Kahvemizi Nasıl Tüketmeliyiz?

Kahve dünyada sudan sonra en fazla içilen içecekler arasında yer alıyor. Zaten sevmeyen yok denecek kadar azdır. Hepimizin kahveyle az ya da çok bir gönül bağı vardır. Bazılarımızda bu bağ tutku seviyesine dahi ulaşmıştır. Üzerine sayfalarca şiirler, sözler yazılmıştır hatta. Sabah kalktığında güne bir fincan kahveyle başlamak isteyenler, bir molada güzel bir kahveyle mutlu olanlar, yalnızlığında kahveye sığınanlar, kitabına dost edenler, arkadaş muhabbetine ortak edenler ve daha niceleri… Sonuç olarak; sosyal yaşantımızda kahvenin bizi mutlu ettiği su götürmez bir gerçektir. O zaman buyurun çok sevdiğimiz kahveyi biraz daha yakından tanıyalım.
Kahve yüksek rakımlarda yetişen çok yıllık bir ağacın meyvesinin çekirdeklerinden elde edilir. İlk olarak Etiyopyalı çoban Kaldi tarafından tesadüfen keşfedilmiştir. Kaldi otlattığı keçilerin ağaçtaki kırmızı meyveleri yediklerinde normalden daha coşkulu ve hareketli olduklarını gözlemlemiş. Daha sonra merakını gidermek için aynı meyveden kendisi de yemiş ve hissettiklerini çevresindekilerle paylaşmış. Bu sayede o yıllarda ünü günden güne yayılan bu meyvenin kahve çekirdekleri olduğu anlaşılmış.
                                                                                                                       
Kahvenin keşfedilmesi dahi gördüğünüz gibi içerisinde bulunan kafeinin uyarıcı özelliğinden ortaya çıkmış ve bu özellik günümüzde kahveyi tüketme sebeplerimizin başında yer almakta. Çünkü çoğu zaman uyanık kalmak, toparlanmak ve zinde hissetmek için kahve tüketiyoruz. Ancak kafein dışında kahveye tadını veren o kendine has aromayı ve kokuyu sağlayan bileşenler de bulunuyor. Bu bileşenler: potasyum, niasin, magnezyum, tokoferol ve fenol klorojenik asit gibi antioksidan maddelerdir. Antioksidan maddeler vücudu zararlı etkenlerden korumaya yardım eder. Bu yüzden kahvenin birçok hastalığa karşı koruyucu olduğu savunulmaktadır. Ancak kahvenin sağlık üzerine etkisinin araştırıldığı çalışmalar tutarsız sonuçlar içermektedir. Bu sonuçların ortaya çıkmasında düşünülmesi gereken husus kahve gibi içecekleri tüketen bireylerin çoğu yanında sigara da tüketmektedir. Bu da araştırma sonuçlarında sigaranın verdiği olumsuz etkilerden dolayı bizi yanıltmaktadır. Yapılan bir başka araştırmada ise kahvenin organlarımızda farklı etkiler ortaya çıkardığını göstermektedir. Yani bazı organlarımızda oluşan problemlerde olumlu etki yaratırken bazılarında ters bir etkisi de söz konusudur. Bu yüzden bir sağlık probleminiz varsa ve kahveyi çok seviyorsanız hekiminiz ve diyetisyeninize danışarak tüketmeniz daha doğru olacaktır.

Peki, çok sevdiğimiz kahveyi nasıl tüketmeliyiz?
Öncelikle kahveyi tabii ki şekersiz tüketmeyi alışkanlık haline getirmelisiniz. Acı geliyorsa yanında kuru meyveleri tat almak adına tüketebilirsiniz. Kahve tüketiminden sonra su içmeniz de sıvı dengesinin sağlanması açısından gereklidir. Kahvenizin tadını yumuşatmak adına süttozu kullanıyorsanız süttozu yerine gerçek süt kullanmak daha doğru bir tercihtir.
Aromalı kahveler ise genellikle ilave şeker ve glikoz şurubu vs. içerdiğinden kahvenin içerisinde şeker türevi olmamasına dikkat ediniz. Dışarıda severek tükettiğimiz kahve tercihlerinde ise kremalı, şuruplu kahveler yerine sütlü veya sade kahve tercih etmeniz gereksiz kalori alımını azaltacaktır.
Dikkat edilecek bir diğer husus da kahve vücuttan kalsiyum, magnezyum gibi minerallerin atımına neden olmaktadır. Bu yüzden süt ve süt ürünlerini az tüketiyorsanız, kemik erimesi gibi rahatsızlıklarınız varsa bu kaybı yerine koymak adına kahvenize bir miktar  süt eklemeniz kemik sağlığınızı korumaya yardımcı olacaktır.
Kahvenizin köpüğü ve keyfiniz daim olsun… 
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…
Diyetisyen 
Berna Eryılmaz 
 
24-05-2017