Başka Bir Yüz, Aynı İnsan: A Different Man
Bazı filmleri izlerken karakterin başına gelenleri dışarıdan izlersiniz. Bazı filmlerde ise karakterin yaşadığı şeyler sizi rahatsız eder, hatta zaman zaman onun adına üzülürsünüz. A Different Man benim için böyle bir filmdi. İlk başta yalnızca farklı bir görünüme sahip olduğu için insanların bakışlarından ve tavırlarından kaçmaya çalışan bir adamın hikâyesini izlediğimi düşündüm. Fakat film ilerledikçe meselenin yalnızca dış görünüş olmadığını fark ettim.
Edward'ın yaşadığı en ağır şeylerden biri, insanların ona nasıl baktığı. Sokakta yürürken insanların dönüp bakması, onu diğer insanlardan farklı görmeleri ve zaman zaman doğrudan dışlamaları, filmin en rahatsız edici taraflarından biri. Edward'ın bu durumdan dolayı kendisini toplumun dışında hissetmesi bana oldukça gerçek ve acı geldi. Çünkü insanın sürekli başkalarının bakışlarıyla kendisini değerlendirmek zorunda kalması, fiziksel bir farklılığın çok daha ötesinde bir yük.
Üstelik Edward'ın geçirdiği operasyon da öyle kolay bir değişim süreci değil. Acı çekiyor, yüzü değişirken ağır fiziksel süreçlerden geçiyor ve sonunda aynaya baktığında bambaşka bir insanla karşılaşıyor. Bir anlamda yıllardır istediği şeye kavuşuyor: Artık insanların dönüp bakacağı, dışlanmayacağı, hatta güzel bulacağı bir yüze sahip.
Fakat tam burada filmin asıl sorusu ortaya çıkıyor: Yüzümüz değiştiğinde gerçekten biz de değişiyor muyuz?
Edward'ın yüzü değişiyor ama yaşadıkları değişmiyor. Yıllarca dışlanmış olmanın onda bıraktığı izler hâlâ duruyor. İnsanların kendisine artık farklı davranması ilk başta istediği şey gibi görünse de zamanla bunun başka bir tür probleme dönüştüğünü görüyoruz.
Özellikle sevdiği kadınla olan ilişkisi bu açıdan oldukça dikkat çekici. Edward yüzünde şekil bozukluğu olduğunda ona yaklaşırken aralarında daha samimi ve arkadaşça bir ilişki kuruluyor. Ancak yüzü değişip yakışıklı bir adam olduğunda kadının ona bakışı da değişiyor. Burada insan ister istemez durup düşünüyor: Aynı insan neden yüzü değiştiğinde daha değerli hâle geliyor?
Bu durum bana filmin güzellik algısını en başarılı şekilde sorguladığı yerlerden biri gibi geldi. Çünkü Edward'ın kişiliği aynı. Değişen yalnızca insanların onun yüzüne bakış biçimi. Bir insanın değerinin dış görünüşü üzerinden belirlenmesi, filmde oldukça rahatsız edici bir şekilde karşımıza çıkıyor.
Fakat filmin bence en sarsıcı taraflarından biri, Edward'ın zaman içerisinde kendisinin de eleştirdiği bakış açısına sahip olduğunu fark etmesi. Eski hâline benzeyen bir insanla karşılaştığında aslında kendi geçmişine bakıyor. Onu kendisinden biri gibi görüyor ama aynı zamanda o insanı küçümseyen, ona acıyan ve kendisini ondan farklılaştıran bir noktaya da geliyor.
Daha da ilginci, Edward'ın eski hâlini andıran bu insanın toplum tarafından sevilen, kabul gören ve sıcak karşılanan biri olması. Edward'ın yıllarca yaşadığı dışlanmanın aksine, bu insanın çevresindeki insanlarla çok daha rahat ilişkiler kurabilmesi Edward'ı ciddi anlamda sarsıyor.
Çünkü burada Edward'ın yüzüne bir ayna tutuluyor.
Belki de film boyunca kendisine yapılanları yalnızca başkalarının kötülüğü olarak görürken, bir noktada kendisinin de insanları dış görünüşleri üzerinden değerlendirdiğini fark ediyor. Bu açıdan film yalnızca “İnsanlar çirkin gördükleri kişilere kötü davranıyor.” demiyor. Daha rahatsız edici bir şey söylüyor: Bazen dış görünüş üzerinden kurduğumuz yargıların farkında bile olmadan biz de aynı sistemin bir parçası oluyoruz.

Sebastian Stan'in Edward'ı oynarken karakterin yaşadığı kimlik çatışmasını yansıtmasını da başarılı buldum. Çünkü karakter yalnızca yeni yüzüne alışmaya çalışmıyor; eski hâliyle yeni hâli arasında psikolojik olarak sıkışıp kalıyor. İnsanların ona yaklaşımının değişmesi, onun kendisine bakışını da değiştiriyor. Bir noktadan sonra “Gerçek Edward kim?” sorusu bile belirsizleşiyor.
Filmin tür olarak da ilginç bir yerde durduğunu düşünüyorum. Dram var, psikolojik gerilim var, yer yer kara mizah var ve bazı sahnelerde nereye gideceğini tam olarak kestiremediğiniz tuhaf bir atmosfer oluşuyor. Bu da filmi klasik bir dönüşüm hikâyesi olmaktan çıkarıyor.
Ben filmi izlerken özellikle Edward'ın ilk hâline gerçekten üzüldüm. Çünkü onun yaşadığı fiziksel acıdan daha ağır olan şeyin, insanların bakışları ve davranışları olduğunu düşündüm. Bir insanın sürekli kendisini diğerlerinden eksik hissetmesine neden olmak, dışarıdan bakıldığında fark edilmeyen ama içeride çok daha büyük yaralar bırakabilecek bir şey.
Bu nedenle Edward'ın sonunda “güzel” bir yüze sahip olması benim için filmin mutlu sonu olmadı. Aksine, filmin en büyük ironilerinden biri buydu. Yüzü değişmişti ama yaşadığı bütün duygular hâlâ onunlaydı.
Filmin sonuna gelirken ise açıkçası beklentim biraz daha farklıydı. Film boyunca bu kadar ilginç bir kimlik ve görünüş meselesi kurulduktan sonra daha vurucu, belki de karakterin yaşadığı dönüşümü daha farklı bir noktaya taşıyan bir final bekliyordum. Sonu benim için filmin geri kalanı kadar tatmin edici olmadı.
Buna rağmen A Different Man genel olarak beğendiğim, üzerine düşündüren ve kolay kolay unutamayacağım filmlerden biri oldu. Kusursuz olduğunu düşünmüyorum ve özellikle finali benim beklentimi tam olarak karşılamadı. Fakat farklı bir konuya sahip olması, karakterin yaşadığı kimlik çatışması ve güzellik algısını bu kadar rahatsız edici bir biçimde sorgulaması filmi benim için değerli kıldı.
Belki de filmin bende bıraktığı en önemli soru şu oldu:
İnsanların bize nasıl baktığını değiştirdiğimizde gerçekten hayatımız mı değişir, yoksa yalnızca kendimize bakışımız mı?
Benim için A Different Man, bu sorunun cevabını vermekten çok, insanı cevabı kendi içinde aramaya iten bir film.
Puanım: 7/10