Sanat Arkası: The Scream

Sanat Arkası: The Scream

A+ A-

Bir insan düşünün. Bir köprünün üzerinde duruyor. Elleri yüzünde, gözleri boşlukta, ağzı sonuna kadar açık. Arkasında iki kişi yürümeye devam ederken, gökyüzü turuncu, manzara ise neredeyse eriyor. Ama ortada asıl ilginç olan şey: Bu insan neden çığlık atıyor?

Edvard Munch’ un 1893 tarihli The Scream adlı eseri, sanat tarihin tanınan tablolarından biridir. Eserin Norveççe adı Skrik (Çığlık), ilk kez sergilendiği Almanca adı ise Der Schrei der Natur'dur (Doğanın Çığlığı). Günümüzde oldukça popüler bir kültür karakterine sahip olan tablo, tişörtlerde, filmlerde, reklamlarda ve karikatürlerde karşımıza çıkabiliyor. Bu görüntünün arkasında ise çok daha ilginç bir hikâye vardır. Çünkü Munch’ un anlattığına göre aslında çığlık atan yalnızca resimdeki figür değildi.

Aslında her şey bir yürüyüşle başlamıştı. Munch, kendi notlarıyla anlattı. Oslo yakınlarındaki Ekeberg’ de iki arkadaşıyla yürüyorlardı. Bir noktada kendisini yorgun ve bunalmış hissederek korkuluğa yaslandı. Arkadaşları yürümeye devam ederken o arkada kaldı. Sonrasında ise gökyüzünün kızardığını gördü. Munch’ un kendi anlatımında doğanın içinden gelen büyük bir çığlık hissettiğini yazması, esere olan bakışımızı bir anda değiştiriyor. Çünkü aslında bu çığlık, doğanın kendisinden yükselen bir çığlıktı. Belki de bu yüzden resimdeki gökyüzü bu kadar huzursuzdur. Adeta manzara arka plandan olmaktan çıkıp, figürün yaşadığı duygunun kendisine dönüşüyor. Peki o yüz kimindi?

Munch ilk taslaklarında bugün bildiğimiz o tuhaf, neredeyse insanla insan olmayan arasında duran figürü hemen bulamamıştı. Başlangıçtaki figür daha sıradan görünüyordu. Zamanla yüzünü ve bedenini değiştirdi, figür bu değişimlerle belirgin bir kişiye benzemez hale geldi. Sonunda ise ortaya yaşı da kimliği de belirsiz bir figür çıktı. Eserin bu kadar güçlü olmasının nedenlerinden biri de tam olarak budur. Çünkü o kişi biri değil herhangi biriydi. Munch’ un figürü belirsiz yapması, izleyicinin kendisini onun yerine koyması kolaylaştı. Korku, kaygı, yalnızlık ya da bunalmışlık hissini yaşayan herkes bu tabloya baktığında kendinden bir şeyler bulabilirdi.

Bu anlattıklarımıza rağmen işte şimdi akılları biraz daha karıştıralım. Munch bu eseri sadece bir kere yapmadı. The Scream, tek bir eser olmaktan çok, sanatçının farklı zamanlarda farklı tekniklerde yeniden çalıştığı bir eser haline geldi. Munch, eserin farklı versiyonunu üretti. Bunların ikisi resim, ikisi pastel ve mum boya çalışmalarıydı. Ayrıca eserin bir taşbaskısını da yaptı. Bugün Munch Koleksiyonunda bu eserin birden fazla versiyonunu görebilirsiniz. İşin ilginç yanlarından biri de Munch bu eserin çoğaltılmasına da oldukça erken bir dönemde izin vermiştir. 1895 de yaptığı taş baskı versiyonu sayesinde, eser farklı versiyonlarda çoğaltılabilir halde geldi. Sanatçının ölümünden sonra da görüntünün ünü daha da büyüdü.

Hikâyenin burada bittiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz çünkü tarihler 1994 yılını gösterdiğinde, Norveç’ teki Ulusal Galeri de bulunan The Scream versiyonu çalındı. Hırsızlar, müzeye pencereden girdi. Camı kırıp, merdivenleri kullandılar, tabloyu da duvardan alıp geldikleri yoldan geri çıktılar. Bu olay sadece 50 saniye sürdü. Aynı zamanda hırsızlar, güvenlikler ile dalga geçen bir not bıraktılar. Ancak bu oyunda kazanan hırsızlar olmadı eser, yaklaşık üç ay sonra bulundu. Tamam artık bitti tabloda yerli yerinde derken aradan geçen on yılın sonunda, 2004 de bu kez Munch Müzesi’ndeki eserin başka bir versiyonu hedef alındı. Maskeli ve silahlı iki kişi müzeye girerek ziyaretçilerin gözü önünde Munch’ un iki eserini; The Scream ve Madonna’ yı çaldılar. Bu olaysa tüm dünyada haber oldu. Bu kezse eser iki yıl boyunca asla ortalıkta yoktu. 2006 yılında her iki eser de bulundu. Ancak eser bu kez olaydan hasarsız çıkamamıştı. Özellikle eserin sol alt bölümünde nem kaynaklı kalıcı bir hasar oluşmuştu. Müze konservatörleri eserin bakımını üstlendi. Bugün bu versiyonu hala Munch koleksiyonunun en dikkat çeken eserlerinden biridir. Dünyanın en meşhur kaygı imgelerinden biri, gerçek hayatta da iki oldukça ciddi bir güvenlik krizinin ortasından kalmıştır.

The Scream bugün yalnızca Munch’ ın bir eseri değil. Bir duygunun görsel kısaltmasıdır. Korktuğumuzda, bunaldığımızda, sinirlendiğimizde bile yüz ifademiz bu hale geliyor. Bir figürün bu kadar evrensel hale gelmesinde de figürün kimliksiz olması büyük bir rol oynuyor. Bu nedenle herkes ona kendi duygusunu yerleştirebiliyor. MUNCH Müzesi de eserin farklı yaş, cinsiyet ve kültürlerden insanlar tarafından tanınabilmesini bu evrensellik üzerinden açıklıyor. 1984'te Andy Warhol'un The Scream (After Munch) adlı serigrafi çalışmaları yapması da görüntünün popüler kültürdeki yerini daha da güçlendirdi. Böylece Munch'un bir zamanlar kişisel bir deneyimden yola çıkarak oluşturduğu görüntü, kitlesel görsel kültürün parçası hâline geldi.

The Scream, yalnızca korkmuş bir insan resmi değil. Bir anın, bir duygunun ve hatta bütün bir dünyanın huzursuzluğunun görüntüsüdür. Belki de yüzyıldan fazla uzun zamandır bizi bu kadar yakalamasının nedeni bu. Çünkü Munch’ un çığlığı bize yabancı değil. Hepimizin bir gün içinden geçirdiği ama her zaman dışarı çıkaramadığı o çığlık.

01-09-2026
Busesu Güner

Busesu Güner

Sanat Tarihi

Merhabalar, ben Buse.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Sanat Tarihi bölümünü bitirdim. Bir sanat tarihçisi olarak aranızdayım. Sanatla, daha doğrusu arkeolojiyle tanışmam ise çocukluk yıllarıma dayanıyor. Zamanla bu tutkum sadece kazılara ya da geçmişe değil, sanatın her alanına yöneldi. Bir heykelin detaylarını incelemek, bir tabloyu izlerken içinde kaybolmak, bir yapının planını çözmeden oradan ayrılmamak benim için bir keyif hâline geldi. Yaptığım şeyin yalnızca bir meslek değil, bir yaşam biçimi olduğunu fark ettim.

Bazen küçücük bir motif gördüğümde onu hemen çevremle paylaşmak istiyorum. Çünkü insanların merakla beni dinlemesi, bu tutkuyu başkalarına da geçirebildiğimi gösteriyor. Ve işte bu sayfada da tam olarak bunu yapmak istiyorum. Sanatın sadece “sanat” olmadığını, onun bir dil, bir zaman yolculuğu, bir yaşam biçimi olduğunu anlatmak.

Antik dönemden günümüze, görsel sanatlardan kültürel izlere kadar uzanan geniş bir perspektifte yazılar paylaşacağım. Gerçeklikten bir nebze uzaklaşmak, hayal kurmak nasıl güzelse, size de geçmişi hayal ettirmek ve küçük sanat yolculuklarına çıkarmak istiyorum. Eğer bu anlara tanıklık etmek isterseniz, sayfama bekliyorum.

 

busesuguner2003@hotmail.com