Şiddet

A+ A-

Merhaba sevgili okuyucular.

İnsanlar bilinçli ya da bilinçsiz olarak şiddete yönelmektedir. Dünya tarihine baktığımızda insanlık tarihi şiddet üzerine yazılmıştır. Peki tarihi kanla yazılmış insanlığın şiddetten uzak durması ne kadar olanaklı?

Dünyadaki haberlere baktığımızda, kaçırılan uçaklar, kaçırılan insanlar, şiddet, ayaklanmalar, nefret, tecavüz, katliam vb. hepsi günden güne artış göstermektedir. Hepsi yıkıma tapıldığına, vahşetten haz alındığına işaret ediyor. Dünya çapında bir komplo bu…

Şiddet nedir? Öncelikle bunun üzerinde duracağız.

Her dönem ve coğrafyada insanlığın maruz kaldığı önemli sorunlardan biri kişilerarası ve toplumlararası şiddettir. Şiddet unsurları sözlü, yazılı, psikolojik ve fiziksel olabilir. Savaşlar, göçler, aşağılayıcı söylemler, tacizler, tecavüzler, işkenceler, suçlar, kişilik bozuklukları, şizofren veya sapkın kimlikler vb. şiddetin kişisel veya toplumsal nedenlerindendir.

Şiddetin çalışıldığı alanlar çok çeşitlidir. Şiddet, ruh biliminden sinir bilimlerine, doğa bilimlerinden sosyolojiye, fizik bilimlerinden anatomiye dek birçok alanın çalışma konusu oluşturmuştur.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şiddet bir gücü gerektirir ve eylemsel durumlar çok çeşitli sonuçlar doğurur.


John Docker şiddetin anormallikten ziyade, insan etkinliklerinin özünde olan bir özellik olduğunu belirtir ve insanlık tarihinin şiddet tarihinin temeli olduğu düşüncesini “savaş ve soykırım; fetih, sömürgeleştirme ve imparatorlukların yaratılışı; çok tanrılılık ve monoteizm çekişmeleri; demokrasi ve imparatorlukların ölümcül kombinasyonu; devrim, katliam, işkence, mutilasyon ve zulüm” gibi kavramlarla bütünleştirir. Bu haliyle Docker bireysel şiddetten daha çok toplumsal ve uluslararası şiddet üzerine odaklanır.

Şiddetin insan etkinliklerinin özünü oluşturduğu düşüncesi bir eylemsel durumun olduğunu ifade eder. Dolayısıyla eylemin yapılabilirliği sahip olunan fiziksel, psikolojik, toplumsal, ekonomik ve politik gücün varlığıyla orantılıdır. Bu durum şiddetin eyleme geçirilmesi noktasında var olan yönetimsel rejimleri de kapsar.

Trudy Govier “Savaşlar, direniş, devrim ve terörizm bağlamında ateş etme ve
bombalama gibi araçlarla kişileri ve mülkleri yaralama, öldürme, onlara zarar verme ve onları yok etme” gibi konuları kapsayan fiziksel şiddetin eylemselliği görünürlüğüne vurgu yapar. Ancak varlığı gizil olarak sürdürülen yapısal şiddet ve psikolojik şiddet kavramlarının toplumda şiddetsizlik olarak benimsendiğini iddia eder.

Şiddetin birçok farklı çeşidi vardır; cinsel şiddet, psikolojik şiddet, aile içi şiddet, çocuk şiddeti, cinsiyet temelli şiddet, işyeri şiddeti, medya şiddeti, politik şiddet, dinsel ve mezhepsel şiddet vb. bunlardan birkaçıdır Ancak her birinin ortaya çıkış nedeni ve sonuçları değişken olabilmektedir. Nedenler ve sonuçlar her ne kadar farklı olsa da şiddetin her türünün zemini güç kullanımına dayanır. Dolayısıyla güç olgusu, şiddetin ortaya çıkışına yol açar.

 

 Slavoj Zizek “şiddet” adlı eserinde, medyada geniş yer bulan şiddet türünü analiz etmiştir Paris banliyölerinde 2005 te yaşayan genç ayaklanmaları, son zamanlardaki terörist saldırıları ve Katrina kasırgasından sonra New Orleans’ta yaşayan kaos vb.  

Şiddeti kesinkes kınamak, “kötü” bir şey olarak lanetlemek tam anlamıyla ideolojik bir operasyondur ve toplumsal şiddet biçimlerinin görünmez kılınmasına katkıda bulunan bir mistifikasyondur. ( İnsanları manipüle etmek amacı ile toplumsal gerçekler çarpıtılmaktadır) Farklı şiddet türlerine büyük duyarlılık gösteren Batı toplumlarının aynı zamanda bize en vahşi şiddet biçimlerine karşı duyarsızlaştıran mekanizmaları harekete geçirdi de. Üstelik bunu paradoksal bir biçimde kurbanlara gösterilen insancıl sempati kisvesi altında yaptı.

Gerçekten şiddetli olarak, toplumsal yaşamın parametrelerini şiddetle sarsan bir eylemde bulunmak zor iştir.  Bertolt Brecht  bir şeytan maskesi gördüğünde, maskenin şişmiş damarları ve korkunç sırıtışı için “kötü olmanın ne kadar da yorucu bir çaba olduğuna  tanıklık ediyor” diye yazmıştır. Aynı şey sistem üzerinde etki bırakan şiddet için de geçerli.  Standart Hollwood aksiyon filmleri bize bu konuda her zaman bir ders veriyor.

Dünya tarihine bakıldığında Nazi Almanya’sında milyonlarca insanın acımasızca yok edilmesi bizi aldatmamalı. Hitlerin milyonlarca kişinin ölümünden sorumlu olan ama yine de çelik gibi iradeyle amalarının peşinden giden kötü ama cesur bir adam olarak sunulması, ahlaki açıdan korkunç olmakla kalmayıp, düpedüz yanlıştır. Hayır, Hitler durumu değiştirme cesaretine sahip değildi. Bütün eylemleri temelde birer tepkiydi; hiçbir şeyin değişmemesi için eylemde bulunmuştu, gerçek bir değişimi öngören komünist tehdidi önlemek için eylemde bulunmuştu. Yahudileri hedef alması nihayetinde gerçek düşmandan(kapitalist toplumsal ilişkileri çekirdeği) kaçınmasını sağlayan bir hedef şaşırtma eylemiydi. Hitler bir devrim gösterisi sergilemişti ki kapitalist düzen devam edebilsin. Buradaki ironi şu: burjuvaların kendi hayallerinden memnun olmalarından nefret ettiğini gösteren büyük jestleri, en nihayetinde bu memnuniyetin devam etmesini sağlamıştı: Nazizm o çok nefret edilen burjuva düzenini sarsmak bir yana, Almanları uyandırmak bir yana, Almanların uyanmalarını ertelemelerine olanak tanıyan bir rüyaydı. Almanya gerçek anlamda ancak 1945 yenilgisiyle uyanmıştı.

Eğer gerçekten cüretkar bir eylemden, insanın imkansızı deneme cesaretine sahip olmasını gerektiren ama yine de korkunç bir şiddet içeren, akıl almaz acılara yol açan bir eylemden bahsetmek istiyorsak, Stalin’in 1920 ‘lerin sonunda icra ettiği zoraki kolektifleştirme eyleminden bahsetmemiz gerekir.

Eğer şiddetle kast ettiğimiz şey temel toplumsal ilişkilerin radikal bir biçimde alt üst edilmesiyle, kulağa ne kadar çılgınca ve nahoş gelse de şunu söylemeliyiz; milyonları katleden tarihsel canavarların sorunu yeterince şiddet yüklü olmamalarıydı. Bazen hiçbir şey yapmamak, yapılabilecek en şiddetli şeydir.

Zizek’e göre sahte şiddet karşıtları vardır. Öznel şiddete karşı savaşırken nefret ettikleri durumun ta kendisini yaratan ikiyüzlüler bunlar. Benzer bir şekilde, doğrudan şiddeti alt etmenin bir aracı olan dilin özünde yatan bile bir şiddettir.

Şiddet kavramına yönelik farklı görüşleri sizlere sunmaya çalıştım. Her toplum ve birey bir takım olay ve tarihi unsurların etkisi ile şiddet kavramına yaklaşmıştır. Uydurma gerçeklikler ve küresel yanılsamalar çağında yaşıyoruz. Kendi gerçeğimizi, özümüzü bulmalıyız ki şiddet kavramı üzerine sağlıklı bir yorum yapabilelim. Şimdi kendiniz karar verin şiddet nedir?

Tekrar görüşene dek, sevgiyle kalın.

Sosyolog Nazmiye KIRIK


Kaynakça

*ZİZEK, Slavoj(2018)( Çeviren Ahmet Ergenç ) “ŞİDDET”, Encore Yayınları, İstanbul

*ÇAKIRTAŞ,Önder,(2018), “Vahşet Tiyatrosu ve Şiddetin Politiği: Edward Bond Örneği” , Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi ,Cilt:35, Sayı:1

04-01-2020