Sevdiğin işi yapmak mı, yaptığın işi sevmek mi?

Feriha Zengin

Sosyolog

Yazar Hakkında

İstanbul Üniversitesi sosyolojiden mezun olduktan sonra kendini bulma yolculuğuna yazarak devam eden bir sosyolog. 


ferihaa07@gmail.com


A+ A-

Sevdiğin işi yapmak mı, yaptığın işi sevmek mi? Başarılı olmanın sırrı, işini severek yapmakta gizli demiş Özgür Bolat yazısında. Bu konuda çoğumuz hem fikiriz. Ancak yine de bunun toplumumuzda göz ardı edildiğini düşünüyorum. Birçok sosyolojik sebepler barındıran bu durum toplumsal başarı oranını da etkileyerek durumu daha önemli bir hale getiriyor. İşini severek yapan insanların başarıya ulaştıklarını görüyoruz. Başarıya ulaşmak için işini sevmek güzel yöntem.

Meslek seçiminde temel amaç, bireyin mutlu olabileceği bir geleceğin planlamasıdır. Bunu yaparken yapabileceği bir işi ya da yapmak istediği bir işi yapar genellikle. Hem bireysel hem toplumsal doyum sağlanması noktasında önemli bir tercihtir. Ayrıca bireyin kendini ifade etmesinin, kendisini gerçekleştirmesinin bir yoludur. Yani mutluluk temeldir. Kendini ifade edebilen ve gerçekleştiren insan mutludur. Bunun yanında insanlar yaptıkları işle bir kimlik kazanırlar. Bu oluşturduğu kimlik hayatı boyunca ona eşlik eder. Bu kimlik oluşturma süreci de yine bireyin kendisini tanımasıyla ilişkilidir.

Küçükken annemin dokuma yaptığı ya da başörtüsünün kenarlarına oyalar yaptığı anları hatırlıyorum. Yakın çevresine bunları gösterirken içinden duyduğu gururu anımsıyorum. Mutluydu. Sevdiği ve yapabildiği şeyler uğruna emek vermenin onu mutlu ettiğini görebiliyordum. Severek yaptığı terzi işleri, örgüler, dokumalar ve yazma oyaları beğeniler alıyordu çevresinden. İşte istediği ve sevdiği şeyi yapıyordu. Bunları yaparken maddi kazanç da sağlamıyordu. Sadece sevdiği için yapıyordu. Hoşuma giderdi bu açıdan mutlu olması. 




Şimdi bir araştırmadan bahsederek konuya biraz daha açıklık getirelim. Yale Üniversitesi araştırmacılarından Prof. Amy Wrzesniewski, 1997 yılında insanların mesleklere karşı tutumlarını araştırıyor. Araştırma sonucunda öğreniyor ki bir işe karşı insanların üç farklı tutumu olabiliyor: Yaptığı işi meslek olarak görmek, kariyer olarak görmek ve ulvi bir çağrı olarak görmek. Araştırmanın ilginç yanı burası değil. Ama ilginç olan şu: Hangi meslek grubunun işini daha ulvi görmesini beklersiniz? Doktor veya öğretmen gibi hizmetin temel olduğu meslekler olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ama sonuç böyle çıkmıyor. Her meslek alanında işini ulvi görenlerin sayısı neredeyse eşit. İşini ulvi gören çöpçüler var. İşlerini çok seviyorlar ve heyecanla yapıyorlar. Diğer taraftan işini sadece bir meslek olarak görüp zamanını dolduran öğretmenler ve doktorlar da var. Prof. Amy Wrzesniewski aynı iş kolu içinde işini ulvi görenler ile görmeyenler arasındaki farka bakıyor. Bir özellik ön plana çıkıyor. O da “beceri”. Yani bir kişi ne kadar becerikliyse işini o kadar tutkulu yapıyor. Yani bu kişiler, sevdikleri işi yapmamışlar ama yaptıkları o işte becerileri arttıkça sevmişler. Başarı tutkudan önce geliyor. (Özgür Bolat, Hürriyet) Bilinenlerden farklı bir bakış getiren bu çalışma oldukça ilginç sonuçlara imza atmış. Becerilerimizi keşfetmek ve bu becerilere dönük bir iş yapmak işi sevmemizi sağlamış oluyor ve işteki verimliliğimizi olumlu anlamda etkilemiş oluyor.

Hatırlayın, becerilerinizin olduğu bir şeyi eminim daha çok yapmak istemişsinizdir. Çünkü başarma duygunuzu tazelemiş olursunuz. Bu da mutlu olmanızı sağlar. Becerilerinizi keşfedin.  

Para kazanmanın önemli olduğu ancak duygusal doyum da sağlamamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Hayatın pahalılaştığı ve iş gücü piyasanın uğradığı sekteyi de düşünürsek konuyu daha önemli hale getirmiş oluyoruz. Hayatın pahalılaşmasını özellikle belirttim. Çünkü mesleğini ona göre seçmen gerektiğine dair birçok söylemle karşı karşıya kaldığını tahmin edebiliyorum. Gerçekten istediğin şeye yönelmen konusunda önüne maddi veya manevi engeller çıkıyordur. Ressam olmak istersin ama toplumumuzun etkili bir kısmı işsiz kalacağını ya da para kazanamayacağını söyler.  Peki ya parasını düşünmeseydin yapar mıydın? Becerinin önemini tekrar vurgularsak, bu işte eğer yeteneğin varsa -örneğin resim yapma becerinin yüksekse- seni mutlu edecek olan mesleği bulmuş olabilirsin. Prof. Amy’nin araştırma sonuçlarına göre bunu söylememiz mümkün.

İçimizdeki gücü ya da yeteneğimizi keşfedebilmemiz para olgusunu çıkararak mümkün olabilir. Geriye kalan bize aittir. Burada maddi unsurları değersizleştirdiğimi düşünüyor olabilirsin. Aslında değersizleştirmek değil de değerlileştirmek benim yaptığım. Sevmediğin bir işi yaparken aldığın paranın karşılığı ile severek yaptığın bir işte aldığın karşılık seni daha mutlu hissettirebilir. Aldığına değer bir iş yapıyorsundur. Zaten aldığın meblağın belli ölçülerde bir önemi kalmıyor. Çünkü ruhunu doyurmuş olursun. Ruhunu doyuran insan hem bireysel hem toplumsal hayatta kendini gerçekleştirebildiğini ve bundan dolayı mutluluğunu yaşadığını hisseder içinde. Bu hayatta hepimizin temel arayışı mutlu olmak ve kendimizi gerçekleştirmek değil midir?

Tüm bu söylediklerimin genel tablosu aslında iş yerinde mutlu olmakla ilgilidir. Bu durum çalışan olarak bizler ait değildir sadece. İşverenin de sorumluluk alması gerekir. Hem işçi hem işveren mutluluğu karşılıklı değerle sağlayabilir. Çalışan işinde iyi olduğu takdirde, işveren de gereken önem ve değeri sağlayarak karşılıklı iş birliği ile mutluluğu yakalayarak daha verimli işler üretilmesi mümkündür.  Bunun güzel bir örneği Danimarkadır. Dünyanın en mutlu ülkesi seçilen Danimarka iş yerinde mutluluğu da oldukça önemseyen bir ülkedir. Hatta bunun için verdikleri bir isim de vardır; arbejdsglæde. Arbejde iş anlamına gelir. Glæde ise mutluluk anlamına gelir. Dolayısıyla bu kelimeleri birleştirerek iş yerinde mutluluk tanımı yapmışlar. Dancada böyle bir kelimenin yer almasının sebebi iş yerlerinin çalışanlarını mutlu etmek bir geleneklerinin olmasından kaynaklanmaktadır. Birçok Danimarkalı için iş sadece para kazanmanın bir yolu değildir. İş yerinde keyifli vakit geçirmek de hepimiz ihtiyacı ve önemsenmesi gereken bir husustur. Ast ve üst arasındaki hiyerarşinin olması gereken karşılığının ne olduğu tartışılmalıdır. Mutluluk tüm herkesin ihtiyacı olan bir kavram ve hep konuşulmakta. Ancak bu kadar konuşulmasına rağmen iş yerinde mutluluğu yakalayabilmek için edinilen çaba yetersiz kalmakta. Ülkemizde mutlu çalışanlardan çok mutsuz çalışanlardan söz edildiğini gözlemliyorum. Bunu çözebilmek için ise kendimizden başlamalıyız. Kendimizin farkına varmalıyız.
 

Bazı meslekler vardır ki biz bu insanların bu mesleği nasıl idame ettirdiklerine şaşırır ve hayatları boyunca bunu nasıl yapabiliyorlar diye düşünürüz. Oldukça ağır, hayatı risk gerektiren işler yapıyor bu insanlar. Prof. Amy’nin bahsettiği beceri kavramı önem kazanıyor. Çünkü yetenekleri var ve bunu başarmak içsel doyum sağlıyor. Herkesin yeteneklerinin farklı olması bu nedenle anlamlı ve güzel. 

Son olarak: İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür, demiş Platon. Zafere ulaşmamız dileğiyle!

Kaynakça

KAYNAKÇA

http://www.hurriyet.com.tr/sevdigin-isi-yapmak-mi-yaptigin-isi-sevmek-mi-23017135

https://www.deviantart.com/miyuki13/art/Spaniard-130295110

https://unsplash.com/photos/iusJ25iYu1c

https://unsplash.com/photos/cTgpqwFXHTY

https://unsplash.com/photos/4iWcG8dp6t8

https://images.unsplash.com/photo-1473090928358-00fcead4f08c?ixlib=rb-1.2.1&ixid=eyJhcHBfaWQiOjEyMDd9&auto=format&fit=crop&w=684&q=80

08-05-2019