Edebiyattaki Akımlar Neden Birbirine Tepki Olarak Doğdu?
Edebiyat tarihimize bakıldığında farklı akım türlerini görmekteyiz. Romantizm, Modernizm, Natüralizm, Klasisizm, Realizm, Sembolizm… Bu akımların her biri farklı bir anlatım biçimini savunur. Ancak aralarındaki ilişkiye bakılığında çoğunlukla kendisinden önceki akımın bazı kısımlarına itiraz ederek ortaya çıkmıştır.
Örneğin Klasisizmde düzen ve ölçü öne çıkan unsurlardı. Bu akımla kaleme alınan eserlerde belirli kurallara bağlı kalmak önemliydi. Daha sonra Romantizm akımının ortaya çıkışıyla daha özgür bir edebiyat anlayışı geliştirildi. Romantizm ile edebiyatta duygulara ve hayal duygusu daha fazla yer verilerek edebiyat, yalnızca kurallara bağlı bir yapı olmaktan çıkarıldı ve insanın duygularını da merkeze alan bir yapıya dönüştürüldü.
Daha sonra Realizm ortaya çıktı. Romantizm akımının etkisiyle eserlerde yoğun duygu ve hayal gücüne karşılık, Realizm akımını benimseyen yazarlar, insanı olduğu gibi ve günlük ve sıradan yaşamını aktarmaya yönelmişlerdir.
Natüralizm ise Realizm’in gerçekçilik anlayışını bir adım ileri taşımıştır. İnsanın davranışlarının, yaşamının genetik ve çevre gibi unsurlardan etkilendiği görüşünü savunmuşlardır. Böylelikle yazarın yalnızca olayları aktarması değil, insan davranışlarının arkasındaki koşullara da dikkat çekmesi önem kazanmıştır.
Bu değişim yalnızca 19. yüzyıl akımlarıyla sınırlı kalmadı. Sembolizm, gözle görülenleri olduğu gibi anlatmak yerine duygu ve düşünceleri semboller aracılığıyla anlatmayı tercih etti. Modernizm, süregelen anlatım biçimlerini sorgulayarak zaman, olay örgüsü ve karakter konusunda daha farklı yöntemler kullandı.
Bu nedenle akımları birbirinden bağımsız olarak düşünmek yerine onları sürekli değişen ve peş peşe gelen bir anlatım süreci olduğunu görmek mümkün. Dönem değiştikçe toplum da değişir. Toplum değiştikçe bireyin dünyaya bakışı değişir. Bireyin bakışı değiştikçe yazarların anlattıkları ve anlatma biçimleri de dönüşür.
Böylelikle her yeni akım kendisinden önceki anlayışın bıraktığı noktadan hareket ederek farklı bir anlatım yolu arar. Bu yüzden edebiyat tarihi, yalnızca farklı akımların sıralandığı dönemler bütünü değil; değişen toplum, insan, duygu ve düşüncelerle birlikte sürekli yeniden şekillenen bir süreç olarak karşımıza çıkar.