Kameranın Ahlakı: Nightcrawler ve Modern İnsan
Nightcrawler ilk bakışta bir suç gerilimi gibi görünür. Gece vakti suç mahallerini görüntüleyerek para kazanan bir adamın hikâyesini anlatır. Ancak film yüzeyin biraz altına indiğimizde modern insanın ahlaki sınırlarını, başarı takıntısını ve medya dünyasının karanlık tarafını sorgulayan güçlü bir psikolojik portre sunar.
Filmin merkezinde yer alan Lou Bloom karakteri, modern kapitalist toplumun adeta bir prototipi gibidir. Lou’nun belirgin bir geçmişi yoktur, belirgin bir empati duygusu da yoktur. Onun için önemli olan tek şey fırsatı görmek ve onu kazanca dönüştürmektir. Bir gece tesadüfen bir suç mahallini görüntüleyen freelance kameramanları gördüğünde, Lou için yeni bir iş alanı doğar. O andan itibaren geceyi ve suçun estetiğini paraya çeviren bir sistemin parçası olur.
Lou Bloom’un psikolojisine baktığımızda, karakterin belirgin bir antisosyal kişilik yapısı sergilediği görülür. Empati eksikliği, manipülasyon becerisi ve amaç uğruna her yolu meşru görmesi onu klasik bir psikopatik karaktere yaklaştırır. Ancak filmde asıl rahatsız edici olan şey, Lou’nun toplumdan tamamen kopuk bir anomali olmamasıdır. Aksine, onun davranışları modern rekabet kültürünün aşırı bir versiyonu gibi görünür.
Lou sürekli kişisel gelişim kitaplarından öğrendiği klişe cümleleri tekrarlar: girişimcilik, fırsatları değerlendirmek, profesyonellik gibi kavramlar onun dilinden düşmez. Bu durum karakteri ironik bir noktaya taşır. Çünkü Lou’nun kullandığı motivasyon dili, aslında etik sınırları tamamen ortadan kaldıran bir başarı ideolojisini gizler.
Filmin felsefi boyutu tam da burada ortaya çıkar. Modern toplumda başarı çoğu zaman sonuç üzerinden değerlendirilir. Nasıl kazandığınız değil, kazanıp kazanmadığınız önemlidir. Lou Bloom bu mantığı sonuna kadar götüren bir karakterdir. Onun için suç mahalli sadece bir trajedi değil, aynı zamanda satılabilir bir görüntüdür. Bir kazanın, bir cinayetin ya da bir ölümün değeri; televizyon ekranında yarattığı etkiyle ölçülür.
Bu noktada film, medya etiği üzerine sert bir eleştiri getirir. Televizyon kanalları Lou’nun çektiği görüntüleri satın alırken aslında onun yöntemlerini de dolaylı olarak onaylar. Şiddet görüntüleri izlenme oranlarını artırdıkça, Lou daha da ileri gitmeye başlar. Böylece medya ve birey arasında karşılıklı bir beslenme döngüsü oluşur: medya daha fazla şiddet ister, Lou ise bunu sağlamak için sınırları zorlar.
Psikolojik açıdan bakıldığında Lou’nun en dikkat çekici özelliği, suçluluk duygusunun neredeyse tamamen yok olmasıdır. O, insan trajedilerini izlerken herhangi bir duygusal tepki vermez. Kamera onun için bir mesafe aracıdır; insan acısını görüntüye dönüştüren bir filtre gibi çalışır. Bu durum modern insanın ekran aracılığıyla kurduğu ilişkiyi de hatırlatır. Televizyon ve internet sayesinde şiddet artık gerçek bir deneyim olmaktan çıkar, izlenebilir bir içerik haline gelir.
Bu yüzden Nightcrawler yalnızca bir karakter hikâyesi değildir. Film aynı zamanda seyircinin konumunu da sorgular. Çünkü Lou’nun çektiği görüntüler ancak birileri onları izlemek istediği sürece değer kazanır. Başka bir deyişle, Lou’nun başarısı yalnızca onun ahlaki sınır tanımamasından değil, aynı zamanda toplumun bu görüntülere olan talebinden de beslenir.
Sonuç olarak Nightcrawler, modern kapitalist kültürün karanlık bir aynasıdır. Lou Bloom’un hikâyesi bireysel bir sapkınlık gibi görünse de aslında daha büyük bir sistemin ürünüdür. Film bize rahatsız edici bir soruyla baş başa bırakır:
Gerçek sorun Lou Bloom gibi insanların varlığı mı, yoksa onların yaptıklarını izlemekten vazgeçmeyen bir toplum mu?
Kaynakça
Nightcrawler, yönetmen: Dan Gilroy, ABD, 2014. Nightcrawler: a moral dilemma of our own making, QUT Crime & Justice Research Centre, 2015. Deconstructing an Evil Fakeness: Digital Media and Truth in Dan Gilroy’s Nightcrawler, Sussex Journals, 2016.