Gece Üçten Sonra

Gece Üçten Sonra

A+ A-

Gece hangi saatte başlıyor bilmiyorum; saatler mi kararıyor önce, yoksa insan mı?

Bazı akşamlar vardır, pencerenin önünde duran bir bardak su bile hüzünlü görünür ya hani, sokaktan geçen arabaların farları tavana vurur, bir anlığına odanın içi aydınlanır, sonra tekrar kararır, insan tam da o kısa aydınlıkta hayatını fark ediyor galiba ne kadar dağıldığını, ne kadar sustuğunu, ne kadar yorulduğunu, son zamanlarda herkes çok konuşuyor ama kimse gerçekten bir şey anlatmıyor gibi, sosyal medyada kahkahalar büyüyor, videolar milyonlar izleniyor, insanlar birbirine “iyi misin” diye soruyor ama cevap beklemiyor çünkü artık kimsenin uzun bir cevabı dinleyecek sabrı bile yok,

Geçenlerde otobüste yaşlı bir adam gördüm, elinde eski model bir telefon vardı; hani eskilerin en meşhur yılanlı oyununun olduğu o telefon var ya, ondan,  ekranı çatlamıştı, sürekli rehberine girip aynı isme bakıyordu, aramıyor, sadece bakıyordu, sonra telefonun ekranı kapandı, adam camdan dışarıyı izlemeye başladı, o an düşündüm; bazı insanlar hayatımızdan gitmiyor aslında, sadece ulaşılamaz bir yere dönüşüyorlar, bir zamanlar ezbere bildiğin bir ses, artık yabancı bir şehrin sokakları gibi geliyor, yolunu biliyorsun ama gidemiyorsun,

Bence insanı en çok yoran şey, yarım kalmış ihtimaller, “ya öyle olsaydı?” düşüncesi, çünkü gerçekleşen şeyler zamanla kabulleniliyor ama gerçekleşmeyenler zihnin içinde yaşamaya devam ediyor mesela hiç yaşanmamış bir konuşmayı yıllarca hatırlanabiliyorken söylenmemiş bir cümle bazen edilmiş bir kavgadan daha ağır kalıyor içinde, gece de olunca herkes biraz kendi mahkemesini kuruyor zaten, kimini vicdanı yargılıyor, kimini özlemi, kimini de susarken kaybettikleri,

Şehirler de yoruldu artık, İstanbul’un da geceleri eskiden başka görünürdü sanki, şimdi her yerde aynı telaş var, insanlar bir yerlere yetişmeye çalışıyor ama kimse nereye vardığını bilmiyor, metro duraklarında yüzlere bakıyorum bazen; herkesin gözünün altında aynı uykusuzluk, aynı geç kalmışlık hissi, sanki bütün şehir görünmeyen bir sınava hazırlanıyor da kimse konuyu bilmiyor, belki de bu yüzden son yıllarda en çok “kaçıp gitme” fikri romantikleştirildi, belki de insanlar mutlu olmak istemekten önce, biraz sessizlik istemeye başladı,

Ama işte hayat öyle bir sürprizlerle doludur ki, en kırıldığın anda küçük şeylerle yeniden toparlanabiliyorsun, sıklıkla tekrar edecen cümleler gibi, gece üçte içilen sıcak bir çayla, eski bir şarkıyla, sokakta uyuyan bir kedinin sana güvenip yaklaşmasıyla… İnsan tamamen karanlık olmuyor hiçbir zaman, içinde hep küçücük bir ışık kalıyor, bazen biri geliyor ve farkında bile olmadan o ışığın üstündeki tozu siliyor, bir cümleyle, bir bakışla, bazen sadece “buradayım” diyerek,

Çocukken her şeyin daha net olduğunu sanıyordum, hemencicik büyümek istiyordum, iyi insanlar vardı, kötü insanlar vardı; mutlu sonlar vardı, büyüyünce fark ettim ki insanlar aynı gün içinde bile hem iyi hem kötü olabiliyormuş, birini çok severken kırabiliyor, hiç tanımadığı biri için saatlerce üzülebiliyormuş, sonradan fark ettim keşke hiç büyümek istemeseydim, hiç büyümeseydim, hayat siyah beyaz değilmiş gerçekten; daha çok yağmurlu bir cam gibiymiş, dışarıyı görüyorsun ama hiçbir şey tamamen net değil,

Belki de bu yüzden bazı geceler insan geçmişini düşünüyor, eski mesajları değil sadece; eski halini, daha kolay gülen tarafını, gülebilen tarafını, küçük şeylerden heyecanlanan o kişiyi… Çünkü zaman ilerledikçe insanın yüzü değil önce içi yoruluyor ve kimse bunu tam olarak fark etmiyor, bir gün aynaya bakarken gözlerinin değiştiğini anlıyorsun sadece; daha sessiz bakıyorlar dünyaya,

Yine de galiba yaşamak tam olarak bundan ibaret; kırılarak devam etmekten, her şeye rağmen sabah alarmı kurmaktan, kalbi defalarca yorulmuş insanların hâlâ birilerini sevebilmesinden, insan, en çok da yeniden başlayabilme ihtimaliyle hayatta kalıyor, ben de her gün bu ihtimalin tekrar tekrar nasıl gerçekleşebileceğini ve nasıl olabildiğini sorgularken yalnızca bekliyor ve hiçbir şey yapamıyorum, yapmıyorum,

Bence bazı hikâyeler mutlu bittiği için değil, devam ettiği için güzel, sonu bilinmese de insanın içindeki o koşulsuzca varolan merak duygusu aslında bir yaşama gayesi,

O halde yeniden soruyorum, gece hangi saatte başlıyor, saatler mi kararıyor önce, yoksa insan mı?

26-05-2026
Rüya Ülay

Rüya Ülay

Edebiyat

5 Aralık 2003 yılında İstanbul’da doğdu, 2021 yılında Avcılar Saide Zorlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Dış Ticaret okudu ardından Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümüne giriş yaptı, tarihi ve sanatı eleştirel yönüyle ele almayı seviyor, düşüncelerini saklamıyor, sadece cümleye dönüştürmek için bekletiyor, hayvanları ve kahverengiyi seviyor.

ulayruya@gmail.com