluşan nüfusu ve köleler köleliklerini sevdikleri için zor kullanmaksızın kontrol ettikleri etkili totaliter devlettir. “

Dünya Devleti’nde ki toplumsal yapıya baktığımızda toplumsal tabakalaşma(bilimsel kast sistemi) vardır. İnsanlar daha doğmadan sınıflara ayrılır ve ona göre şartlandırılır. Toplum 5 sınıfa ayrılmıştır. Bunlar; Alfa, Beta, Gama, Delta, Epsilondur. Sınıfların içerisinde de “alfa-artı, alfa-eksi” şeklinde ayrım vardır. Her sınıfın kendine ait bir rengi ve görevi vardır. Burada ki insanlar, salt toplumsal gövdenin bir hücresidir. Geçmişteki toplumsal hiyerarşiden farklı olarak gelecek biyolojik mühendislik ve şartlandırma üzerine inşa edilmiştir.

                                                    

Alfa Sınıfı: En üst sınıftır. Gri giyinir. Liderler ve düşünürlerden oluşur. Zeki ve güzel görünümlüdür.

Beta Sınıfı: Orta sınıftır. Mor/dut rengi giyinir. Alt düzey yöneticilerden ve vasıflı işçilerden oluşur.

Gama Sınıfı: Yeşil giyinir. Hizmetçiler ve yarı vasıflı çalışanlardan oluşan işçi sınıfıdır. Bunlar Bokanovski İşlemi adı verilen bir yöntemle kopyalanmış ama sonra doğal gelişimlerini devam ettirmişlerdir.

Delta Sınıfı: Haki giyinir. Bokanovski grubundandır. Zihinsel gelişimlerini engelleyen bir takım alkol enjeksiyonları verildiği için alt seviye fiziksel işler yapmaktadırlar. Kitapları ve çiçekleri sevmeyecek şekilde şartlanmakta ve tüketimi sevmektedirler.

Epsilon Sınıfı: Siyah giyinir. Yarı moronlar olarak da anılırlar. Toplumsal sınıfın en alt basamağıdır. Okuma yazma bilmeyen ve aşırı itaatkâr olarak şartlanmış işçilerdir.

Sınıf ayrımı net şekilde çizilmiş ve sınıflar arası geçiş mümkün değildir. Her sınıfın embriyo haldeyken yetiştiği ortamdan al, giydiği kıyafetler, eğitim gördüğü yerler, fizikleri, meslekleri… kısaca her şeyi ayrıdır. İnsanlar hiyerarşik konumlarının farkında ve ona göre davranmaktadır.

Öjenik, toplumun biyolojik yapısının devlet eliyle manipülasyonudur ve Dünya Devleti, bu yöntemi bir politik kontrol araç olarak kullanmaktadır.  Dünya Devleti’nde insanlar Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilmekte ve şartlandırılmaktadır. Burada fabrika gibi bir sistem kurulmuş ve insanlar seri üretilmektedir. “taşıyıcı bantlar sonsuza dek geleceğin kadın ve erkeklerini taşıyarak ilerliyordu.”

Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde embriyolar ve bebekler çeşitli yöntem, teknik ve işlemden geçirilerek üretilmekte ve şartlandırılmaktadır. Bunlar: Bokanovski İşlemi, Podsnap Tekniği, Kısırlaştırma Yöntemi, Oksijen Kısıtlaması Tekniği, Mesleklerine Göre Şartlandırma Tekniği, Yeni-Pavlovcu Şartlandırma Yöntemi, Uykuda Öğrenme Yöntemi(Hipnopedya) gibi.

Bokanovski İşlemi ve Podsnap Tekniği ile üreme ve olgunlaşma süreci büyük ölçüde hızlandırılmıştır. Bokanovskileştirme normal büyümeyi engellediğinden yumurta, tomurcuklanarak tepki gösterir ve bu yumurta çoğalmakta ve bölünmektedir. Sonuçta ortaya tektip gruplarda standart erkek ve kadınlar ortaya çıkar. Dünya Devleti toplumsal istikrarı sağlamak için Bokanovski İşlemini bir araç olarak kullanmaktadır. “ Standart Gamalar, değişmez Deltalar, tektip Epsilonlar.” “Her tarafta kaynayan ayırt edilemez aynılık kâbusu.”

Dişi embriyoların %70 i kısırlaştırılmakta, %30’unun ise normal gelişimine izin verilmektedir. Kısır olmayan kesim “Malthus alıştırmaları(doğum kontrol yöntemi)” uygulamaktadır. Malthus alıştırmalarında hata yaptıkları durumda Kürtaj Merkezi’ne gitmektedirler. Kadınlar kısır olmadığını belli etmek için “fişeklik palaskası” ya da “Malthus kemeri” takmaktadır. Kısır olmayan kadınlar 21 yaşından sonra “yapay hamilelik” yaşamak zorundadır. Kadın ve erkekler yumurta ve tohumlarını merkeze bağışlamakta ve bunu sosyal sistem için yapmaktadır.

Toplumsal sınıfları oluşturmak için bazı embriyolara oksijen kısıtlaması yapılmaktadır. Yani bilinçli olarak bazı embriyoların geri kalmasını sağlamaktadırlar. Embriyo ne kadar alt sınıfa aitse o kadar az oksijen verilmektedir. Oksijensizlikten ilk etkilenen organ beyin olur, sonra iskelet. Bu yüzden alt sınıflar üst sınıflara göre hem beyin hem fiziksel görünüm olarak daha geridir.

İnsanlar daha embriyo iken mesleklerine göre çeşitli şartlandırmalar yapılmaktadır. Örneğin tropik bölgelerde çalışacak işçilere ısı şartlandırması yapılmaktadır. Isı şartlandırması ile embriyoya sıcaklık sevdirilmekte ve beyinleri, bedenlerinin seçimini pekiştirecek şekilde işlenmektedir. “Yani sıcağı sevdiriyoruz. Bu da mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: insanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.”  Aynı şekilde kimya işçileri grubundaki embriyolar kurşun, yanmış kireç, katran ve klora dayanıklılık konusunda eğitilmektedir. Ya da füze mühendisliği grubundaki embriyolara, denge hislerini geliştirmek için bir takım şartlandırmalar yapılmakta ve baş aşağı kaldıklarında kendilerini daha mutlu hissetmektedirler.

Yeni-Pavlovcu Şartlandırma Yöntemi ile bebeklerin refleksleri değişmez bir biçimde şartlandırılmaktadır. Bu yöntem ile bebekler bulundukları sınıfa göre şartlandırılmaktadır. Örneğin, delta sınıfındaki bebeklere kitap ve çiçek gösterip olumsuz uyaran verilmektedir. Böylece bebekler kitaplara, çiçeklere içgüdüsel bir nefret besleyerek büyümekte ve hayatları boyunca çiçeklerden ve kitaplardan uzak durmaktadır. İktidar alt sınıfı tüketime dâhil etmek için onlardan doğa sevgisini almakta ve çalışmaya, tüketime şartlandırmaktadır. “Kır çiçekleri ve manzara seyretmenin önemli bir kusuru var, bedavalar.”  

Uykuda Öğrenme Yöntemi(hipnopedya) ile bebeklerin yastıklarının altındaki ses cihazlarında, defalarca tekrarlanan cümlelerle şartlandırma yapılmaktadır.  Hipnopedya ile bebeklere verilen dersler; cinsellik, sınıf bilinci, hijyen, sosyallik… Örneğin, sınıf bilinci dersinde; bulunduğu sınıfı çok sevme, alt sınıfı aşağılama ve nefret, üst sınıfı yüceltme ama onlar gibi olmak istememe gibi şartlandırma yapılmaktadır. İnsanlar bulundukları sınıftan memnun ve mutlu olmak zorunda bırakılmaktadır. İnsanlara bebeklikten itibaren edilgen itaat, tüketim, rastgele cinsel ilişki, yalnızlıktan kaçış, ait olduğu sınıfı her şeyin üzerinde tutmak gibi… yeni dünyanın yeni erdemleri öğretilmektedir. Hipnopedya, çocuğun zihni bu öğretilere dönüşene dek ve bu öğretilerin toplamı çocuğun zihnini oluşturana dek, uygulanmaktadır. Çocuk daha konuşmaya bile başlamadan bir daha ayrılmaz biçimde birleştirilmekte ve aldığı bu şartlandırma yetişkinlik zihnini de kontrol etmektedir. Dünya devleti, insanın zihnini tamamen kendi öğretileri ile doldurmakta ve böylece insanın tüm yaşamını kontrol etmektedir. “Hipnopedya, tüm zamanların en yüce ahlaklandırıcı ve sosyalleştirici gücü. “

Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde insanlar toplumdaki rolleri kabul ettirilmiş olarak doğarlar. Herkes ait olduğu sınıfın genetik özelliklerini taşır ve o sınıfın toplumsal normlarını, görevlerini severek ve isteyerek doğar. Daha embriyo haldeyken doğumdan ölümüne, sınıfından mesleğine… kısacası yaşamına dair her şey Dünya Devleti tarafından belirlenir. İnsanların kendi hayatlarına dair seçim hakları yoktur, iktidara hizmet için doğar ve ölürler.

“Çarklar sürekli dönmeli, ama bakımsız dönemezler. Onlara bakacak adamlar gerekir, dinginleri üzerinde dönen çarklar misali sarsılmaz adamlar, aklı başında itaatkar adamlar, mutlu ve istikrarlı adamlar.”

Dünya Devleti’nin sloganı; Cemaat, Özdeşlik, İstikrardır. İktidar bu üç ilkenin sürekliliğini sağlamak için bilimsel yöntemleri kullanmaktadır. Dünya Devleti için; toplumsal istikrar olmadan uygarlık olmaz, bireysel istikrar olmadan da toplumsal istikrar olmaz, ilk ve mutlak gereksinim istikrardır. Hipnopedik atasözü olan “Herkes, herkese aittir” (rast gele birlikteliğe teşvik) cümlesi Dünya Devleti’nin sloganlarından olan ‘cemaat’ kavramının mantığını barındırmaktadır.

Denetçiler, Dünya Devleti kurulmadan önceki dünyada, insanların yaşantısının istikrarsızlığa neden olduğunu düşündükleri için bu yaşantıya dair yani eskiye dair ne varsa yok etmiştir. İktidar istikrarı sağlamak için dil, din, tarih, aile, birey, düşünme yetisini, duygular, gerçeklik, yaşlılık, sanat, kültür, bilim, …gibi kavramlar yok edilmiştir.  Ve yeni bir dünya(Dünya Devleti) inşa edilmiştir.

Eserde “Ford’umuz, Aman Ford’um, Ford’a şükürler olsun, Fordhazretleri, Ford’umuzun vahiy edilmiş deyişi, Ford bilir.” gibi bazı sözler kullanılmaktadır. Burada Ford’un tanrısallaştırıldığını görmekteyiz. Ford’un ilk T-Modeli’nin “T”si dini bir sembol haline gelmiştir. Bütün haçların üstleri kesilmiş ve T’ye dönüştürülmüştür. Ford Günü bayramları, Cemaat İlahileri ve Dayanışma Ayinleri vardır. Dünya Devleti’nde tanrı yok edilmiştir. “Tanrı; makinelerle, bilimsel tıp ve evrensel mutlulukla uyuşamaz.”

Dünya Devleti kurulmadan önce yayınlanmış tüm kitaplar yok edilmiş ve din, edebiyat, felsefe vb. kitaplar da yasaklanmıştır. “Tarihi gerçeklerin çoğu can sıkıcıdır.” “Tarih saçmalıktır.” gibi sözlerle tarih olumsuzlanmakta ve değersizleştirilmektedir.

Dünya Devleti’nde aile, ebeveyn, anne, baba, kardeş, karı, koca, tek eşlilik, ev… gibi kavramlar yok edilmiştir. İnsanların ailesi yoktur, insanlar Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde şişeden çıkar ve orada Dünya Devleti’nin çocukları olarak yetiştirilmektedir. “baba” kavramı salt kaba sayılıyorken, “anne” kavramı çocuk doğurmanın tiksindiriciliği ve ahlaki çarpıklığı ima ettiği için müstehcen sayılmaktadır.

“Her şeyi başbaşayken yapmak, pratikte hiçbir şey yapmamak anlamına geliyor.“ Dünya Devleti’nde “yalnız” ya da “başbaşa” kavramları olumsuzlanmaktadır. Bir şeyleri tek başına yapan kişi anormal olarak görülmektedir. İnsanlar şartlandırma aracılığı ile yalnızlıktan nefret etmeleri sağlanmaktadır ve yaşamları hiç yalnız kalmayacak şekilde düzenlenmektedir. Bu şartlanma sonucu insanlar boş zamanlarından kurtulmaya çalışmaktadır. Burada ki amaç insanların düşünmesini ve bireyselliğinin farkına varmasını engellemektir. Çünkü yalnız kalan insan düşünür ve sorgular ki bu kurdukları sistem için bir tehdittir.

“Makineler çağında az tüketim, kesinlikle topluma karşı işlenmiş bir suçtur.“ Dünya Devleti, tüketime odaklanmış ve tüketim kültürü olan bir dünyadır. İnsanlar daha doğmadan tüketime şartlandırılmakta ve ona göre yaşamaktadır. Doğa sevgisi ve kitap tüketimin önünde engel olarak görülmüş ve buna göre şartlandırma yapılmıştır. Dünya Devleti’ne baktığımızda alışveriş yapmayı seven, yeni kıyafetler giymekten hoşlanan, parfüm, kolanya vb. ürünleri sıklıkla tüketen insanlar vardır. Yöneticiler, insanların zaman geçirmek için yaptıkları etkinlikler bile tüketimi arttıracak şekilde organize etmişlerdir. İktidar, insanların düşünme yetisini kullanmalarını engellemek için eğlence sektörünü ve tüketimi kullanmaktadır.

“Birey hissederse, topluluk sendeler” Dünya Devleti’nde insanlar tutku, aşk, sevgi, korku, heyecan… gibi hiçbir duyguyu yaşamadan ölmektedir. İnsanlar hissizleştirilmiştir ve şartlandırmalar aracılığıyla hissiz olmaları gerektiği öğretilmiştir. İktidarın inancına göre duyguları olan insanlar toplumda istikrarı, düzeni bozmaktadır ve hisleri olmayan insanlar şartlandırmayı daha kolay kabul etmektedir

Dünya Devleti’nde insanlara “soma” adında bir ilaç(uyuşturucu) verilmektedir. Bu ilaç insanların kendilerini kötü hissettiklerinde aldıkları ve onları rahatlatan, mutlu olmalarını sağlayan bir ilaçtır. İnsanlar soma içerek istedikleri zaman gerçeklikten uzaklaşıp hayal dünyalarında tatile çıkmaktadırlar. Somaya ulaşım kolaydır, örneğin; kahvenin yanında verilmekte, iş çıkışı dağıtılmakta, dayanışma günlerinde verilmektedir. Yani Dünya Devleti’nde mutluluk garanti, hatta zorunludur. Soma almayı reddeden bir karakterin cümlesi; “Kendim olmayı yeğlerim. Suratsız da olsa kendim olayım. Ne kadar neşeliyse de başka biri olmak istemem.“

Dünya Devleti eşeylik hormonları, genç kan nakli, magnezyum tuzları ile yaşlılığın tüm fizyolojik izlerini silmiş, yaşlılığı yenmiştir. Böylelikle insanların dış görünümü tüm bir yaşamı boyunca sabit kalmaktadır. İnsanların 17 yaşında gücü ve zevkleri neyse 60 yaşında da odur. Gençlik hiç bozulmadan ölene kadar sürmektedir. Dünya Devleti’nden önce insanlar yaşlanınca hayattan elini eteğini çeker, zamanlarını okumaya ve düşünmeye ayırırken; Dünya Devleti’nde yaşlılar ölene kadar çalışmakta, çalışmanın dışında gençler gibi eğlenmektedir. Yani düşünmeye, sorgulamaya hiç zamanları yoktur.

Dünya Devleti’nde ölen insanların cesetleri Krematoryum(Ölü Yakma Merkezi)da yakılıp fosfor elde ediliyor ve enerji olarak kullanılıyor. Dünya Devleti, insanların ölüsünden bile faydalanmakta ve hayatın her yönünü toplumsal fayda sağlayacak şekilde düzenlenmektedir.

Dünya Devleti’nde ölüm içinde şartlandırma yapılmaktadır. Ölüme şartlandırma bebekler 18 aylıkken başlamakta ve haftanın iki sabahını Ölecek Hastalar Hastanesi’nde geçirmektedir. Bebekler burada ölümü iyi ve olağan bir olgu gibi kabullenmeyi öğrenirler. Dünya Devleti’nde insanlar ölüme karşı duyarsızlaştırılmıştır.

“Dünya şuan da istikrara kavuşmuş durumda. İnsanlar mutlu; istediklerini alıyorlar ve ulaşamayacakları şeyleri de asla istemiyorlar. Refahları yerinde; emniyetteler; hiç hastalanmıyorlar; ölümden korkmuyorlar; ihtiras ve ihtiyarlıktan habersiz ve bundan da çok memnunlar; veba gibi illet olan anne ve babaları yok; güçlü duygular hissedecekleri eşleri, çocukları ve sevgilileri yok; şartlandırmaları uyarınca davranmaları gerektiği gibi davranmak zorundalar. Herhangi bir sorun çıkması durumunda da soma var.”

Dünya Devleti bu düzen üzerine kuruluyken bu düzeni kabul etmeyen eski hayatlarını devam ettiren modern dünyanın dışında yaşayan bir toplum daha vardır ve bu toplumun yaşadığı yere Vahşi Ayrıbölge denmektedir. Vahşi Ayrıbölge Dünya Devleti’nden elektrikli tel örgüyle ayrılmış ve buradan çıkış mümkün değildir.  Arada Dünya Devleti’nden gelen müfettişler ziyaret etmektedir, onun dışında Dünya Devleti ile bağlantıları yoktur. Vahşi Ayrıbölge’de yaşayanlar Dünya Devleti için “Uygar Dünya” ya da “Diğer Taraf” demektedir.

Vahşi Ayrıbölge’de ki yaşam, Dünya Devleti’ndekinin tam tersidir.  Vahşi Ayrıbölge’de: Din, dil, tarih, aile, evlilik, tek eşlilik, canlı doğum, yaşlılık gibi kavramları vardır. Alışkanlık ve gelenekler hala devam etmektedir. Çeşitli ayin ve törenleri vardır. Hristiyanlık, totemcilik, atalarına tapınma vardır. Zunice, İspanyolca gibi yok olmuş diller vardır. Sanat, zanaat, el sanatları vardır. Evlilik kutsaldır…

Eserde daha önce Dünya Devleti’nde yaşamış ama sonra Vahşi Ayrıbölge’de yaşamak zorunda kalmış Linda karakteri ile karşılaşıyoruz.  Linda ve oğlu John, Ayrıbölge’de ki halk tarafından dışlanmış ve ötekileştirilmiştir. Linda geldiği dünya ile yaşadığı dünya arasında büyük bir çatışma yaşamıştır. Ayrıbölge’de Linda’yı zorlayan bazı durum ve olaylar şunlardır: 1. İlişkiler; Ayrıbölgede, bir insan, bir kişiden fazlasına ait olamazken Dünya Devleti’nde ‘ herkes herkes içindir’ mantığı vardır. 2. Annelik; Dünya Devleti’nde “anne” kavramı çok değersizken, Ayrıbölgede kutsal bir kavramdır. Anne olduktan sonra şartlandırıldıkları ile annelik duygusu arasında büyük bir çatışma yaşamıştır. 3. Hassaslık; Dünya Devleti’nde insanlar merhametli olmaktan çok, son derece yufka yürekli ve aşırı derecede zayıf bir kişilik olacak şekilde şartlandırılmıştır. Hastalık, yara, sakatlık, ihtiyarlık, kirlilik düşüncesi bile dehşete düşürmektedir. Ama Ayrıbölge de insanlar her açıdan dayanıklı yetiştirilmiştir. 4. Tek bilgi şartlandırması; Dünya Devleti’nde ‘kıyafet eskirse at, yenisini al’ mantığı varken Vahşi Ayrıbölge’de tüketim kültürü yoktur ve eskirse yama yapması gerekmektedir. Ama Linda’ya kıyafetleri yırtılınca yamama bilgisi öğretilmemiştir. Uygar bölgede insanlara sadece tek bir bilgi öğretiliyor ve oda Dünya Devleti’nde düzenin devam etmesi için yapılması gereken iştir. Dünya Devleti’nde tek bilgi üzerine şartlandırma vardır. Bu şartlandırma ile insanlar tek başına hayatta kalamayacak şekilde yetiştirilmekte ve kurdukları sistemin içinde yaşamaya mecbur bırakılmaktadır.  

Eserde geçen iki karaktere değinmek istiyorum. Bunlar; Bernard Marx ve Helmholtz Watson. Bu iki karakter sistemin içerisinde yer almakta, sistemi sorgulamakta ve sistemin istediği gibi davranmamaktadır. Her ikisi de Alfa-Artı uyumsuzları için sığınak işlevi gören adalardan birine sürülür.

Bernard Marx bir Alfa’dır, boyu standart Alfa boyundan sekiz santimetre kısadır ve fiziği Gamalara benzemektedir. Şartlandırmalarda alt sınıflar aşağılanmaktadır ve Bernard, alt sınıflara benzediği için kendini kötü hissetmektedir. Kendi sınıfındaki insanlardan farklı göründüğü için dışlanmakta ve yabancılaşıp, yalnızlaşmaktadır. Bernard’ın fiziksel bir eksikliği, onda zihinsel bir aşırılık yaratmaktadır.

Helmholtz Watson ise zihinsel bir aşırılıktan kaynaklı Bernard’ın hissettiklerini hissetmektedir. Helmholtz’un kendini tanımasının ve yalnız kalmasının nedeni, aşırı yetenektir. Zihinsel aşırılık, kendi amaçları doğrultusunda, kasti bir yalnızlık ve yapay zevklerden el çekme isteği doğurmaktadır.

İki adamın ortak yönü, birey olduklarının farkına varmalarıdır. Her ikisi de içinde olduğu sistemi sorgulamakta, düzeni eleştirmekte ve kendi benliklerini bulmaya çalışmaktadır.

“Toplumun güvenliği ve istikrarı tehlikededir. Ford’umuzun öğretilerine uymayı reddederek, kendisinin bir toplum düşmanı olduğunu, bütün Düzen ve İstikrar’ı bozmak istediğini, Uygarlığa karşı bir komplocu olduğunu göstermiştir. “ Bernard ve Helmholtz otorite ile çatışma içerisindedir. Otorite, insanları makinenin dişlisi ve sistemin ilerlemesini sağlayacak bir araç olarak görmektedir. Bu araçların düşünmesini engellemek için tüm önlemler alınmıştır ama yine de arada Bernard ve Helmholtz gibi sistemin içinden düşünen insanlar çıkmaktadır. Ve bu şekilde sisteme tehdit olarak gördükleri bireyler adaya gönderilmektedir.  Adada, cemaat hayatına aykırı düşecek kadar bireyselliğinin farkına varmış insanlar bulunmaktadır. Bunlar düzenden memnun olmayan ve kendi bağımsız düşünceleri olan insanlardır.

“Entelektüel üstünlük, ahlaki sorumlulukları da beraberinde getiriyor. İnsan ne kadar yetenekli olursa, insanları yoldan çıkarma gücü de o kadar büyük oluyor. Birçok insan yoldan çıkacağına, bir tek insan acı çeksin daha iyi…Hiçbir suç, davranış bozukluğu kadar bağışlanmaz değildir. Cinayet sadece bireyi öldürür; sonuçta birey nedir ki? Kolayca yeni bir birey üretebiliriz, hem de istediğimiz kadar. Uyumsuzluk, bir tek bireyin hayatından çok daha fazlasını tehdit etmektedir; doğrudan, Toplum’un kendisi için bir tehlike oluşturur.“ İktidar düşünen, sorgulayan, toplumu uykusundan uyandırabilecek insanları hemen toplumun içinden ayıklamakta ve bu insanları adaya göndererek toplumdan uzaklaştırmaktadır. Çünkü bireyselliğin farkında olan, içinde bulunduğu dünyaya dışarıdan bakabilen insanlar onların kurdukları dünya için bir tehdit oluşturmaktadır.

Dünya Devleti için gerçek bir tehdittir; bilim ise kamu için bir tehlike oluşturur. Bize, tarih boyunca ulaşılan en istikrarlı dengeyi sunmuştur. Ama bilimin yaptıklarını bilimin bozmasına izin veremeyiz.” düşüncesi ile bilimsel araştırmaların kapsamını sınırlandırmışlardır. Dünya Devleti kurulmadan önce bilgi ve gerçek çok değerli görülürken; Dünya Devleti’nin kurucusu(Ford) o değeri bilim ve gerçekten alıp rahatlık ve mutluluğa taşımıştır. Seri üretim bu değişimi zorunlu kılmıştır. Dünya Devleti’nin istikrarı için bilim kontrol altına alınmıştır. Kurdukları sistemin devamlılığı için gerçek ve güzelliği yok edip yerine evrensel mutluluğu getirmişlerdir.  İnsanlar mutluluk için bedel olarak özgürlüklerini vermiştiir.

Dünya Devleti, değişimi istikrar için bir tehdit unsuru olarak görmektedir. Bu yüzden yeni buluşları uygulama konusunda temkinli davranmakta ve her bilim dalına olası düşman muamelesi yapmaktadır. Kurdukları sisteme ve sosyal düzene yönelik, tehlikeli ve yıkıcı potansiyeli olan buluşları yok etmektedir. “Bilim tehlikelidir; büyük özenle ağzına gem vurmak ve zincire bağlı tutmak zorundayız.”

Dünya Devleti’nde iktidar, bilim için mücadele ediyormuş gibi görünürken, gerçekte bilimi bir tehdit unsuru olarak görmekte ve bilimin ilerlemesini engellemektedir. Bilimi toplumun çıkarı için değil kendi çıkar için kullanmakta ve bilim aracılığı ile toplumu kontrol etmeye çalışmaktadır. Bilim ve teknoloji, insanı uyum sağlamaya ve köleleşmeye zorlayan şeyler olmaktan çıkıp, insana hizmet etmek için kullanılmalıdır.

Cesur Yeni Dünya, insan hatasının, duygusal istikrarsızlığın ve toplumsal düzensizliğin kökünün kazındığı bir yer midir? Hayır. Örneğin: Bernard’ın kısa boyluluğunun bir insanın geçmişteki hatasından kaynaklanmış olabileceği söylentileri; Asayiş polisi, Vahşi’nin neden olduğu sokak arbedesi gibi programlanmamış anlaşmazlıklar patlak verdiğinde ilgilenmek üzere hazır beklemesi; KŞM müdürünün, Linda ile romantik ilişkisi; Lenina’nın dalgınlıkla bir hata yapması ve sonucunda erken yaşta bir insanın ölmesi… iktidarın tüm engellemelerine rağmen duygular, insani hatalar, karmaşa…vb. gerçek bir insana dair her şey vardır. Bir insan ne kadar manipüle edilirse edilsin içinde bir yerlerde o gerçek insan kendini gizlemektedir. Önemli olan o insanı bulabilmektir.

 “Evet, ‘şimdilerde herkes mutlu.’ Çocuklara beş yaşında öğretiyoruz bunu. Ama başka bir şekilde mutlu olmak istemez miydin, Lenina? Başkaları gibi değil, kendi istediğin gibi.” Cesur Yeni Dünya’da herkes mutludur ama bireysel ve duyusal derinlik yoktur bu mutlulukta. İnsanlar sahte, yalancı ve yapay bir mutluluk yaşamaktadır. İktidar, mutluluk sorununu çözerek insanlara köleliklerini sevdirmektedir. İnsanlar içi boş bir mutlulukla iktidarın kurduğu sistemde gönüllü kölelik yapmaktadır.

“Bir kez amaç türünden açıklamaları kabul etmeye başladınız mı, ne sonuçlar doğurabileceğini bilemezdiniz. Egemen İyilik anlamında mutluluğa olan inançlarını yitirmelerine neden olabilir ve asıl amacın daha derinlerde bir yerlerde, fiziksel insanın ötesinde bulunduğuna inanmaya yönlendirebilirdi. Yaşamın amacının, mutluluğun sürekli kılınması değil, bilincin yoğunlaştırılması ve arınması, bilginin zenginleştirilmesi olduğunu düşünmeye itebilirdi insanları.“ Sizin için yaşamın amacı nedir? Mutlu olmak mı, kendini bulmak mı? Köle olmak mı, özgür olmak mı? Eğlenmek mi, düşünebilmek mi? …

Cesur Yeni Dünya’da insanlar şartlandırma ile köleleştirilmekte ve görünmez bir şişenin içine hapsedilmektedir. Bu yüzden şişeden alındıktan sonra da şişede kalmaya devam ederler; bebeksi saplantılarla dolu görünmez bir şişede. “Sizi özgürlüğünüze kavuşturmaya geldim. Fakat köle olmak hoşunuza mu gidiyor? Bebekler gibi yaşamaktan mı hoşlanıyorsunuz? Özgür ve insan olmak istemiyor musunuz? “ Vahşi’nin söylediklerine kulak verin… Artık şişeden çıkma zamanı gelmedi mi sizce de? Düşünmek, hissetmek, özgür olmak, insan gibi yaşamak için daha neyi bekliyorsun?

Umarım yazımdan memnun kalmışsınızdır. Tekrar görüşene dek özgür kalın.
Sosyolog Nazmiye KIRIK


Kaynakça

*HUXLEY,Aldous(2024), “Cesur Yeni Dünya”, İthaki Yayınları, 44.Baskı, İstanbul (Çeviren: Ümit Tosun) (Sunuş: Margaret Atwood) (Sonsöz: David Bradshaw) *Görseller: https://www.pexels.com/tr-tr/ (1. ritesh singh , 2. Levent simsek, 3. pixabay, 4. cottonbro, 5. pixabay, 6. pamanjoe, 7. crazy motions, 8. pavel danilyuk, 9. tracehudson )

23-08-2025