Kadın: Bir Kurgu Olarak İnşa Edilen Kimlik

Kadın: Bir Kurgu Olarak İnşa Edilen Kimlik

A+ A-

Hayatın çoğu zaman roller üzerine kurulu olduğu doğrudur. Dünya bizden ‘biri’ olmamızı bekler, bu beklentiyi karşılamak için çabalarken aslında o kişinin kendilik olduğu ya da olması gerektiği varsayımına dayanarak kendiliği inşa ederiz. Toplumun temel yapısı bizi bir şey olmaya iterken bu tanım sürekli olarak düzenlenir ve değişir. Bu değişim içerisinde biz de kendi konumumuzu bulmak zorunda kalırız. Akan bir suyun üzerinde savrulur gibi toplumun ve dayatmalarının bizi götürdüğü yere gittiğimizde ise hep orada olmamız gerektiğini düşünürüz, ya da bunu düşünmemiz sağlanır.

Kadın olmak da tamamen toplumsal yapıdan bağımsız olmamakla birlikte daha farklı bir kurgulanmanın sonucudur. Toplum bireyden bahsederken kadınları sürekli olarak kendi menfaatlerine göre tanımlar ve kadınların bu çerçevede kalması için elinden geleni yapar. Kadın ne olması gerekliliği hakkında o kadar fazla şey duyar ki zaman içinde aslında ne olduğunu bilmesi gittikçe zorlaşır.

Çocukluk döneminde, bir teşhircilik boyutunda erkeklerin özel bölgeleri sergilenmek istenirken kız çocuğa sürekli olarak ‘edepli’ oturması söylenir. Kendini dışarıdan bir göz olarak görerek sürekli olarak vücudu üzerinden bir oto-kontrol sağlaması gereklidir ki dışarıdan bakan göz için bir tehdit unsuru olmasın.

Yaşı ilerledikçe kendiliğinden doğan özellikleri için küçük görülmeye başlanır. ‘Çok konuşuyorsun,’ ‘Bu kadar konuşan kadını kimse sevmez,’ ‘Kadın dediğin her şeye karışmaz,’ ‘Her şeye itiraz ediyorsun biraz da söz dinle’ gibi bir sürü yönlendirmenin sonucunda kadın kendiliği bir yanlışlık olarak nitelendirir. Çünkü her kendi olduğunda, her kendi vücuduyla barıştığında dışarıdan bu sergilemenin yanlış bir şey barındırdığı izlenimi yaratılır. Kadın önce vücudunu gizlemeye çabalar, sonra ağzını kapatmaya ve sonra da itaat ederek söyleneni yapmaya böylece kendini doğru kalıbının içine atmaya çalışır.

Ama kadın hiçbir zaman ‘doğru’ olamayacaktır.

Lilith ve Havva

ilk feminist

Lilith efsanesi, kadınlara bakış açısını özetlemek için oldukça nokta atışı bir temel. Lilith Havva’dan önce yaratılmış ilk kadın olarak, Adem’e sunulduğunda Adem’in ondan üstün olduğuna ve itaat edilmesi gereken bir varlık olduğuna asla ikna olmaz. Her seferinde Adem’in onu emir ve komuta almasına karşı çıkarak onunla aynı topraktan yaratıldığını ikisinin de eşit olduğunu savunur ve Adem’e boyun eğmeyi reddeder.

Efsaneye göre kadın erkeğe şöyle söyledi: “Ben senin altında yatmak istemiyorum.” Ve erkek karşılık verdi: “Ben senin altında değil üstünde yatmak istiyorum, çünkü altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum.”

Kadınların sürekli sorduğu ve mantıklı bir cevap alamadığı soruyu Lilith de sorar: Ben de seninle aynı maddeden yaratıldım. Neden sana tabi olayım?

Bu soru Lilith’i bir şeytan yapmaya yeter. Lilith itaat etmeyi kabul etmez, hem Adem’i hem de cenneti terk eder. Lilith tüm bunları geride bıraktığında toplumsal anlatılar adeta korkunç bir boyuta dönüşür. Lilith artık tehlikeli ve uzak durulması gereken bir kadındır. Şeytanlarla birlikte olur, bebeklere zarar verir, erkekleri baştan çıkarır. Çok uzaklarda yalnız bir şekilde yaşarken karşısına çıkan herkese, özellikle bebeklere zarar verir ve pek tabii ondan uzak durulması gerekir. Yalnızlığa mahkumdur.

Lilith kötü ve itaat etmeyen bir kadın olarak boy gösterirken Havva daha ‘uygun’ bir kadın modeli olarak bu mitte karşımıza çıkar. Lilith asi, felaket getirici dişi iken Havva Adem’e itaat etmeyi, onun gerisinde durmayı ve bir anne olarak temizlik ve saflığı tasvir eden uyumlu bir kadını temsil eder. Fakat bu da onun bir kadın olarak suçlanmasına engel teşkil etmez.

Havva’nın hikayesi kadının suçlanışı anlatısının bitmek bilmez olduğunu gösterir. Yasak olanı merak eden, bilgiye yönelen ve sınırı aşan yine kadındır. Çünkü bilgi ağacında duran parlak elmaları yememesi gerekliliği öğütlenen Adem ve Havva, yine bir kadın yüzünden bu sınırı aşmış olarak gösterilir. Hatta bu ihanetin cennete bir yılan olarak giren Lilith’in Havva’nın aklını çelmesi ve Havva’nın da elmayı Adem’le birlikte yeme efsanesi ile, iki kadının insanlığın cennetten kovulmak için tek neden olduğu ifade edilir adeta.

Bu sevimsiz ve çıkan olmayan durumun içerisine, elinde

yılanın ısrarlarıyla bilgelik ağacından kopardığı cennetin

altın meyvesiyle dalar Havva. Meyveyi Adem'e şu sözlerle

sunar:

"Al bunu ye, hoşuna gidecektir

Eminim ki aradığın her şeyi onda bulacaksın

Benim bilgiye dair bir açlığım kalmadı

Ve yediğim her meyve bana çok yarıyor."

Adem’in iradesinin bir kadın tarafından yönetildiği, onun seçiminden çok kadının merak duygusuyla toplumu ihanete ve kötülüğe sevk ettiğini anlatır. Havva her ne kadar uyumlu ve itaatkar olsa da kadın olmanın içerdiği lanetlenmekten kurtulamaz. Bu mit yüzyıllardır süregelen kadın ayartır, kadın başlatır ve kadın asıl düşüşün sebebidir, düşüncesini kara bir kalem gibi kadının varlığına sürer.

Lilith itaat etmediği için suçlanırken Havva merakla bilgiye erişme açlığından suçlanır. Kadın, tarih boyunca ya boyun eğmediği için ya da sınırları ihlal ettiği için (sınırların kimin tarafından kurulduğu çok açık) cezalandırılır. Bu yüzden kadınlık bir oluş halinden çok hep sıfatların üzerine yapıştırılmasından ibaret olur. Kadın, bir özne olmaktan ziyade bir nesne halini alır.

Beklentiler Havuzunda Kadın

Kadın her daim suçlanacağını bilmesine rağmen sosyal zorundalıklarla da birlikte hayatını kendiliğinden çıkarak beklentilerle inşa etti. Hiçbir zaman erişemeyeceği bir mertebeye erişmeye çalıştı belki de: Erkeğin kendisi. Erkek var oluşuyla kabul görürken kadın belirli tanımlamalarla kabul gören bir şey olmalıydı. Bir anne olduğunda, bekar olduğunda, ya da herhangi bir ‘şey’ olduğunda nasıl olması ve ne yapması gerektiğiyle ilgili yığınla bilgi mevcuttu. “Sen bir anne olarak şöyle olmalısın, bekar bir kadın olarak böyle hareket etmelisin, tek başına bir kadın olarak…” Başlangıç noktaları değişse de cümlenin sonu hep var olan durumda kadının nasıl davranması gerektiğiyle alakalıydı.

Tarihsel Sürükleniş

A Housewife in Her New Modern Kitchen (1957) | German History in Documents  and Images

Kadın tarihsel olarak deyim yerindeyse rolden role sürüklendi. 1950’lerde özellikle savaş sonrası dönemde kadınlara biçilen rol, kadının mutfağında, çocuklarıyla ve kocasıyla mutlu olduğu bir figürdü. Kadının mutlu olmasının koşulu sahip olduğu ev aletleriyle ailesine ne kadar iyi hizmet ettiğiyle ölçülüyordu. Buradaki asıl düşünce, kadının çalışmaması ve evi bir doğal habitat olarak görüp oradan çıkmamayı bir mutluluk imgesi haline getirmesiydi.

Günümüzde ise değişen ekonomik politikalarla kadın yine şekil değiştirdi. Bu sefer kadın makyaj malzemeleri ve iş kıyafetleriyle işine giden, güçlü kadın imajını destekleyen bir modeldi. Fakat bu güçlü kadın imajının gerçek güçle hiçbir bağlantısı yoktu. Çünkü asıl güç, dışarıdan sana dayatılan bir fikir olmadan hareket edebilme özgürlüğüyken yine kadının nasıl olması gerektiğinden bahsedilerek satılan bir güç yaratılıyordu.

Vitrinlerdeki ‘erkek’ kostümleri kadınlara iş hayatında gücü elde etme dürtüsü vermeliydi. Kadın bunları elde ettiğinde güçlü ve özgür olacaktı. Ama bunun da bir rol olduğu ve sisteme hizmet ettiği aşikardı.

Çalışan kadınlar için regl izni teklifi

Dönemsel olarak değişen olması gereken kadın modeli, hiçbir zaman ulaşılamayacak bir ideadan ibaret olmaya başladı. Bu sefer kadın hem ev işleriyle ilgilenirken hem de evi için para kazanmalı aynı zamanda iyi bir anne olup vücuduna dikkat etmeli, göze güzel görünmeliydi. Sıfatların adeta üstüne boca edildiği ve kadının tüm bu niteliklerin altında ezildiği dünyada kadına bahşedilen küçük bir erkek alanı kadının sözde gücünü gösteriyordu.

Beauvoir’i Anlamak: Kadın Var Olan Bir Şey Değildir

Beauvoir Felsefesi ve Toplumsal Cinsiyet | “Kadın Olunur!”

Simone de Beauvoir’e göre kadınlık, bir toplumsal inşa meselesidir. Toplum tıpkı bir kumdan kale gibi kadını her seferinde yeniden inşa eder. Beğenmediğinde ise tekrar yıkar. İnsanın dünyaya geldiği bedeni, o bedenle neler yapabileceği, neler yapması gerektiği ve hangi sınırlar içerisinde var olacağı toplum tarafından belirlenir.

Tam da bu sebeple, kadın aslında ne olduğundan çok ne olması gerektiğiyle meşguldür. Kendiliğinden olan bir toprağın üzerine ona ait olmayan tuğlalar, taşlar geldikçe altında var olan aslen kendinde bulunan şeyi unutur, unutmasa bile unutmuş olmayı diler.

Kendinde var olan bu altta ezilmiş özelliklerden çok kadın kendini anlatırken hep bir erkeği referans alır. Ancak bu şekilde var olur, adam gibi yapar, erkek gibi kadın olur, erkeğe yaklaşıp uzaklaştıkça değeri farklı yerlerden belirlenir. Bu yüzden kadınlık, bağımsız bir kimlik olmaktan çok bir karşılaştırmadır. Kadın, ne olduğundan çok ne olamadığı üzerinden tanımlanır.

Kadının üzerine fırlatılan tüm sıfatlar bir iyilik olarak görünmek ister. ‘Senin için söylüyorum’ denir. Kadın saftır, temizdir, güzeldir. Bunda kötü ne olabilir? Elbette bunda kötü bir şey yoktur. Ama peki kadın senin üstüne fırlattığın tüm sıfatları reddettiğinde neden lanetlenir? Onun için iyi bir şey yapmak istiyorsan; onu güzel, saf, temiz ve hassas olarak görünmeye zorlamayarak onu olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmeye çalışabilirsin. Çünkü belki de senin de yediğin elmanın bedelini yalnızca biz ödemek zorunda olmadan; tüm eksikliklerimiz, günahlarımız ve çirkinliklerimizle şunu haykırmak istiyoruz:

“Dikenlerin arasında bir zambak değilim, devedikenin ta kendisiyim.”

Ne devedikeniyken ne de bir zambakken kadın sevilmeye ve kabullenilmeye, dışarıdan bir güç tanımına muhtaç olmadığını bilmeli.


Kaynakça

Zingsem, Vera. 2006, Lilith. İlya Yayınları.

20-03-2026