Oryantalizm ve Sinema: Harem Suare

Oryantalizm ve Sinema: Harem Suare

A+ A-

Doğu bilimi olarak tanımlanan oryantalizm, kökensel olarak eski dönemlere dayanmaktadır. Etimolojik olarak güneşin doğuşunu imleyen, Latince oriens kelimesine dayanan ve coğrafi olarak Doğu coğrafyasını adlandırmakta kullanılan Oryantalizm, Doğu hakkında bilgi edinme peşinde olmak demektir (Germaner ve İnankur, 1989: 9).

Kısacası Oryantalizm Batı’nın gözünden Doğu’yu resim, müzik, mimari, edebiyat ve dans gibi sanat dalları ile görmektir.

 

1908 yılında Osmanlı İmparatorluğu çöküş dönemine kapıları dayamış, Yıldız Sarayı’nda olan bitenden habersiz olan Sultan Abdülhamit üzerinde komplolar kurulmaya başlanmıştır. Bu sırada ise haremdeki cariyelerden biri olan Safiye’nin gözü yükseklerdedir. Padişahın gözdesi ve ona çocuk vererek siyasi bir güce ulaşmanın peşindedir. Bu güce de harem ağalarından biri olan Nadir’le anlaşma yaparak ulaşmaya çalışacaktır. Tam da bu sırada Nadir ile Safiye arasında da yasak bir aşk doğacaktır. Yönetmen koltuğunda Ferzan Özpetek’in oturduğu 99 yapımı film Cannes Film Festivalinde gösterilmiştir.

 Osmanlı hanedanı, diğer birçok kurumda olduğu gibi cariyelik sistemini de iktidarı saltanatın elinde toplayacak şekilde uyarlamışlardır (Peirce, 1998). Osmanlılar haremi siyasal iktidardan uzak tutmak için çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. Saray kadınlarının siyasi iktidara müdahalelerini engelleme yollarından biri olarak cariyelik müessesesi kullanılmıştır. Peirce, bunu şöyle ifade etmektedir: “Yabancı bir prensesin ya da yerli elitten bir kadının ailesinin, hanedanla evlilik bağı kurulması neticesinde besleyebileceği siyasi arzular ya da koymaya çalışabilecekleri siyasi ağırlık cariyelerde söz konusu olamazdı. Teorik olarak, efendilerinin üzerinde çok az yasal hakları vardı ve Osmanlı toplumundaki belli çıkarları korumak için ona baskı yapma olasılıkları pek yoktu” (Peirce, 1998). İşte bu yüzden Safiye gözde olabilmek için Nadir ile bir anlaşma yapmıştır. Cariyelik ona bir güç vermiyor, orada bulunan diğer cariyeler gibi sıradan biri olmaktan öteye geçirmiyordu. Bir sahnede hatta başka bir cariye padişahın odasına gidecekken ona yüklü miktarda bir kese vererek padişah için cariyenin bir gecesini satın almıştır. Ancak bu bile padişahın elinde olan bir durumdur. İstese Safiye’yi gönderip cariyeyi tekrar çağırabilecekken Safiye’nin zeki halinden etkilenmiş ve odasına teşrifine göz yummuştur. O da padişahın önce gözdesi sonra da çocuğunun annesi olmuştur. Yani her şey Safiye’nin kıvrak zekasına bağlıdır. Ta ki Nadir’le yasak bir aşkın gölgesine düşene kadar.

Bu yasak aşk ise bize ilk sahnede padişahın izlediği La Traviata operasına götürecektir.

Operanın kısaca özeti şu şekildedir:

I. Perde

Büyük bir salon, Paris.

Dilber Violetta kendi evinde bir parti düzenlemiştir. Partide Violetta’ya yakışıklı bir delikanlı tanıştırılır; adı Alfredo’dur. Violetta Alfredo ve onu partiye getiren Gastone'ye şampanya ikram eder. Alfredo herkes ile ünlü içki aryasını söyler (Libiamo, ne' lieti calici). Violetta ziyaretçilerini dans etmek üzere öteki salona yollar. İki yeni çift yalnız kalırlar. Violetta Alfredo'ya bağımsızlığın ve zevkin kendisi için önemli olduğunu söyler, Alfredo ise ona nasıl hayran olduğunu anlatmaktadır (Alfredo, Violetta: Un di felice eterea). İkilinin sonunda Violetta göğsündeki kamelyayi çıkarır ve Alfredo’ya uzatır. Çiçek solduğunda kendisine gelmesini ister. Sabaha karşı misafirler evi terk eder. Violetta âşık olmuştur. Bunu açıklarken bir yandan da Alfredo’yu unutması gerektiğine kendisini inandırmaya çalışır (Violetta: Sempre libera).

 

II. Perde

1. Sahne Üç ay sonra, Violetta ve Alfredo'nun kaldığı evin salonu.

 

Violette Alfredo'ya âşık olmuştur. İki sevgili Paris'in dışında bir yerde beraber yaşamaya başlamışlardır. Alfredo birlikte hayatın mutluluğu üzerinde şarkıya başlar. (Alfredo: Di miei bollenti spiriti – "Benim sıcak ruhum"). Hizmetkârı Annina Paris'ten gelir ve Alfredo onunla konuşurken Violetta'nin bu kırsal alanda geçinebilmek için atlarını, arabalarını, elmaslarını gizlice sattığını öğrenir. Bundan Alfredo utanır ve para bulmaya Paris'e gider. Bunu Violetta'ya bir mektup bırakarak açıklar.

 

Alfredo Paris'te iken, Violetta'yı Alfredo’nun yaşlı babası Giorgio Germont ziyaret eder. Kadından oğlunu terk etmesini istemektedir. Alfredo’nun hafifmeşrep bir kadınla yaşıyor olmasından rahatsızdır. Violetta Alfredo'yu çok sevdiğini ve onunla ilişkisini bırakamayacağını bildirir. Giorgio Germont, Alfredo'nun küçük kardeşi olan kızının bu nedenle nişanlı bulmadığını bildirir (Giorgio: Pura siccome un angelo – "Bir melek gibi masum iffetli kızım var") ve Alfredo'nun ailesinin hatırı için bu ayrılmayı yapmasında ısrar eder. En sonunda Violetta büyük bir üzüntüyle Alfredo'dan ayrılmayı kabul eder. Giorgio Germont onun yaptığı büyük fedakarlığa minnettarlığını göstermek için onu alnından öper ve ağlayan Violetta'yi geride bırakıp sahneden çıkar.

 

Violetta Giorgio Germont evi terk ettikten sonra arkadaşı Flora'ya mektup yazar ve onu verdiği partiye geleceğini bildirir. İkinci mektubu Alfredo'ya yazdığı ayrılık mektubudur. Alfredo eve geri döner ve Violetta'yı bu ikinci mektubu hemen bitirmişken bulur. Violetta acısını ve göz yaşlarını çok zor kontrol etmektedir ve tekrar tekrar Alfredo'yu kayıtsız şartsız sevdiğini bildirir (Violetta: Amami Alfredo- "Seni seviyorum, Alfredo"). Sonra hemen çıkar ve bitmiş olan ayrılık mektubunu Afredo'ya vermek üzere bir uşağa verir.

 

Biraz sonra uşak Alfredo'ya Violetta'nın mektubunu getirip verir. Violetta ayrılmıştır. Bu sırada Alfredo'nun babası içeri girer. Alfredo'dan onunla Provence'daki evlerine gelmesini ister. (Giorgio: Di Provenza il mar – "Deniz kıyısında Provence"). Alfredo Violetta'nın bu ayrılışında babasının parmağı olduğunu sezer ve masa çekmecesinde bulduğu parti davetnamesi de bu şüphelerini güçlendirir. Partide Violetta'yı bulabileceğini düşünerek Paris'e gitmeye karar verir. Babası Alfredo'yu durdurmak ister ama o kararını vermiş ve intikam duygusu ona hâkim olmuştur.

 

2. Sahne Flora'nın evinde parti

Teatro la Fenice

Flora dostları için bir parti düzenlemiştir. Eğlence için fal bakan çingeneler, boğa güreşçileri gibi pek çok unsur düşünülmüştür (Koro: Noi siamo zingarelle – "Biz çingeneleriz"); (Koro: Di Madride noi siam mattadori – "Biz Madrid'den gelen boğa güresçileriyiz."). Gaston ve arkadaşları boğa güreşçileri ile birlikte şarkı söylerler (Gastone, koro, dansçılar: E Piquillo, un bel gagliardo – "Çok genç ve çok cesur Piquillo idi."). Masalarda kumar da oynanmaktadır. Salona Alfredo girer ve kumar oynamaya başlar. Ardından Violetta yeni erkek arkadaşı Baron Douphol’un kollarında içeri girer. Alfredo sürekli kazanmaktadır. Misafirler oda değiştirdiği sırada Violetta Alfredo’yu salona çağırır ve Baron’la bir sorun çıkarmaması için ricada bulunur. Alfredo, Violetta kendisiyle gelirse Baron’a bir şey yapmayacağını söyler. Violetta bunu reddeder. Verdiği bir söz Alfredo ile gitmesine engeldir. Kadın Baron’u sevdiğini söyler. Delikanlı bunun üzerine Salondaki misafirlerin yanına geri döner, onlara Violetta’yı gerçekten sevdiğini, fakat onun sadece parayı düşünen bir insan olduğunu haykırır ve kumarda kazandığı paraları Violetta’nın ayaklarına atar (Alfredo: Questa donna conoscete? - "Bildiğiniz bu kadın.") Violetta arkadaşlarının kollarına yığılır. Herkes hayrete düşmüştür. Baron Alfredo’ya yaklaşarak olanların cezasını çekeceğini söyler ve onu düello’ya davet eder. Oğlunu arayan Giorgio salona girer. Bu karışıklığın gerçek nedeninin bildiği için oğlunun davranışını kınar (Giorgio, Alfredo, Violetta, koro: Di sprezzo degno, se stesso rendo – "Bu kişinin kınanma gerekir."). Violetta Alfredo'nun bir gün kendisi için yaptığı fedakârlığı anlayacağını fakat bunun bir anlam taşımadığını, Alfredo’yu ölene kadar seveceğini söyler. (Violette: Alfredo, Alfredo, di questo core non puoi comprendere tutto l’amore – "Alfredo, Alfredo, kalbimde senin için aşkın ne kadar çok büyük olduğunu hiç anlayabilemezsin.")

 

III. Perde

Violetta’nın yatak odası

 

Violetta'nin verem hastalığı çok ağırlaşmıştır. Doktor Grenvil, Annina'ya Violetta'nın ancak iki üç saat daha yaşayabileceğini söyler. Violetta odasında tek başına Alfredo'nun babası tarafından gönderilmiş bir mektubu okumaktadır. Bu mektupta Alfredo ile yaptığı düello sonucunda Baron'un ölmeyip yaralandığı ve Alfredo'nun babası oğluna Violetta'nin kendisi ve kiz kardeşi için yaptığı fedakarlıklar hakkında bilgi verdiğini ve oğlunu mümkun olan en çabuk bir şekilde Violetta'ya göndererek ondan kendini bağışlamasını isteyeceğini de bildirir. Fakat Violetta bunun çok geç olduğunu hisseder (Violetta: Addio del passato – "Benim acıklı hikâyem de böyle son buluyor.").

 

Annina koşarak odaya girer ve Violetta'ya Alfredo'nun geldiğini haber verir. Sevgililer tekrar birlikte olmuşlardır. Alfredo birlikte Paris'ten ayrılmalarını teklif eder (Alfredo, Violetta: Parigi, o cara, noi lasceremo – "Sevgilim, Paris'ten ayrılacağız.").

 

Fakat bu çok geçtir. Violetta ömrünün dolduğunu ve ölmek üzere olduğunu bilmektedir (Alfredo, Violetta: Gran Dio! morir si giovane – "Büyük Allahım. Bu kadar genç yaşta ölmek"), Yaşlı Girgio Germont Doktorla birlikte gelir (Ah Violetta); yaptıklarından pişmandır. Hemen sonra Violetta Alfredo'nun kolları arasında son nefesini verir.

 

Mutlu sonları seven Sultan Abdulhamit’in bu operanın acıklı sonu hoşuna gitmez. Operanın sonunu yeniden yazdıran Albdülhamit sayesinde böylece Violetta ölmez.

La Traviata, doğru yoldan çıkmış (kötü yola sapmış) kadın anlamındadır. Safiye’de bu filmde operadaki Violetta’dır. Çünkü kendisi yasak bir aşkın gölgesine düşmüştür. Operada Violetta, yakışıklı Alfredo ile tanışır.  Violetta Alfredo'ya bağımsızlığın ve zevkin kendisi için önemli olduğunu söyler, Alfredo ise ona nasıl hayran olduğunu anlatmaktadır.  Alfredo burada Nadir’dir.  Violetta âşık olmuştur. Bunu açıklarken bir yandan da Alfredo’yu unutması gerektiğine kendisini inandırmaya çalışır.  Tıpkı birbirlerine âşık olmalarına rağmen Nadir ve Safiye’nin çıktıkları yolu unutmamaya çalışarak Safiye’yi padişahın gözdesi yapmaya çalışmaları gibi.

 

Filmde genellikle kadın karakterler daha ön plandadırlar. Ancak ön planda olan kadınlar sınıfsal ayrım çerçevesinde beyaz tenli, zayıf, ince uzun bacaklı, kıvrımlı vücut hatlarına sahip. Bakımlı kadınlardır. Yani cariyeler. Kültürlüdürler. Birkaç dil bilir, sanatla uğraşır, dans eder, müzik aleti kullanırlar. Daha geri planda olanlar ise, hizmet görevlileridirler. Koyu ten renkli, yaşı tahmin edilemeyen, cariyelere göre daha balık etli, cinsel cazibeden yoksun kimselerdir. Sadece kadınlar değil, erkeklerde de bu durum söz konusudur. Mesela Nadir. Ancak filmde Safiye’yi Nadir’e çeken şey ulaşılması kolay olmasıdır. Padişah ulaşılması zor olandı, ona ulaştı, istediğini elde etti ancak asıl istediği şey padişahta yoktu, bence Safiye ulaşılması zor olanı istiyordu ve burada ulaşılması zor olan padişah değil Nadir’di.

Ve bence filmin asıl noktası Safiye’dir. Çünkü Safiye, İtalyan’dır. Batı’yı temsil eder. Doğu’nun yani padişahın merak ettiği Batı Safiye’dir. Çünkü safiye birkaç dil bilen, sanatla uğraşan, operaya ilgisi olan kısaca Batı’nın kendisidir. Bu da Doğu’nun ilgisini o yöne çeker. Ve Doğu’nun kadına ve eğlenceye düşkünlüğü Batı’nın bir figürü olan Safiye’yi gözde konumuna getirir.

Ancak film de biz Doğu’yu yine Batı gözünden görmekteyiz.  Ve Doğu hızla sanayileşen Batı’nın karşısında romantik bir unsur olarak görülmektedir. Daha saf, daha nadir bulunan bir öğe konumundadır. Batılı ressamların tablolarından esinlenerek çekilen sahnelerde bunun bir örneğidir. Zamansal anlamda da filmde işlenilen dönemle, resmedilen resimler uyuşmaktadır. Bu da zamansal olarak bir bütünlük sağlar.

Ve son olarak bütün olaylar, yaşlanmış olan Safiye'nin 1953 yılında İtalya'da bir tren istasyonunda karşılaştığı genç bir kıza, haremde görevli bir kadının da cariyelere anlattığı, iki farklı zamanda iki farklı ağızdan anlatılan aynı hayat hikâyesidir. Film, Safiye'nin padişahın gözdesi oluşunu, Nadir ile aşkını ve Kanuni Esasi ile harem sistemine son verilişinin cariyeleri nasıl etkilediğini anlatır. Bunu da Batı’nın gözünden oryantalist tablolar ile yapar.

 

 


Kaynakça

https://bilig.yesevi.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/2838-published.pdf https://www.yenisafak.com/arsiv/1999/eylul/28/kultur/kult1.html https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/456132#:~:text=Bat%C4%B1'n%C4%B1n%20kendi%20tahayy%C3%BCl%C3%BCnde%20yaratt%C4%B1%C4%9F%C4%B1,dayanan%20bir%20d%C3%BCzen%20s%C3%B6z%20konusudur. https://web.archive.org/web/20110324031924/http://www.operaturkiye.com/wp1/index.php/synopsis/verdi/la-traviata.html/

09-05-2024
Tuana Kanlı

Tuana Kanlı

Sinema

03.11.2003 tarihinde Niğde’de doğdum. Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü mezunuyum. Sinema alanındaki akademik eğitimimi, eleştirel bakış açısı ve medya okuryazarlığıyla birleştirerek yazı üretmeye odaklanıyorum. Yaklaşık üç yıldır Medya Çuvalı bünyesinde yazar olarak sinema üzerine düşünce, öneri ve eleştiri yazıları kaleme alıyorum. Film analizleri, televizyon dizileri eleştirileri ve dizi önerileri üzerine içerikler üretiyor; yerli ve yabancı yapımları anlatı, tema, temsil ve tür bağlamında değerlendirmeyi önemsiyorum. Yazılarımda popüler kültür ile sinema dili arasındaki ilişkiyi tartışmayı, izleyiciye eleştirel bir perspektif sunmayı amaçlıyorum.

tuanakanli@outlook.com

https://www.linkedin.com/in/tuana-kanl%C4%B1-ab60b7280/

Diğer Yazıları

Bu yazılar da ilginizi çekebilir