Dört Duvar
Her duvarın bir ismi var;
sarılamayacak kadar soğuk ve sertler.
Yarıklar, kendi içinde şefkatten çok uzak,
alaycı bir gülümsemeden ibaret.
Benim dünyam da bundan ibaret.
Hiç sarılamadığım,
baskısından boğulduğum,
yokluğunda var olamadığım
bir tutsaklık:
mecburiyetten ibaret bir tanım — aile.
Dışarıda aranamayacak kadar kıymetli,
içimde bulunamayacak kadar küçük ve cılız bir ses.
Bütün kırgınlıkların başlangıcı,
suçlamaların doğuşu;
sahte bir illüzyonun parçası.
Siz,
hiç bilmediğiniz, öğrenmediğiniz
her duygunun altında ezilirken bile
fedakârlıklarınızın
sizi yarı yolda bırakışına
şahit oldunuz mu?
Kayboldum.
Var olamayacak kadar kaybım büyük...
Hiç bana ait olamayan bir oyunun
perdesinin kapanışındayım.
Sahne beni ışıklardan uzaklaştırdı;
gölgelerin ardında,
sinsice bir umut ışığı ararken
kendimi sonun bir öncesinde buldum.
Her sancım bir bitişken,
ben devamı zorunlu bir uzatmadayım.
Hâkimiyet çoktan benim dışıma çıktı.
Evvelim, ebediyetim
bundan ibaretim.