En Doğru Yol Hiç Gitmediğindir

En Doğru Yol Hiç Gitmediğindir

A+ A-

Bir seçim yapmak dışarıdan oldukça basit görünebilir. İsteklerimizin, duygularımızın ve mantığımızın verdiği savaşta biri ya da birçoğunun öne çıkması ile verdiğimiz karar seçimlerimizi oluşturur. Fakat durum her zaman bu kadar basit olmaz. Yaptığımız her seçim, diğer seçeneklerin ölümü anlamına gelir. Birini seçmenin diğerini seçmemek olduğunu fark ettiğimiz anda kaygılarımız baş göstermeye başlar.

Her zaman yanlış seçim yapmaktan ölesiye korkan insan, bu günlerde toplumun baskısı ve hızlandırılmış yaşam deneyimin de etkisiyle kaybetme ve yanlışı seçme konusunda toleransını kaybetme noktasına geldi. Her karar doğru, her seçim ise bir zafer olmalı. Aksi halde yaptığımız her seçim üstümüze çöken bir karabasana dönüşüyor.

Fırsat Maliyeti: Her Seçim Bir Vazgeçiştir

Fırsat Maliyeti (Opportunity Cost) Nedir?

Günümüzde her konuda binlerce seçenek özgürce seçilmek üzere bize sunuluyor. Tüketimin her alanda yoğunlaştığı dünyada seçeneklerin fazlalığı bize bolluğu, bereketi ve özgürlüğü çağrıştırıyor. Oysa kapitalist düzenin bize sattığı o sahte özgürlük hissinin altında çok başka bir mesele yatıyor.

Bir ceket almak için mağazaya girdiğimizde, ceketin işlevine uygun şekilde üstümüzü örtecek bir giysi olmasından ziyade binlerce renk, doku ve toplumda itibar kazanacağımız ya da kaybedeceğimiz bir sürü seçenek yığınıyla karşılaşırız.

Seçeneklerin fazla olması başta bize sunulan fırsat olarak değerlendirilebilir, aynı zamanda bollukla da bağdaştırılabilir. Fakat ne kadar çok seçenek var ise seçmediklerimizin bize getireceği pişmanlık da o kadar fazla olacaktır. Çünkü seçmediklerimiz kafamıza üşüşerek doğru kararı verip vermediğimizi bize sorgulatır, sayıca fazla olmaları onları daha da güçlü yapar.

Fırsat maliyeti; bir seçim yapıldığında vazgeçilmek zorunda kalınan en iyi ikinci alternatifin getirisidir. Seçimin bedeli diğerlerinden vazgeçmektir. Fırsat maliyeti, kapitalist bir toplumda oldukça iyi işler. Diğer seçeneklerin ölümüne katlanamayan insan, bir ceket yerine üç ceket almayı tercih edebilir. Bu daha az kayıp demektir. Farklı ceketlerin bize ait olması, bizim farklı versiyonlar satın aldığımız anlamına gelir. Biri bizi marjinal gösterir, biri zengin bir diğeri de oldukça ciddi birini simgeler. Elimizden gelse daha fazla ceket alacak olmamız, pazarlama stratejisi olarak çok güzel işleyebilir.

Konu hayattaki seçeneklerimize geldiğinde ise, pazarlama stratejisi olarak kaybın maliyetinin artma pratiği zihnimizde tam olarak aynı şekilde çalışır. Ama çok daha korkutucu bir biçimde. Çünkü artık ödeyeceğimiz bedel paradan ibaret değildir.

Seçme Cesareti

How to recognize life patterns and make better choices - Debra Benton

Kariyer yollarımız, yaşayacağımız şehir, evleneceğimiz insan, çocuk sahibi olup olmama kararı… Hepsi bir seçim, aynı zamanda kayıp. Bir seçim, kendiyle beraber başka bir hayatın imkansızlığını getirdiğinden bu mağazada seçmek zorunda kaldığımız bir cekete benzemez. Üst üste giyemeyeceğimiz ceketleri dolaplarımızda yan yana dizebiliriz, ama aynı anda hiç evlenmediğimiz bir hayat ile evlendiğimiz bir hayatı deneyimleyen o kişi olamayız.

Kierkegaard tam da bu sebeple seçim yapan insanı uçurumun kenarında tasvir eder. Uçurumdan atlayabilecek cesarete sahip olan da bir adım geri çekilerek arkasında kalanı deneyimlemeyi seçecek olan da kişinin kendisidir. Uçurumdan bakmak insanda baş döndürücü bir kaygıya sebep olur. Çünkü seçim yapmak, sandığımızdan daha büyük bir cesareti gerektirir. Diğer seçeneklerin kaybını göğüslemek ve yaşanmayacak seçeneğin yasıyla baş etmek bir yetenektir.

Çocukken bizden bir oyuncak seçmemizi isteyen ebeveynlerimize karşı nasıl hırçın oluyorsak ve eve dönerken seçtiğimiz oyuncağa biraz da pişmanlıkla bakıyorsak yetişkinken de bu hissin aynısını yaşıyoruz. Seçmediğimiz oyuncaklar, o an sahip olduğumuz oyuncaktan çok daha güzel geliyor. “Vazgeçtim” diye mızıldanıyoruz belki. Geri dönüp oyuncağı değiştirmek istiyoruz. Ama kaç kere geriye dönersek dönelim, hep aynı pişmanlıkla bakıyoruz o seçilmiş olana.

Kierkegaard’ın Ya/Ya da’sının 1. Kısmında estetik yaşamı temsil eden A karakteri “Evlen, pişman olacaksın. Evlenme, yine pişman olacaksın. Evlen ya da evlenme, her iki durumda da pişman olacaksın,” derken aslında tam da insanın seçimlerinden sonraki pişmanlıklarını özetler. Hayatta bir seçeneği enine boyuna düşünmek, tartıp biçmek ve “tamam en doğrusu bu” demek hiç arkamıza bakmayacağımız anlamına gelmez.

İnsan hikaye yaratmayı sever, senaryolar beyninde uçuşur. Bu haliyle pek tabii seçmediği ihtimalin senaryosunu kafasında kendi varsayımlarıyla oynatıp durur. Sonunda der ki “acaba yanlış bir seçim mi yaptım?”

Çünkü seçtiği hayatın içinde o hayatın getirdiği olumsuz yanları da taşırken seçmediği hayatın parıltısı gözlerini alır. O seçeneğin olumsuz yanlarını o an yaşanmadığından seçilmemiş olan bir anda tolere edilebilir hale gelir. Şu an yaşadığı acı, yanlış bir seçimin sonucudur. Pişmandır.

Oysa bu yönüyle baktığımızda yanlış ya da doğru seçimden çok seçilmiş ya da seçilmemiş olan vardır. Hayatta seçtiğimiz hiçbir yol doğru olmayacağı gibi, bu yönüyle bakıldığında hiçbir yol da yanlış değildir.

Hayat Dur, Seçim Yapacağım

Korku ve kaygı, özellikle büyük hayat seçimlerimizde bizi öylesine esir alır ki bazı zamanlar seçim yapacak cesareti gösteremeyiz. Geride kalacak olanların maliyetini hesaplarken hayattan durup bizi beklemesini isteriz. En doğru anda, en doğru seçimi yapmak için beklediğimiz sırada hayat aslında durmaz.

Hayatımızda bir seçim anına vardığımızda, biz seçmeyi ertelediğimizi düşünürüz, yani bir seçim yapmadığımızı. Aslında seçim yapmamak bile bir seçimdir. Seçimi ertelemek, bilinçli bir seçim yerine bilinçdışı şekilde seçilmiş olanı yaşamaktır aslında. Seçmemek, beklemek, bütün ihtimalleri hesaplamak; hayatın duracağına dair bir yanılsamadır. Hayat aktığı sürece yollar ayrılır. Ya cesaret edip yolu ve pişmanlıklarını seçeriz ya da hayat zaman, alışkanlıklar, koşullar ve genel günlük eğilimler bizim yerimize seçimi yapar.

Why Choice Based Games Are Extremely Fun To Play - Tech4Gamers

Bir bilgisayar oyununda eyleme geçmen gereken anda iki seçenek çıkar karşına. Saniyeler içinde bir karar vermen gerekir. Beynin o anda yanlış karar vereceğin kaygısını o kadar derinden yaşar ki donma tepkisine girilebilir. Fakat oyun devam etmek zorundadır. Bu sebeple oyun kendi seçtiği seçeneği bir anda atar. 

Kaygıların seni seçim yapamaz hale getirdiğinden seçmediğin bir seçeneği yaşama mecburiyetinde kalırsın. Bazıları için bu hayatın kendi akışı haline gelir. Cesaret o denli azalmıştır ki, hiçbir konuda seçim yapamaz. Oyunun onu ilerleteceği yönden gider. Koşullar ve kişiler onun yerine karar verir. Sonuçlarını üstlenmez, kendi seçmemiştir. Kurban rolüne bürünme hakkını kazanır. Kendi seçmediklerini yaşadığı için hayıflanır, bir sonraki seçim anı geldiğinde yine donar.

Kierkegaard tam da bu mağduriyetin tatlı kollarına atılmayan insanın cesur olduğunu hatırlatır bize. Önemli olan doğruyu seçmek değil, seçimin ciddiyetini ve sonuçlarını üstlenmektir.

İncir Ağacındaki En Güzel İncir

Sylvia Plath's Fig Tree and the Weight of the Unripe Fruit | by Momina  Areej | Medium

Sylvia Plath, seçim yapamama halini Sırça Fanus romanında incir ağacı metaforu üzerinden anlatır. Kitapta Esther karakteri hayatındaki farklı seçeneklerin yol açacağı olasılıkları incir ağacındaki incirler olarak hayal eder. Her birini ister, fakat birini seçerse diğerini kaybedeceğini bilir.

İncir ağacındaki incirlere bakarken, hangisinin daha lezzetli ve doğru olduğunu düşünürken ağaçtaki incirler çürümeye başlar. Bekledikçe ağacın altına patır patır incirler düşer. Esther incir ağacının altında incirleri izlerken aç kaldığını fark eder. Hiçbir inciri seçememiştir, zaman aktığı için incirler seçileceği zamanı doldurup yok olmaya başlarlar.

Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, göz kırpıyordu. İncirlerden biri, bir eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı. Bir başkası,ünlü bir ozan, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör Ee Gee, öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika, biri Constantin, Socrates, Attila ve garip adları değişik meslekleri olan daha bir yığın âşık, bir başkasıysa Olimpiyat takım şampiyonu bir kadmdı. Bu incirlerin üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek çıkaramadığım bir sürü incir daha vardı. Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum. Ve incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. Hepsini ayrı ayrı istiyordum incirlerin, ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti. Ve ben orada karar veremeden otururken incirler buruşup kararmaya başlıyor ve birer birer toprağa, ayaklarınım dibine düşüyorlardı.

En doğru zamanı, en doğru şeyi seçmek ve pişman olmamak için bekliyoruz. Fakat aslında fark etmediğimiz, doğru ve pişman olmayacağımız bir yol olmadığı meselesi. Mesele en doğru yolu bulmak değildi belki de.

Seçme cesaretini gösteremediğimiz için savrulduğumuz yolların kendisinin çok daha korkutucu ve edilgen bir varlık gösterdiğini anlamaktı.

Hayatın er ya da geç öğrettiği şey seçenekle gelen hiçbir pişmanlık ve vazgeçişin; incir ağacındaki bir inciri alıp yiyemediğimiz, dökülen incirlerin neye benzediğiyle ilgili varsayımlarda bulunarak geçirdiğimiz, ya da elimize tutuşturulan incirleri yerken hayıflandığımız bir hayattan daha korkutucu olmadığıydı.


Kaynakça

Kierkegaard, S. (2020). Ya / Ya da (N. Beier, Çev.). Alfa Yayınları. Plath, S. (2013). Sırça Fanus (H. Saraç, Çev.). Kırmızı Kedi Yayınevi. Schwartz, B. (2005, Temmuz). The paradox of choice [Video]. TED Conferences.

27-09-2026