Yaşamın Amacı Nedir? Başarı ve Fayda Yaşamın Neresinde?

Fatma Ülkü Selçuk

Sosyoloji, Dr.

Yazar Hakkında

Fatma Ülkü Selçuk 1995 yılında ODTÜ ‘Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’ bölümünden mezun oldu. 1999 yılında Ankara Üniversitesi’nde ‘Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri’ yüksek lisansını, 2007 yılında ODTÜ’de ‘Sosyoloji’ doktorasını tamamladı. 2005 yılında ‘Örgütsüzlerin Örgütlenmesi: Enformal Sektörde İşçi Örgütleri’ başlıklı kitap için Türk Sosyal Bilimler Derneğinin ‘Genç Sosyal Bilimciler Ödülünü’ aldı. 1999-2017 yılları arasında Atılım Üniversitesi’nde çalıştı. Yayınlarının bir kısmına şu linkten ulaşabilirsiniz: http://independent.academia.edu/FSelcuk


fuselcuk@gmail.com


Yaşamın amacını gözden geçirelim

Yaşamın amacı sizce ne? Sevmek sevilmek mi? Başarı peşinde koşmak mı? Fayda sağlamak mı? Doğru bir yaşam sürmek mi? Hazzı arttırmak mı? Yoksa başka birşeyler mi? Yanıtlarımız farklılaşır. Yine de genelde iyi hissetmeyi arzularız.

 

Bebeklikte öğrenmeye açılır yaşlılıktaysa biraz kapanırız. Bebek halimizle de yaşlı halimizle de çok zaman acıdan kaçar rahatlığı severiz. Başarmaksa çoğumuza haz verir. Meşakkatli, pek de rahat olmayan bir süreçten geçsek de en nihayet hedefe ulaştığımızda rahatlamayla karışık canlılık hissederiz. Bebek ayakta durmayı başarınca sevinir. Büyük bir ciddiyetle çubuğa tahta halkaları geçirir.

 

Çocuk sabırla kumdan kaleler inşa eder. Başardıkça keyiflenir. Büyükken de durum pek farklı değildir.

Misal, babam 92 yaşındayken, son aylar hariç, evde eşyaların yerini tek başına, hiç yardım almadan değiştirmek isterdi.

Müdahale kabul etmezdi. Onu mutlu eden, ağır da olsa eşyaların yerini değiştirmeyi kendisinin başarması idi.

 

Peki sonuç mu süreç mi sizi daha çok keyiflendiriyor?

 

Belki siz de bir resmi veya resmin bir parçasını tamamladığınızda mutlu hissediyorsunuz. Ya da bir problemi çözdüğünüzde. Bazınız madde birikimini arttırmayı başarmaktan haz duyuyor. Bazınız manevi açıdan gelişmekten mutluluk duyuyor.

 

Birçok durumda da uğraşı sürecinin kendisi bize keyif veriyor. Notaları doğru çalmaya çalışmak, sayı dizisini çözmeye odaklanmak, kek hamurunu karıştırmak...

Bir de doğaçlama olsun olmasın kendimizi ifade ederken canlanıp rahatlayabiliyoruz. Tek başınayken veya değil...

Yani gördüğünüz gibi, bize keyif veren sadece sonuca ulaşmak değildir. Pek çok durumda sürecin kendisine de mıknatıs gibi çekiliriz. Süreçle oyalanırız. Gerilimi beraberinde taşıyabilse de meşguliyetin kendisinden hoşnut kalırız.

 

Bazen süreç insanı pek de çekmez. Hatta kendi başaramamış olsa da başarmış gibi görünmek onun için büyük önem arz eder. Hedef doğrultusunda kim çabalamış olursa olsun kendisi, meyveleri toplamaya odaklanır. Gibi görünmek onun için daha önemlidir. Böylelikle maddi olsun olmasın güç veya beğeni toplamayı arzular.

Yaşam böylece sürer gider.

İnsanlara fayda sağlamak

 

Pek çoğumuz yaşama katkı yapmayı başardığımızda iyi hissederiz.

Yine de kişinin her başarısı diğer insanlara fayda sağlamaz. Örneğin bazı insanlar öldürerek soygun yapar. Başarı hissini böylece tadar. Başarılı olur ve insanlara zarar verir. Yani başarı o kişinin kendi dışındaki birçok kişiye zarar verebilir.

 

O halde kişinin başarısı arttıkça toplumsal fayda her zaman artmaz.

Bazı tür başarılar ise toplumsal faydayı da arttırır. Misal, insan canına saygıyla yaşama katkı yapmaya çalışmayı ahlaki açıdan kıymetli görürüm. Bu çaba başarıya ulaştığında genelde toplam faydayı da arttırır.

Öte yandan bazen işe yarama ve başarma arzusu öyle bir noktaya ulaşır ki ruhsal esenliğimizi olumsuz yönde etkiler.

 

Oysa ki yaşam, başka yaşamlara katkı yapamasak da değerlidir. İnsan yaşamının kendisi saygıya değerdir.

Bir hastanın son günleri

Yaşamın kendisini kıymetli görmeyi seviyorum. Yaşama saygımızın ve yaşama sevincimizin artmasını arzuluyorum. Bazense öyle durumlar oluyor ki kişi işe yaramayı ve başarmayı arzularken insan canına zarar veriyor. Çoğu durumda da kendine.

Bakın, size İyi Hissetmek kitabından bir örnek (1):

 

Naomi ağır tedavilerin ardından son aylarına doğru yol alır. Kendini çok üzgün hissetmektedir. Çünkü artık bir işe yaramadığını düşünür. Sorun, Dr. David Burns’e göre Naomi’nin, kişisel değerini, başarısıyla eşit tutmasıdır. Zira bu durumda kanser adeta ona ‘Sen artık bittin. Çöpe atıldın’ demektedir.

Gerisini Naomi’yle bir kış tatilinde karşılaşan Dr. Burns’ün ağzından dinleyelim: ‘doğum anından ölüm anına kadar kişisel değerinin bir grafiğini yapmasını istedim. Değerini, 100’lü hayali bir ölçek üzerinden 85 olarak sabit görüyordu. Aynı dönem için bir de “verimlilik”ini belirlemesini istedim. Bebeklikte düşük olup erişkinlikte tepe noktasına erişen ve daha ileride tekrar düşen bir eğri çizdi ... O anda iki şeyi fark etti. Birincisi, hastalığı verimliliğini azaltmasına rağmen, kendisine ve ailesine hala birçok küçük ama önemli ve değerli katkıda bulunuyordu. Sadece “ya hep ya hiç” düşüncesi ona, katkısının sıfır olduğunu düşündürebilirdi. İkincisi ve daha da önemlisi, kişisel değerinin sabit ve düzenli olduğunun farkındaydı; bunun onun başarılarına endeksli olmadığı açıktı. Bu da insan olarak değerinin kazanılmasının gerekmediği, zayıf haliyle de aynen değerli olduğu anlamına geliyordu. Yüzünü bir gülümseme kapladı, ve o anda depresyon eridi gitti. Bu küçük mucizeye tanık olmak ve rol almak benim için gerçek bir mutluluktu. Tümörü yok etmedi, ama kaybettiği özgüvenini yeniden kazandırdı ve hislerindeki tüm farklılığı yaratan da buydu.’

Yüksek standartlar şeması

Evet, hayatta kalmak, gelişmek ve türü devam ettirmek için biyolojik kodlarımız bizi başardığımızda iyi hissettiren hormonları devreye sokuyor. Bununla beraber bazen başarıya odaklanmak öyle bir hal alıyor ki ruhsal esenlik zarar görüyor.

İşte yüksek standartlar şeması da bize böyle zarar veren bir şema. Peki yüksek standartlar şeması nedir?

Dr. Jeffrey E. Young ve Janet S. Klosko şöyle yazıyor:

‘Eğer yüksek standartlar şemanız varsa kendiniz ile ilgili aşırı yüksek beklentileri karşılamak için acımasızca çabalıyorsunuz. Statü, para, başarı, güzellik, düzen veya mutluluk, zevk, sağlık, başarı ve tatmin edici ilişkiler ile fark edilmeye aşırı önem veriyorsunuz. Muhtemelen kendinizle ilgili olan katı standartları başkalarından da bekliyorsunuz ve çok yargılayıcısınız. Çocukken çok iyi olmanız bekleniyordu ve bunun dışındakilerin hep bir başarısızlık olduğu size öğretildi. Yaptığınız hiçbir şeyin yeterince iyi olmadığını öğrendiniz.’ (2)

 

Peki bu şemanız varsa nasıl hissediyorsunuz? Yine Young ve Klosko’ya kulak kabartalım: ‘gevşeyip hayattan zevk alamazsınız. Sürekli ilerlemek için zorluyor, zorluyor, zorluyorsunuz. Okulda, işyerinde, sporda, hobilerinizde, flört ederken ya da cinsellikte ne yaparsanız yapın, en iyi olmak için uğraş veriyorsunuz. En iyi eve, en iyi arabaya, en iyi işe sahip olmalı, en fazla parayı kazanmalı, en yakışıklı ya da en güzel görünmelisiniz. Kusursuz bir şekilde yaratıcı ve düzenli olmalısınız’ (3)

Biraz daha huzur hiç de fena olmazdı, ne dersiniz?

Yani yaşamınız bazen yüksek standartlarınızın gölgesi altında kalıyor. Hataya tolerans gösteremiyor, başarı veya statüye odaklanıyorsunuz. Yaşam akıyor, sizse sürecin tadına pek varamıyorsunuz. Hangi hedefe yaklaşırsanız yaklaşın bu size yetmiyor. İçiniz kıpır kıpır. Ulaştıkça yükselttiğiniz çıta, huzurunuzu baltalıyor.

 

Peki biraz daha telaşsız ve huzurla yaşamak istemez miydiniz?

Ben isterdim. Siz de isterseniz önerim şema/mod terapi yapan iyi bir terapiste gitmeniz. Başka bir yöntem kullanan işinin ehli bir terapistle de çalışabilirsiniz tabii. Fakat maddi olarak düzenli psikoterapiyi karşılama olanağınız yoksa (ki hayat pahalı) şu iki kitabı okuyun ve egzersizleri uygulayın derim:

1. Hayatı Yeniden Keşfedin

 

2. Mod Terapisi

 

Kalın sağlıcakla...

 


Kaynakça

Metin için kaynaklar

(1) David Burns, İyi Hissetmek: Yeni Duygudurum Tedavisi (İstanbul: Psikonet, 2014), sayfa 242-243.

(2) Jeffrey E. Young ve Janet S. Klosko, Hayatı Yeniden Keşfedin: Daha Cesur, Üretken ve Doyumlu Bir Hayat için Gerekli Araçlar (İstanbul: Psikonet, 2014), sayfa 45-46.

(3) Jeffrey E. Young ve Janet S. Klosko, Hayatı Yeniden Keşfedin: Daha Cesur, Üretken ve Doyumlu Bir Hayat için Gerekli Araçlar (İstanbul: Psikonet, 2014), sayfa 386.

Görsel kaynaklar

1) http://www.pediacare.com/differences-between-gas-and-colic-in-babies/

2) https://www.rightfromthestartnj.org/early-learning/12-learning/41-early-learning-through-play.html

3) 2014’te yaptığım resim: ‘Babam’

4) https://www.gauguingallery.com/the-painter-of-sunflowers.aspx

5) http://www.milliyet.com.tr/islak-kek-nasil-yapilir-islak-pembenar-detay-tatlilar-2459685/

6) https://medium.com/distributed-economy/free-riders-on-trust-9d7c42695df3

7) https://ebpcooh.org.uk/self-care-week-elderly-self-care/

8) https://www.suttonbeauty.org.uk/suttonhistory/crime1/

9) https://www.gustav-klimt.com/The-Tree-Of-Life.jsp

10) https://www.psikonet.com/iyi-hissetmek_kitap.html

11) https://www.sabah.com.tr/spor/tum-sporlar/2016/01/31/sirikla-atlamada-dunya-rekoru

12) http://zeenews.india.com/news/health/health-news/high-stress-triggers-alzheimer-risk-study_1883147.html

13) https://all-free-download.com/wallpapers/singing-bird.html

14) https://www.psikonet.com/hayati-yeniden-kesfedin_kitap.html

15) https://www.psikonet.com/mod-terapisi_kitap.html

29-01-2019