Cogito’dan Kod’a: Descartes Felsefesinde Yapay Zekanın Yeri
Descartes her şeye şüpheyle yaklaşır ve bilgiye de bu şüphecilik yoluyla ulaşılabileceğini söyler. Gerçek onun için hem zihnen hem de bedenen kanıtlanması ve hem fikir olunması gereken bir şey olsa da insan kendi zihnine ve bedenine güvenebilir mi? Bu soru Descartes için başlangıç noktasıdır. Evet, bir şeyler düşünebilir insan, hissedebilir aynı zamanda. Fakat tüm bunlar gerçekliğin kendisi midir, bir parçası mıdır yoksa ondan apayrı bir şey midir?
Duyuların Güvenilmezliği ve Gerçeklik Kurgusu

Descartes’in gerçeğe ve bilgiye ulaşma yöntemi metodik şüphedir. İnsana görünen şeyler bazen apaçık gerçeklik gibi görünebilse de aslen doğrunun o olmadığının ön kabulüyle bakmak gerekir ona göre. Çünkü Descartes insan denen canlının zihninin ona ne oyunlar oynayabildiğini görmüştür.
Çok uzakta olan şeylerin küçük göründüğünü ve ona uzaktan bakan birinin asıl boyutunun bilgisine sahip olmadan onu gördüğü gibi varsayabileceğini fark eder. Herhangi bir illüzyonik görüntüyle (örneğin bir kaşık) baktığımız yüz, olduğumuz şeyin tamamen değiştiği anlamına gelmese de güvendiğimiz duyularımız, gözümüz, bize yalan söyler. Asıl şüphe de buradan başlar. Benim dış dünyaya -bilgiye- ulaşabildiğim ve güvenebileceğim tek şey olan duyularım, beni kandırmaktan hiç çekinmez.
Rüya gördüğümüzü düşünelim. Kendimizi o ana o kadar kaptırırız ki gerçek olanının zihnimizin bir perdesi olduğu düşünürüz. Bir tiyatro oyunundan ibaret olan rüya, bazen duygularımızı bile yönetebilir. Kendimizi kötü hissedebiliriz ya da istediğimiz şeylerin olduğunu rüyalarımızda gördüğümüzde gerçekten seviniriz.
Peki öyleyse, bu hayatın kendisinin de bir rüyadan ibaret olmadığını nereden bilebiliriz? Bize gerçekten gerçek gibi görünen bir tiyatro sahnesindeyken aynı Matrix filmi gibi gözlerimiz ve zihnimiz aslında kapalı bir şekilde yatmadığımızı nereden bilebiliriz? Böyle bir durumda, etrafımızdaki her şey de bizimle beraber gerçekliğini yitirerek rüyanın puslu dünyasına girmektedir.
Bir rüyada olmadığımızı bile varsaysak bizim gerçekliğimizi kendi isteğine göre değiştiren ya da bize olduğundan farklı gösteren şeytani bir varlık (Malin Genie) olamaz mı? Bizi kontrol ettiğini ya da bize istediği şeyleri gösterdiğini bilebilmemizin bir yolu var mıdır? Bu şeytani varlık öylesine ayarlamıştır ki her şeyi bizim gerçeğe ulaşmamız ya da bunu istememiz pek tabii imkansız olandır.

Tam bu anda aklımıza Truman Show filmi gelebilir. Gerçekliğin bir televizyon realitesinden oluştuğu ve etrafında olan her şeyin planlı bir senaryodan ibaret olduğu bir evren mümkün müdür? Mümkünse bile bizim bunu bilmemiz ve Truman gibi bulunduğumuz durumdan çıkmak için merdivenleri tırmanmamız için ne yaşamamız gerekir? Peki, o gün geldiğinde asıl gerçekliğe adım atacak cesareti gösterebilir miyiz, yoksa bu illüzyon bize yeterli mi gelir?
Şüpheden Varlığa: Cogito’nun Işığı

Descartes tüm bu ihtimalleri düşünürken bütün düşüncelerinin temelinde duran şeyi görür. Adeta parlar orada. Şüphe. Bütün bu soru işaretleri ve zihninin karıncalanmasına sebep olan bu his. İşte! Tam o noktada bir şeyi fark eder. Benim şu an gerçekliğimden şüphe eden zihnim asıl gerçekliğin kendisi değil midir? Bir şeyin varlığından şüphe edebilmesi için onun gerçekte var olması gerekmez mi?
Bu çıkış Descartes için bir an’dır. “Cogito Ergo Sum” derken tüm şüphelerinin bir gerçekliğe yani kendi şüphe eden zihnine giden yolculuğunu görebilir. Bu noktada zihnini ve bedeninin iki ayrı kavram olarak görmesi gerektiğini fark eder. Bir düalite vardır, zihinde olan ve bedende olan arasında bir fark vardır.
Gerçeklik Algısının Yeni Aktörü: Yapay Zeka

Peki, günümüz için nispeten yeni bir gerçeklik olan yapay zeka için Descartes’in şüphecilikten gerçekliğe giden yolculuğu ve bilgiye ulaşma yolları hakkında ne söylenebilir? Gerçekliği sorgulamamız ve kendimizden, zihnimizden, duyularımızdan şüphe etmemiz yanında yapay zekanın yeri ne olabilir? Bilgiye ve gerçeğe erişim noktasında yapay zeka bize ne katabilir, ya da bizden ne götürebilir?
Yapay zekanın kendine ait bir bilincinden bahsedebilir miyiz? Descartes için ‘akıl’ şüphe eden, duyuların sonuçlarını analiz edebilen bilinçli bir zihindir. Descartes’e göre varlık, şüphe ile varlık kazanır. Yapay zeka ise şüphe etmez, analiz eder ve hesap yapar. Bir veri işleme ve toplama noktasından ibarettir. Bilginin kaynağının önemi bakımından yapay zekanın bize verdiği bilgi, tamamen analiz denizinde en çok doğrulanmış kavramların ön plana çıkarılmasıdır.
Acaba yapay zeka, Descartes’in şüpheyi araç olarak gören bakış açısında gerçeklik noktasında bir kırılma anı olabilir mi? İnsan kendi duyularına güvenemediği noktada kesin ve istatistik doğrulara ihtiyaç duyabilir, bu noktadan yapay zekanın sunduğu algoritmik netlik insana bir gerçeklik mi sunar, yoksa daha büyük bir illüzyonun kapılarını mı aralar?
Algoritmik Gerçeklik ve Şüphenin Sonu mu?

Gerçeği ararken sadece mantıkla hareket edilmesi, yapay zekanın işleyiş sisteminin aynısıdır. Fakat gerçeklikte aradığımız şey, en azından Descartes’in aradığı şey, bu değildir. O şüphe götürmeyen ve binlerce kez doğrulanmış bilgi çıktılarını değil, şüpheden çıkan zihnin yaptığı içsel sorgulamanın sonucunda ‘var’ olarak kabul eder.
Yapay zeka ise sorgulamaz, şüphe etmez. Veri işleyerek hakikata ulaştığını ‘sanır’. Yapay zekanın elde ettiği bilgi bir örüntünün, veri analizinin sonucudur. Hakikatın kaynağı, zaten hamurunda şüphe olan insanların hemfikir olduğu kavramlardan ibaret midir ki, yapay zekanın ortaya çıkardıkları bir hakikatı işaret etsin?
Bize bizim hakikatimizi işleyerek veren yapay zeka, aslında günümüzde gerçeklik kavramını daha da şüpheye düşürüyor. Neye bakmamız gerektiğine aslında yapay zeka karar veriyor, gündemimizi ve kaynaklarımızı da o belirliyor. Aynı zamanda bazı videoların insan elinden mi çıktığı yapay zekayla mı yapıldığını artık çok zor ayırt edebiliyoruz. Bu aslında Platon’un mağara algoritmasının 2025 yılında bir tezahürü şeklini alıyor.
Sanıyorum ki, ileride gerçeklik daha da şüpheye düştüğünde biz hem gerçeklikten uzaklaşmış olacağız hem de bu içine düştüğümüz derin şüphe bizi daha da var kılmaya ve ayırt edilmeye elverişli hale getirecek. Bu gerçek için ve cogito için bir dönüm noktası olacak gibi görünüyor.