Attığın Adımlar Yankılanmıyorsa
Kişiliğimiz birkaç katlı, odalı yapı. Karakterimiz bu yapının malzemesi. Kimliğimiz ise çatısı. Bu bileşimi harmanlayıp paketleyip sunduğumuzda, imajımız beliriyor. İmaj yönetimi, iç sesimize sadık kaldığımızda, atıyor temelini. Bazen şeffaflık, bazen stratejiyle, topluyor gücünü.
Kişilik, karakter ve kimlik günlük hayatta aynı anlamda kullanılabiliyor. Aralarındaki fark ise akademik seviyede.
Farz edelim yoldayız ve birilerine adres soracağız. Yanımızdan bir kişi geçiyor. Kravatı, jilet koyu takımı, cilalanmış ayakkabıları, beyaz gömleği, kusursuz tıraşı, degrade gözlükleriyle…
Şimdi aynı kişi yine yanımızdan geçsin. Bu kez müslin, toprak tonlarında rahat bir gömlek olsun üzerinde, kolları sıvanmış. Keten, haki pantolonu, bez ayakkabıları, çapraz çantasıyla. Doğal saçları, bir iki günlük sakalıyla…
Aynı kişi bir kez daha yanımızdan geçsin. Halter yaka atleti, boynunda türlü zincirleri, çeşitli dövmeleri, ayağında eski pantolonla...
Hangisine sorardınız adresi?
Birinci kimlik mesafe duygusu yaratabilir. Yanınıza gelene dek üç kere düşünürsünüz. Sorayım mı sormayayım mı? İkinci kimlik, rahat ve yaklaşılabilir bir profilde. Üçüncü kişi ise belki agresif, tahmin edilemez, güven vermeyen bir izlenim uyandırabilir.
Üçünün de aynı kişi olduğunun altını çiziyorum.
Burada imajın; sessizce yürürken bile fısıldadığı mesajı, sızdırdığı sözsüz etkisi, bıraktığı duygu sürekliliği söz konusu.
Kimsin sen? Nasıl yaşıyorsun? Ne tür bir çevren var? Yaşadıklarınla nasıl pozisyon alıyorsun? Ortaya çıkaramadığın güçlü yanların neler? Neyi saklamak istiyorsun? Ne söylemek istiyorsun sessizce dünyaya?
Kimliğin inşaası ve sunulması…
İmaj!
İmajın, kaşen.
İmaj yönetimi; nasıl göründüğün, nasıl görünmek istediğin ve gerçekte kim olduğun üçgeninin iç açıları toplamı.
İçeriden dışarıya sızan izdüşümün.
İmaj gibi dans da bedenimizle hissettiğimiz, bedenimizle düşündüğümüz, karakterimizin, deneyimlerimizin taştığı vitrin. Hikayelerimizi bedenimizle ifade ettiğimiz sahne.
Carlos Saura, Carmen filminin final sahnesinde Carmen’i kaybetmenin acısı kanına damarına işlediğinde flamenko yapmadı. Onu yaşadı. Saklı hisler flamenkoyla taştı ayaklarından, ellerinden, gözlerinden. …adımlamalar, figürler malzemeydi.
Görünüşümüz ve kullandığımız giysi ve aksesuarlar da; kimliğimiz, duruşumuz, karakterimizi sahneye çıkaran malzemeler sadece. Yaşarken ve ‘buyum ben ‘ derken bizi üst lige çıkarmayı amaç edinen.
Dantelli yaka, uçuşan etek, zarif küpeler, nahif dünyanı, Victorian Dönemi’ne duyduğun aidiyeti, romantik tavrını sahnelemen için birer araç mesela.
Bedenimizi giydirebilir, dans ettirebiliriz.
Özümüzü giydirmek ve ruhumuzu dans ettirmek ise gösteri nesnesi olmadan, varoluşsal değeri adımlayan yüksek eşik.
Kaynakça
Meltem Konaklı Çelikkan / Kişisel İletişim Danışmanı