Eksik Hissetmek ve Kendine Dönmek

Eksik Hissetmek ve Kendine Dönmek

A+ A-

Ernesto Sabato Tünel kitabında şöyle der; kendimi o kadar kaybolmuş hissediyordum ki, aşağıya inmeye karar verdim..

Benimki kaybolmaktan çok, bir türlü tamamlanamamak gibi başladı, sanki herkes bir yerlere varmış, bir şeyleri çözmüş, kendi yerini bulmuştu da ben hep biraz geride kalmıştım, aynı masada oturuyorduk, aynı şeylere gülüyorduk ama içimde hep aynı his: ben buraya tam ait değilim,

Günlük hayatın içinde bu his kendini küçük anlarda belli ediyordu, birisi bir şey anlatırken aklımdan geçen, dinlediğim şey değil; benim ne kadar eksik olduğumdu, “bunu ben anlatamazdım”, “ben böyle düşünemezdim”, “benim söyleyeceklerim yeterli değil,” konuşma sırası bana geldiğinde ise çoğu zaman kısa kesiyordum, daha fazlasını söyleyebilecekken bile susuyordum, çünkü içimdeki o görünmeyen sınır, beni hep geri çekiyordu,

Bazen bir mesaj yazarken fark ediyordum bunu, yazıyorum, siliyorum, tekrar yazıyorum, sanki doğru cümleyi kuramazsam, olduğumdan daha az biriymişim gibi ortaya çıkacağım, oysa mesele cümle değildi, mesele, kendime olan o tuhaf güvensizlikti,

En çok da akşamları belirginleşiyordu bu his, gün bitip herkes kendi hayatına çekildiğinde, ben kendi içimde kalıyordum, ve o sessizlikte, gün boyunca bastırdığım her şey daha net duyuluyordu, yaptığım küçük hatalar büyüyordu, söylemediğim cümleler aklıma geliyordu, kendimi yine aynı yerde buluyordum: eksik,

Garip olan bu eksikliğin tam olarak ne olduğunu bilmememdi, somut bir şey veya ölçülebilir değildi, ama vardı, ve ne yaparsam yapayım, bir şekilde kendini hissettiriyordu,

Bir gün kalabalık bir ortamda otururken, herkesin ne kadar rahat olduğunu fark ettim, kimse söylediği şeyi tartmıyor gibiydi, kimse “yeterli miyim?” diye düşünmüyordu, ya da düşünseler bile, bu onları durdurmuyordu, ben ise en basit cümlede bile kendimi tartıyordum, sanki içimde sürekli çalışan bir ölçü aleti vardı ve hiçbir şeyim o ölçüye uymuyordu,

Bunu fark ettiğim an bir şey değişmedi, sadece daha görünür oldu, ne zaman geri çekilsem, bunun nedenini biraz daha net görüyordum, ama görmek, çözmek anlamına gelmiyordu, hatta bazen daha da zorlaşıyordu, çünkü artık neyin beni durdurduğunu biliyordum ama yine de duruyordum,

Günlük hayatım küçük kaçınmalarla doluydu, katılabileceğim bir sohbete girmemek, söyleyebileceğim bir fikri kendime saklamak, gitmek istediğim bir yere son anda vazgeçmek… Hepsi aynı yerden geliyordu, o görünmeyen, adı konulamayan yetersizlik hissinden,

Bazen kendime kızıyordum, “abartıyorsun” diyordum, “bu kadar düşünmenin ne anlamı var?” Ama bu da bir şey değiştirmiyordu, çünkü bu, mantıkla çözülen bir şey değildi, daha derinde, daha eski bir yerden geliyordu,

Yine de tamamen teslim olmadım buna, küçük şeyler denedim, mesela bir gün, aklıma gelen bir cümleyi filtrelemeden söyledim, çok büyük bir şey değildi, kimse dönüp bana “ne kadar iyi söyledin” demedi, ama kimse “ne kadar saçma” da demedi, o an fark ettim ki, benim kafamda büyüttüğüm şey, dışarıda o kadar da büyük değil,

Ama bu farkındalık kalıcı olmadı, ertesi gün yine aynı hisle uyandım, yine aynı sorgulamalar, yine aynı geri çekilme isteği, sanki içimde iki kişi vardı: biri denemek isteyen, diğeri sürekli durduran, ve çoğu zaman duran taraf daha güçlüydü,

Belki de mesele bu hissi tamamen yok etmek değildi çünkü denedikçe gördüm, gitmiyor, sadece şekil değiştiriyor, bazen sessizleşiyor, bazen geri geliyor,

Şu sıralar daha çok şunu yapıyorum; geldiğinde hemen inanmak yerine, biraz bekliyorum, o hisle arama küçük bir mesafe koymaya çalışıyorum, her zaman başaramıyorum ama deniyorum, çünkü öbür türlü olmuyor, anlıyorum ki ben kendimi sürekli eksik görerek tamamlanamayacağım,

Ama çabalarıma rağmen hâlâ tamamlanmış da hissetmiyorum, hâlâ bir şeyler yarım, hâlâ bazen konuşurken içimde o tanıdık ses yükseliyor, hâlâ bazı anlarda geri çekiliyorum, belki de iyi bir tarafından bakmalıyım ama iyi bir tarafını göremeyecek kadar da at gözlüğü takmış hissediyorum, yine de elimden gelen tek şey bu farkındalığı yaşadığımı kabul etmek, ilmek atar gibi, yavaş yavaş gelişmek..

Tam olarak aşamamış olsam da, en azından nerede takıldığımı biliyorum, belki bir gün bu his tamamen hafifler, belki hiç geçmez, ama yine de ben artık onunla birlikte var olmaya ve eksik hissettiğim anların içinde bile kendime tamamen sırt çevirmemeye çalışıyorum,

Çünkü ne kadar yetersiz hissedersem hissedeyim, hâlâ buradayım, içimde küçük de olsa bir hareket var, eskiden fark etmediğim, şimdi ise görmezden gelemediğim bir şey: ben, kendimden tamamen vazgeçmemeye başlamışım, galiba bazen iyileşmek dediğimiz şey, çok büyük adımlar atmak değil, sadece, içindeki o sesi susturamasan bile, ona rağmen bir cümle daha kurabilmek, hiç umut olmasa bile..

02-04-2026
Rüya Ülay

Rüya Ülay

Edebiyat

5 Aralık 2003 yılında İstanbul’da doğdu, 2021 yılında Avcılar Saide Zorlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Dış Ticaret okudu ardından Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümüne giriş yaptı, tarihi ve sanatı eleştirel yönüyle ele almayı seviyor, düşüncelerini saklamıyor, sadece cümleye dönüştürmek için bekletiyor, hayvanları ve kahverengiyi seviyor.

ulayruya@gmail.com