Çember

Çember

A+ A-

Tek bir istediği vardı benden. Bu çemberden dışarı çıkmayacaktım. Belki etrafında bir tur atıp, içinde oturabilir sonrasında bir saat gibi kollarımı belli açılarda gerebilirdim. Yapılabilirdi, neden olmasın? Çemberde durduğum her gün için bana para getireceğini söyledi. Çemberin içine almak istediğim herkesin de bu çemberin içinde kalacağını ama çıkmak isterlerse de (ki bu çok ayıp olurdu) benim onlarla gidemeyeceğimi de ekledi.

Tek bir gereksinim vardı. O da çemberin içinde kalmak. Her ne olursa olsun. Ha, belirli zamanlarda çemberden elbette çıkılabilirdi. Ama bu da çemberin dışındaki daha büyük çemberin içiyle sınırlıydı. Ne güzel, bazı günler başka çemberlerin içinde dolaşabilir, yeni insanlar tanıyabilirdim. Böylece kendi çemberime insanlar katar, belki ben onların büyük çemberlerine taşınabilirdim.

Aslında hepimizin amacı, daha büyük bir çemberde yaşamaktı. Daha büyük bir çembere geçmek, daha büyük bir para ve belirli günlerde daha büyük çemberi gezmek demekti. İnsan hayatta başka ne isterdi ki?

İlk gün, çok heyecanlı bir şekilde çemberdeki yerimi buldum. Benimle birlikte orada duran elli kişi daha vardı. Tabii, o sıkışık çemberin içinde o kadar kişi olmak biraz zorlayıcıydı ama daha da küçük çemberler olduğu düşünüldüğünde bu halimize şükretmemiz gerektiğini anladık. İçlerinden biri, eşinin kuzeninin o küçük çemberlerden birinde yaşadığını ve bine yakın kişi daha olduğunu, adım atacak yer olmadığını anlattı. Biri yer değiştirmek istediğinde diğeriyle sözleşiyor ve ancak o şekilde birbirlerine tutunarak hareket edebiliyorlardı. Ne korkunç, halimize şükür.

Konforlu Esaret

Gün geçtikçe buraya alışıyordum. Cebime eklenen paralarla, çemberin içine yiyecek sipariş edebiliyordum. Bazı kıyafetler alıyordum, belki biraz içki de. Bütün gün çemberin içinde olmak bazen zorlayıcı olabilse de gün sonunda aldığım elbiseleri açarken ve içkimi yudumlarken tüm günün sıkışmışlığı adeta geçiyordu.

Çemberden çıkacağımız günü sordum bugün. Yılda 14 kez çemberden çıkabiliyormuşuz. Belirli bir miktar para alınıyor diğer çembere geçerken. Bunu da biriktirmek için ancak bu kadar zaman yeterdi zaten.

Çemberin içine başka insanlar eklenmeye başladı. Onları her gün görmek ve suratlarını dibimde hissetmek bazen midemi bulandırıyor. Arada öyle laflar ediyorlar ki, sanırım bu çemberdeki en aklı başında insan benim. Ki bu da daha büyük bir çembere geçmek için yeterli bir sebep.

Duydum. Yanımdakini daha büyük bir çembere alacaklarmış. Ama neden? Hiçbir vasfı olmayan bir tip, görmeye bile dayanamıyorum. Çemberi çizenleri tanıyormuş diyorlar, yoksa başka nasıl olacakmış. Ona veda ederken içimde nasıl bir öfke büyüdü! En son giderken de bize çember kuralları hakkında naval okumaz mı, çıldıracaktım! Neymiş, çembere sadık kalmak en büyük görevimizmiş, arada çemberin dışına uzun uzun bakanları görüyormuş, ne büyük ayıpmış, olduğumuz yere şükretmek her şeyden daha değerliymiş! Neyse ki gitti. Çemberde bir sessizlik oldu. Herkes çemberden dışarı bakmanın kötü bir şey olduğunu kavradı. Ben de arada bakıyordum ama bir sorun olacağını şimdi öğrenmiştim. Yüzler öne eğildi. Herkes birbirini didikler oldu.

Geçen gün, çemberi çizenlere laf taşıdığına emin olduğum birisi yanıma gelip durumu şikayet etmeye başladı. Onlar büyük çemberlerde kalırken, biz niye burada sıkış tepiş yaşıyormuşuz. Geçen gün ayağı çemberin çizgisine değecek olmuş, hem ikaz mektubu gelmiş. Hiç bozuntuya vermedim. Salak mı sandı beni? Ben en ufak bir şikayet etsem koştur koştur beni çekiştirecek, bilmiyor muyum sanıyor? Aksine övdüm çemberi çizenleri, düzeni sağladıklarını söyledim. İstediğini alamayınca gitti, başkasını ağına düşürmeye, o da başlamasın mı şikayetlenmeye? Yazık dedim, ertesi gün küçük çembere gönderdiler onu. Arkasından üzülen oldu, ben çok üzülmedim. Burası böyle.

Yeni Bir Çember: Aile

Çemberde biriyle tanıştım. Öyle tatlı, öyle naif biri ki. Evliliği konuşmaya şimdiden başladık. Ama çember vergisi sebebiyle bu şu an pek mümkün görünmüyor. Evlenenlere destek olunacak demişlerdi, başvurduk ama bekliyoruz.

Sonunda evlendik. Hatta bir çocuğumuz olacak. Çok mutluyum. İyi ki bu çemberdeyim ve ömrümün sonuna kadar burada kalacağım. Büyük çembere gidersem onları da yanıma almam biraz uzun sürebilir. Şimdilik burada kalmak çok daha iyi.

Gün geçtikçe büyüyor. Tüm varlığımızı ona adadık. Elimizde hiçbir şey kalmadı. Haftada iki gün çember eğitimi almak için başka bir çembere gidiyor. Ama bizim çembere döndüğünde sorduğu sorular biraz değişik. Çemberi sorguluyor gibi hissediyorum. Kimse duymasın diye onu sımsıkı sardım geçen gün ve kulağına fısıldadım, çemberi sorgulamak yok diye. Biraz fazla sıkmışım ki ağladı. Neyse, onu koruduğumu yakında anlayacak.

Artık eğitimi tamamladı. Çemberi belli olacak. Çok heyecanlıyız. Ama onun yüzünde heyecan göremiyorum. Birkaç kere sebebini sorduysam da pas vermedi. Çemberdeki diğer çocukla çok fazla görüşüyorlar. Bazen çemberin kenarına gidip fısıldaşıyorlar. Birkaç kere yakalayıp uyardık. Ama nafile, şu çocukla ne konuşuyorlar anlamış değilim.

Sadakat Çatlağı

Bugün felaket bir şey oldu. Çocuğumuz karşımıza geçip çemberde yaşamak istemediğini söyledi! Yıllarca başka çemberlere geçme hayaliyle ömrünü çürütemeyecekmiş! Bizim daha büyük bir çembere geçmemize yalnızca bir ay kaldı. Hem çemberde geçirdiğimiz vakit dolayısıyla artık çok iyi paralar kazanıyoruz. Anlattık, dil döktük ama dinlemedi. Çok korkuyorum onun için. Çember istemiyorsa karede başlayabileceğini bile söyledim. Ama yok. Dinlemiyor.

Onu yalnız bırakamayız. Çemberden çıkacaksa bile onla birlikte gitmemiz gerekmez mi? Ama çıktığımız anda bunca yıllık emeğimiz boşa gidecek, bu sefer ona da para gönderemeyeceğiz. Her geçen gün gitmeye daha çok yaklaştığını hissediyorum. Ama elimden bir şey gelmiyor.

Gitti. Dedikodular oldukça hızlı yayıldı. Bir anarşik çemberden kaçıp gitmiş! Hem de benim evladımmış, Allah bilir nelerle büyütmüşüm onu kafasını karıştırmışım! İkaz mektubu geldi bugün. Çocuğumun yerini söylemek için 3 günüm varmış. Keşke bilsem, bilsem de yanına gitsem.

Çocuğumuza sahip çıkamadığımız ve onu yanlış yönlendirdiğimiz için ceza aldık. Her ay alacağımız paranın belli bir bölümü kesilecekmiş, çemberdeki yerimiz de değiştirilecekmiş. Yıllardır ulaştığımız çemberin dışına yakın yerimiz, çekirdeğe doğru kaydı. Ama hiçbir şey umurumuzda değil. Çocuğum nerede?

Gözlerin Ötesinde

Şu her gün konuştuğu çocuk bugün yanıma geldi. Elinde bir kağıtla. Size dedi. O gönderdi. Açmak için cesaretimi toplamalıyım. Herkes uyuduğunda açmalıyım. Yoksa görürler ve yine bir söylenti başlar.

Mektubu açarken ellerim titriyordu. Onun kokusu sinmiştir belki diye burnumu mektuba dayasam da çemberin karışmış insan kokusundan başka bir şey alamadım. Açtığımızda gözlerimizden yaşlar akıyordu.

Bizi her zaman sevdiğini söylemiş, bundan asla şüphe etmememiz gerektiğini de anlatmış. Ama bir çemberin içinden daha fazlasıymış hayat ve bunu hep biliyormuş. Biz ona inanmasak da, sınırlarımızı çizenlerin boyunduruğu altına girmekten ve onların koyduğu kurallara uymaktan fazla bir şey varmış bu dünyada. Belki yanılıyormuş ama yanılmadığını hissediyormuş da aynı zamanda. Okuduğu kitaplarda, çaldığı kemanda bir ses varmış, başka bir ihtimalin mümkünlüğünü haykıran ve bu sese kulak kapatmayı biz başarmışsak da o başaramamış. Bizi seviyormuş orası kesin. Ama çemberin sınırlarını yenilemeye gelen adamların yüzündeki ifadeyi hiç sevmiyormuş. Onların parasıyla elbiseler almak ve sırf onların bize olan davranışlarını unutmak için sızana kadar içebilmek. Bunlar ancak kendine yaptığı bir işkencenin sonuçları olabilirmiş, bir ödül değil. Bizi seviyormuş orası kesin, ama kendini ve kendi sınırlarını ve hayatın şarkısını daha çok sevmiş. Çok özür diliyormuş. Hayatın sınırları gördüğümüz çemberden çok daha fazlası, demiş en son.

Mektubu okuduktan sonra gözlerim çemberin ötesine gitti. Diğer çemberin sınırını gördüm. Sonra bir ışık gözlerime vurdu. Bu önüne dön demekti. Önüme döndüm, kendi çemberimin sınırları içine.

21-12-2025