William Golding-Sineklerin Tanrısı

A+ A-

Merhaba sevgili okuyucular.

Birlikte kitap değerlendirmesi yapalım mı? Ne dersiniz?

Sineklerin Tanrısı: İnsan davranışları üzerine düşünme ve sorgulama, İyilik-kötülük,  uygarlık-vahşilik, çatışma, sınıf ayrımı, iktidar mücadelesi, otorite, insanın içindeki karanlık (canavar), korku, insanın ilkel dürtüleri, güçlü-güçsüz ilişkisi…

Sineklerin Tanrısı, distopik bir toplum alegorisidir. Sineklerin Tanrısı, simgesel anlamları olan bir eserdir. Vahşiliğe yönelik ilkel insan dürtüsü ile onu kontrol altında tutmak için yaratılmış medeniyet kuralları arasında çatışma yaşanmaktadır. Eserde de uygarlık ile vahşilik, iyilik ile kötülük, masumiyet ile şiddet arasında geçen vb. çatışmaları görmekteyiz.

Sineklerin Tanrısı adlı eserde bir uçak kazası sonrası ıssız adaya düşen, yaşları 6-12 arasında ki çocukların hayatta kalma ve iktidar mücadelesi ile karşı karşıya kalıyoruz.

İkinci Dünya Savaşı’nın acı feryatlarını duyan ve savaşların insanlığa yaptığı yıkıma birebir şahit olan William Golding, “Sineklerin Tanrısı” adlı eserine bunu yansıtmıştır.

                                       
Kitapta geçen 4 önemli karakter vardır. “Domuzcuk” aklı ve sağduyuyu ; “Ralph” anlaşmayı ve eşitliği ; “Jack” zorbalığı, diktatörlüğü, şiddeti, savaşı : “Simon” iyiliği, bilgeliği, ermişliği, ileri görüşlülüğü simgeler. Ayrıca “Denizkabuğu(şeytanminaresi)” demokrasiyi, düşünce ve konuşma özgürlüğünü, otoriteyi, iktidarı; ”Ateş” kurtuluş umudunu ve uygarlığa geçişin ilk adımını; ”Sineklerin Tanrısı” insanın içinde var olan karanlığı, hastalığı ve kötülüğü; “Gözlük” gerçeği apaçık görmeyi simgeler.


                                     

Çocuklar adaya düştükleri ilk zamanlar da, daha önce içinde bulundukları toplum ve kurallar, onların davranışlarının şekillenmesinde temel etkendir. Koşullanmış bir şekilde bilinçsiz olarak kalıplaşmış davranışlarını sergilemektedirler. İlk olarak otorite boşluğunu gidermek, düzen sağlamak, kurtuluş çareleri bulmak için seçim yoluyla lider seçmişlerdir. Ancak ilerleyen süreçte oluşan rekabet(iktidar savaşı), korku, güvensizlik ile demokrasi(medeniyet)yi terk edip ilkel kabile düzenine(kabile yaşamı, avlanarak beslenme, korkuları için ritüel haline getirdikleri kurban verme, simgesel dans figürleri vb.) geçmelerine yol açmıştır. Bu da gitgide vahşileşip korkunç bir kişiliğe bürünmelerine neden olmuştur. Golding’in burada anlatmak istediği, savaş ve şiddet toplumları uygarlık seviyesinden ilkel kabileye indirgemektedir.

Kitapta kötülüğün simgesi olan karakterler ilk başta onu cezalandıracak biri olmamasına rağmen iç dürtülerini kontrol etmektedir ama daha sonra kuralların boyunduruğundan kendini kurtararak dürtülerinin peşinden gitmektedir.

Adada iktidarı elde etme savaşı iki çocuk arasındadır; Ralph ve Jack. Ralph, eşitliğe, sevgiye ve anlaşmaya inanan demokrat bir önder; Jack ise kötü, zorba, baskıcı bir önderdir. Adada yönetim ikiye bölünmüştür. Jack grubu avcılar, Ralph grubu ise ateşçi idi. Jack’in yönetimi ilkelliği temsil ederken, Ralph’ın yönetimi ise uygarlığı temsil ediyordu.

“Hangisi daha iyi? Düzen ve kurtuluş mu, av ile her şeyi berbat etmek mi? Kurallar koyup anlaşmak mı, ava çıkıp öldürmek mi?“

Medeniyet ve vahşet arasındaki uçurumda Ralph ile deniz kabuğu, Jack ile de Sineklerin Tanrısı ilişkilendirilmiştir. Demokrasinin simgesi olan denizkabuğu ilk önemini korurken daha sonra canavar efsanesi ile korku salınarak sineklerin tanrısı güç kazanmıştır.

Jack ile faşizm(Adolf Hitler) bağdaştırılmıştır. Kabiledekiler Jack’in düşüncelerini sorgulamadan uygulamakta, düşünmeden sadece itaat etmektedirler. Jack,’in her kan döküşü onu daha zalim kılar ve vahşilerin en kana susamışı gibi davranır.

                                        

Jack domuzları daha kolay avlayabilmek için yüzünü boyar. Kendi benliğini maskelemek ve farklı bir benliğe bürünmek(soyut bir kimlik değişimi)için yapar bunu. Yüzlerini gizleyen boyaları, onlara vahşi olma özgürlüğünü bağışlıyor. Maskenin ardına gizlenerek, şimdiye dek boyun eğdiği tüm yasaklardan kurtulup, daha kolay kan dökebilecektir. Artık medeniyetin hatta kendi vicdanının etkilerinden uzakta vahşice davranmakta serbest hissetmektedir.   

                                         

İktidar ortak bir düşman yaratarak varlığını güçlü kılar. Jack’ın yaptığı da tam olarak budur. Ortak bir korku yaratarak otoritesini güçlendirir. Korku ile yönetilen bir toplum, güçsüzler üzerinde egemenlik kurmanın en belirgin noktasıdır. Jack ve kabilesi öldürdükleri domuzun kafasını kazığa geçirir ve karanlığa, canavara sunar; böylece canavara bir pay vererek kendilerini korkularından kurtardıklarını düşünürler. Kanlı ve ölü domuz başının etrafına sinekler üşüşür ve “Sineklerin Tanrısı” ortaya çıkmış olur. Korkuları çocuklara yeni bir din oluşturmuştur aslında. Öyle ki korkuları içi kurban vermeyi ritüel haline getirmişlerdir.

Eserde yüzleri boyalı vahşilerin yaptığı bir danstan söz edilmektedir. Bu dans çocukların korkusunu ve vahşiliği körüklemekte, yaptıkları vahşeti manipüle etmektedir.  Bu dans sırasında söylenen sözler şöyledir ”canavarı gebert! Gırtlağını kes! Kanını dök!” Vahşiliği simgeleyen sözler ve dans şiddetin gücünü arttırmaktadır.  Bu dans ile birlikte vahşilikleri ritüel halini almaktadır.

Golding, neden mekan olarak bir adayı seçmiştir? Ada dış dünyadan izole olmanın sembolüdür; karakterleri dış dünyanın olumlu ve olumsuz tüm etkilerinden uzaklaştırarak iç dünyasına bir yolculuk yapmalarını sağlar.

Eserde kurban edilen ve kurban edilmek istenen karakterler(Simon, Domuzcuk, denizkabuğu), iyiliği, aklı, demokrasiyi simgeleyen ve dünyada gerçeği apaçık görmemizi sağlayacak olan karakterlerdir. Buradan da anlaşıldığı üzere savaşın, kötülüğün şiddetin, kanın egemen olduğu yerlerde akıl, sağduyu, bilgi, iyilik yaşayamaz. Kitapta geçen karakterleri bir vücutta toplarsak görürüz ki kötülük, şiddet, zorbalık insanın ruhunda güç kazandıkça iyilik, akıl, sağduyu körleşir ve ölür.

İnsanlar bulundukları toplumun yansımasıdır. Bu yüzden savaşın ve şiddetin var olduğu toplumlarda yetişen insanlar gittikleri her yere savaşı da götürür. Sineklerin Tanrısı’ndaki çocuklar savaş, baskı ve tahakküm ilişkileri ile dolu bir toplumdan geldiği için savaşı mahsur kaldıkları adaya da taşımışlardır.

Çocuklar iyiyi kötüyü doğuştan mı bilir yoksa sonradan mı öğrenir? Golding’e göre, insanlar dış dünyasında da iç dünyasında da, iyilikle kötülük, aydınlıkla karalık çarpışır. Golding’e göre tüm insanların içinde hem iyilik hem de kötülük vardır. Dil, din, ırk, yaş fark etmeksizin bu değişmez. Aile, eğitim hayatı gibi çevresel faktörler çocuğu iyiye ya da kötüye yönlendirir. İnsan bulunduğu çağa ve topluma göre şekil alır. Sineklerin Tanrısı’ndaki çocuklarda, kötülüğe yönelik duygular kökünden kazınmamış, bazı yasak ve cezalar ile bastırılmıştır. Bu kitaptaki çocuklar barış ve sevgiye dayanan gerçekten uygar bir ortamda yetişselerdi, başka türlü davranırlardı. Tarihi savaş, şiddet ve kanla yazılmış olan çocuklar tarihi kanla yazmaya devam edeceklerdir.

Zorla insanlara kabul ettirilmeye çalışılan iyilik ilk fırsatta kötülüğe yönelir.  Baskıyla, cezayla insanların içindeki karanlığı bastırmak yerine kendi içlerindeki iyiliği bulmaları için çabalanmalıdır. Şuan dünyaya baktığımızda insana umudun tükendiği hissini verse de hala umut var. Bize düşen iyiliği, bilgeliği, aklı, sağduyuyu güçlü tutmak için elimizde geleni yapmaktır. İşte o zaman Sineklerin Tanrısı ölecektir.

Umarım yazımdan memnun kalmışsınızdır. Çocukların sevgi ve iyilikle yetiştiği bir dünya dileğiyle, hoşça kalın.

Sosyolog Nazmiye KIRIK


Kaynakça

*Golding,William, “Sineklerin Tanrısı”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 33.basım, İstanbul, 2008 (çev. Mina Urgan)

-Görsel 1:fcastillob(twitter)

-Görse 3:PoeBooks(twitter)

-Görsel 4:PreviouslySerie(twitter)

-Görsel 5:yubl_app(twitter)

05-11-2020


ankara psikolog