Sanat Arkası: The Night Watch
Sanat eserlerine baktığımızda çoğu zaman yalnızca gördüklerimizle yetiniriz. Renkler, figürler ve kompozisyon ve yanlarındaki bilgileri okuyup geçeriz, bence bu bilgilere bir de tablolarla alakalı skandal bilgileri verseler daha da akıllara kazınır aslında… Evet her eserin arkasında belki bir olay yoktur ama inanın çoğunun da vardır. Asıl hikayeleri tuvalin üzerinde değil, arkalarında saklıdır. Ve bazen o hikayeler, eserin kendisinden bile daha şaşırtıcı olabiliyor.
The Night Watch, hepimizin çoğu yerde denk geldiği bu eser, bazen sosyal medya da bazen bir defter kapağında bazen de bir film de… Sanat tarihinin de en önemli tablolarından biri olarak kabul edilir. Kalabalık bir grup sahnesi, resmin merkezinde Kaptan Frans Banning Cocq’ un ve teğmeni Willem van Ruytenburgh… Geri kalanlar ise nöbetçilerdir. Bir de gizemli iki figür ama onlara birazdan geleceğiz. Eserin ilginç yönlerinden biri, figürlerin hareket halinde tasvir edilmiş olmalarıdır; bu, o dönemde nadir rastlanan bir durumdu. Tabloda sanatçının kendisini de resmettiği söylenebilir. Peki, altın rengi giysiler içinde parıl parıl parlayan o kız kim? Gece Nöbeti’nde küçük bir kızın orada ne işi vardı? Aslında basit bir sembolik figürdür: Belinde bir ölü tavuk taşır. Hem sahnenin bir parçası hem de bir o kadar sahneden bağımsızdır. Tavuk, Banning Cocq ’un Kloveniyer birliğinin armasındaki amblemdir ve sanatçı, kaptanın adıyla kelime oyunu yaparak bu figürü tabloya eklemiştir. Başka bir detaya bakalım: Davulcunun ayakları dibindeki köpek, davulcunun davula vurmasıyla havlaması ve ona bakışı ile sahneye hareket katar. Ayrıca, Adriaen van de Venne'nin çiziminde benzer bir köpek bulunması, sanatçının bu eserden etkilendiğini gösterir. Tabloya ait bir bilgi daha verip sonrasında başına gelenlere geçeceğim. Tablonun ismi… Rembrandt tabloya Gece Nöbeti adını vermemiştir. Eserin adı Yüzbaşı Frans Banning Cocq ve Teğmen Wilhelm van Ruytenburgh Birliği’ ydi. Bu kesinlikle çok uzun ve çok da akılda kalıcı değildi. Tabloya verilen The Night Watch ismi ise tabloyla alakalı bile değildir. Çünkü tablodaki olaylar gece vakti değildir ki şafak vaktinde geçmektedir. Üzerindeki kahverengi vernikten kaynaklanan koyu bir tabakayla kaplı olmasından 19.yüzyıldan beri Gece Nöbeti olarak geçmektedir. 1975 deki restorasyonundan sonra üzerindeki o koyuluk gitmiş olsa da ismi hala aynı kalmıştır.
Tablonun biraz da başına gelenlerden bahsedelim, 1911 de tabloya bıçaklı saldırı düzenlendi yapan da işsizlikten duyduğu bir protesto sonucu gerçekleştiğini söyledi. 1975 de tekrar bıçaklı bir saldırıya uğradı, bu sefer bunu yapan bir öğretmendi ve “bunu Tanrı için yaptım” dedi. 30 cm kadar uzanan kesiklerin bazı izleri yakından hala görülebilmektedir. 1990 da bir psikiyatri hastanesinden kaçan bir hasta, asit dolu bir sprey şişesiyle gelip tabloyu hedef aldı. Güvenlik görevlilerin zamanında müdahalesi ile ağır hasardan korunmuştu. Bitti sandıysanız kesinlikle yanılıyorsunuz, tablo Klovenier'lerin karargâhı olan Klovenier'lerden Amsterdam Belediye Binası'na taşınırken kasıtlı olarak küçültüldü. Asıl şaşırtıcı olansa kesilen kısımların nereye gittiğini kimse bilmiyor. İşte bu yüzden eser zamanın izlerini üzerinde taşır. Bir eserin nasıl değişebileceğini, hatta istemeden nasıl dönüştürülebileceğini gösterir.
Sanat bazen yalnızca yaratıldığı anla sınırlı kalmaz. Zaman içerisinde yaşananlar, yapılan müdahaleler ve kaybolan parçalarla birlikte yeniden şekillenir. Ve işte bu yüzden bazı eserler, tam da bu yüzden yalnızca sanat eseri değil aynı zamanda gizemiyle birlikte gelir. İşte size biraz da sanatın arka planları…