Bizim Gibiler
Çok şey yaşamış olduğunu düşünürken her şeyin en başında geleceğin yükünü görmezden gelerek geçmişi sırtlandı. Öyle bir yük ki bu, boynunu büken, gözlerini gökyüzünden koparan.
Hâlbuki zor muydu paylaşmak? Demek ki zormuş çünkü hiç boşaltamadı heybesini. Yetmezmiş gibi başkalarınınkini de sırtlandı. Yaralı bir köpek gibi hırçın ve saldırgan bir köre dönüştü.
Yatışmayan öfkesine mağlup oldu. En büyük destekçisi oydu belki de. Zannınca bu duygudan arınmış bir hayatı olsaydı belki daha kısa bir soluğu olurdu. Öfke, insanı ne kadar zehirlense de sağlam bir şekilde dünyaya bağlıyordu.
Kaçındığı hayatın ardına sakladığı yazıları belki acısının tek kanıtıydı. Üzüntüsünü dillendirmek bir çağrıyken şimdi sadece bir umuttu. Artık tahmin edemeyecek kadar pervasız yaşadığı bu hayatı kontrol edemiyordu. Gerçi önceden kontrol edebiliyor olup olmadığı da meçhuldü. Peki, nereye gidiyordu bu yol ya da bu uğurda ona da yer var mıydı? Onun gibiler neresindeydi bu düzenin? Yolları kesişse tanır mıydı birbirlerini acılarından? Hiç bilemeyeceği bir cevabın sorusuydu işte. Adı gibi bildiği tek şey ise acı arttıkça insanın daha derinine temas ederek saklanmasıydı.
Sadece birinin gözlerine gerçek anlamda bakan biri kendini orada görebilirdi fakat acının kökenine inemezdi. O, başka hikâyenin başrolüydü çünkü…