Yazar Olunur Mu, Yoksa Yazar Doğulur Mu?
Edebiyat dünyasının en eski tartışmalarından birisidir. Bir kişi yazarlığı sonradan öğrenilebilir mi yoksa yazar olarak mı doğar?
Bazı kişiler küçük yaştan itibaren kelimelerle ve kitaplarla daha yakından ilişki kurar. Hayal kurma becerileri, duygularını ifade etme ve gözlem yeteneği gelişmiştir. Bu özellikler, yazarlık için zemin hazırlar. Ancak bu özellikler tek başına yazarlığın doğuştan geldiğini kanıtlamaz. Çünkü yazar olabilmek için sadece bu özellikler yeterli değildir.
Yazar olabilmek için, düzenli okumalar yapmak, dili doğru kullanmak ve empati yapabilmek bu sürecin parçalarındandır. Kişi yazarlık için doğuştan yetenekli olsa bile bu özellikleri sağlamadan, kendini geliştirmeden, emek verilmeden yazarlık sıfatına ulaşılamaz.
Aynı zamanda yazarlık, bir unvandan fazlasıdır. Gözlem yapabilme, yaşama bakılan pencere, olaylara farklı açıdan bakabilme yeteneği de büyük önem taşımaktadır. Bir olayı herkes anlatabilir ama yazar, olayı kelimeleri ile süsleyerek betimleyen kişidir.
Sonuç olarak, yazarlık ne doğuştan gelmiş ne de daha sonradan öğrenilmişir. İki aşamada birbiri ile bağlantılıdır. Yani bir kişi yazar sıfatı ile doğabilir ama yazarlık yeteneğine dönüşen şey emek ve sabır duygularıdır.