Öfkeme Mağlup
Hiç bana ait olmadığını düşündüğüm ama canımdan çok sahiplendiğim varlığımın en iddialı parçası öfke olmalı. Peki bir kişinin öfkesi ne kadar etkili ve derin olabilir? Bu öfkenin temeli nereye dayanır? Korku, yaşamın en sağlam yapı taşlarından biri olarak kabul edilse de öfke bu sıralamaya girmeden dışlanan bir varlık gibidir çoğunlukla. Nerede aramalı insan bunun cevabını? Her şeyin dayandığı gibi en başa gitmek gerek, belki de çocukluğa; ilk nerede atıldıysa bu temel, oraya.
Ya sizin hatırladığınız ilk öfkeniz, size mi aitti yoksa öğrenilmiş bir çaresizlik miydi?
Benim ilk öfkem, sahip olamadıklarım ve hiçbir zaman sahip olamayacaklarımı çok erken yaşta fark etmekti büyük ihtimalle. Peki insan, hiç sahip olamadıklarının yokluğunu bu kadar derinden hissedip öfkeye çevirebilir mi?
Eğer hayatınızın bir bölümünde öfkeden başka bir dil bilmeyen insanlara maruz kalmışsanız, sizi ileride ele geçirecek tek duygu onun ta kendisidir. Ruhunuzda kuluçkaya yatar böyle şeyler ve genelde öfke, çaresiz insanların nefret ve sinirle birleştirip karşısındakini pasif hâle getirme çabasıdır. Bu çok yanıltıcı bir gözlem de olabilir; bazısı çaresizlikten bu duyguyu yaşatır, içindeki her şey tükenirken bunu koruyamamış insanlardır bunlar. Belki de öfkeyle kırıp geçirdiğiniz herkes, tutulmamış yasın gün yüzüne çıkmasıdır.
Günün sonunda yas tutacak biri ne de kendiniz kalırsınız. Yitirilmiş bir hayat ve geriye bir çocuk bıraktıysanız, mirasınızı taşıyan saatli bir bomba… Yıllarca, günlerce ne olduğunu anlamadan yaşarken, mirasınızı size merak ve aşkla bakan çocuğunuzun gözlerinde fark edersiniz; her şey için çok geçtir. Ne uyarı yapabilecek kadar cesur ne de kabul edebilecek kadar erdemli olmamanızın bedelini o ödemeye başlar. Yüreğine bıraktığınız öfkeden daha tehlikeli bir şeydir hiç var olamamış ve var olamayacakların kederi.
İşte ilk öfke böyle atılır. Ya sizin ilk öfkeniz?