Korku Üzerine
Zamanın hangi diliminde başladığını bilmediğim bir duygu. Aksine, benim başlangıcımken bazı insanların yardım etmeye bile tenezzül etmediği sokağın kenarında gördüğü yaralı, vahşi bir köpek sanki. Belki de budur gözlerimin dalışının ardındaki gizli perdeyi oluşturan duygu; en çok çekindiğim ve en çok hayatımı yöneten esaretim budur.
Herkeste böyle midir acaba, ya da var mıdır bu yola yoldaşlık edecek birileri?
Hiçbir zaman varamayacağım yolun ana kaynağı bu işte. Ne zaman çıksam bu yola, hüsranla dönerim ve yanına yoldaş olan başka korkularla. Beklentiler sarar zihnimi; belki de her şey, herkes sadece ihtimallerden ibarettir.
Bundandır, yıllardır gözler dururum insanları; çoğu korkularını dönüştürür. Kimi zaman görülmeyecek kadar küçük ve etek ardına saklanmış bir çocuk misali zararsızken; kimi zaman herkesi yutacak kadar büyük, hapseden bir fırtına yığınına dönüşür.
Günün sonunda, kimin oluşturduğunun önemsiz olduğu, insanın yuttuklarıyla büyüyen bu çöp yığını dert olur insana. Vazgeçilmez bir parçaya dönüşmüştür artık; devam, geriye dönülmeyecek bir illüzyonun parçası hâlinde, geçmişin yüküne boğar ve büyümeye devam eder, sinsice.
Her şeyin ardına bakacak olursak, benim korkum kendi eserimdir. Bahşedilmiş tuğlalardan inşa edilmiş, derme çatma bir saray misali; ne nefes alınabilecek kadar aralanmış bir kapı ne de birinin girebileceği bir açıklık bırakır. Hayatı zorlaştırmaktan ibaret olup, sözde sahnesinin oyuncularıyla beraber insanın kendine olan saygısını tüketen kalleş bir oyun sergiler.
Demem odur ki: Korku, insanın acizliğinin ve egosunun eseridir. Eğer bir insanın içinde ikisi de varlığını sürdürüyorsa, bilin ki o insan, kendinin dışına çıkamayacak kadar körleşmiş ve hapsolmuştur.