Görmüyorum, O Halde Yoksun: Cancel Culture

A+ A-

Son zamanlarda üzerine sıkça düşündüğüm hatta bir parçası haline geldiğim, dünya genelinde popüler olan bir akımdan bahsetmek istiyorum: Cancel Culture.

Türkçe’de ‘’iptal kültürü’’, ‘’boykot kültürü’’ ya da ‘’bitirme kültürü’’ gibi farklı şekillerde kullanılabiliyor. Bu yazıda ‘’boykot’’ tanımı üzerinden ilerleyelim.

Boykot kültürünü, topluma mal olmuş ünlülerin, sanatçıların ya da fikir insanlarının ırkçı, cinsiyetçi, homofobik vb. söylemleri ile gündeme gelmesinin ardından sadece kişinin değil, o kişinin tüm işlerinin, ürettiği eserlerin de boykot edilmesi olarak tanımlayabiliriz. Yalnızca kişiler değil markalar da boykot ediliyor; aslında tanınan isimler de bir noktada marka haline geliyor, isimleriyle var oluyorlar. Örneğin insanlar müzayedelerde karmaşık geometrik şekiller değil, ‘’Picasso’’ satın alıyorlar. Bu noktada asıl olarak ‘’markalaşan’’ değerlerin boykot edildiğini söyleyebiliriz.


Her şey “Ben bu şekilde düşünen/davranan bir sanatçının işlerini destekleyebilir miydim?” kaygısıyla başlıyor. Olumsuz tepkiler alan sanatçıyı, aktif olduğu platformlardan uzaklaştırıp, hukuk yargısıyla olmayanı sosyal yargıyla sağlayan alternatif bir çözüm olarak kullanılıyor.  Aynı amaç etrafında toplanan insanların arasındaki bağı güçlendiriyor ve faili cezalandırıp ifşacıyı ödüllendirerek ‘’dostu düşmanı’’ ayırt etmeyi kolaylaştırıyor.

Genel olarak insanlar, boykot tavrını destekleyenler ve eleştirenler olarak ikiye bölünmüş durumda. Destekleyenler, boykot ederek ayrıştırıcı söylemlerin önüne geçmeyi amaçlarken eleştirenler, ayrıştırıcı söylemleri önlemenin aynı zamanda ifade özgürlüğünü de engellediğini düşünüyor. Yani boykot kültürü kendi içinde şu ikilemi barındırıyor: Ayrıştırıcı söylemlere izin verip sessiz kalmak mı yoksa insanları ayrıştırıcı düşünmemeye zorlamak mı?


Yalnızca ayrıştırıcı söylemler değil, aynı zamanda pedofili ya da tacizci olduğu ortaya çıkan ya da siyasi açıklamaları ile boykot edilen kişiler de bulunuyor. Bu durum boykot kültürü ikilemini daha yoğun hale getiriyor. Boykot kültürü destekçilerine göre şöhreti sayesinde dokunulmaz olduğunu düşünen bir kişi,  kadına şiddet haberiyle gündeme geldiğinde boykot edilerek yaptığının bedelini öderken, bu tepki olası şiddet davranışlarına da gözdağı veriyor. Bu sayede şiddet davranışı boykot kültürüyle önlenebilir hale getirilmeye çalışıyor. Boykot kültürü, destekleyenlerce yeni nesil bir adalet sistemi yani ‘’etme bulma dünyası’’ olarak kabul görüyor. Aynı durum boykot kültürünü eleştiren kişiler için ise kişinin yaptığı bir hatadan dolayı aldığı ağır ceza yani ‘’itibar idamı’’ olarak tanımlanıyor. Herkesin hata yapabileceğini söyleyen anti-boykotçular ‘’Cancel Cancel Culture’’ akımı ile boykot kültürünü boykot etmeye başladılar hatta bu temada sosyal medya hesapları açtılar.


Peki, boykot kültürü ile neler değişiyor? Yaptığı açıklamalarla boykot edilen kişi muhtemelen bir metin ya da video yayınlayarak ‘’göstermelik özürler’’ ile aldığı tepkileri dağıtmaya çalışıyor. Fakat bunu yaparken çoğu zaman işleri daha karmaşık hale getiren ifadeler kullanarak boykotlu kimliğini sürdürüyor. Böylece ‘’maskesi düşen’’ boykotlu, boykotçular tarafından desteklenmemeye ve takip edilmemeye başlıyor. Bazen başarılı olmasına rağmen homofobik bir açıklamayla dikkat çeken bir müzisyenin şarkıları, boykotçular tarafından gizlice dinleniyor. Boykot edenler o şarkıları ‘’ guilty pleasure’’ yani suçlu zevk olarak görüyor, bu durumdan suçluluk ve utanç duyuyor.

Son zamanlarda hayatımızda olan ‘’Me Too’’ akımı da taciz ve istismar haberleriyle gündeme gelen ünlülerin ve sanatçıların, yaptıkları işleri görmezden gelerek cezalandırıldığı tepki hareketi de boykot kültürünün gerekliliğini gösteriyor.

Boykot kültürünün işe yarayıp yaramadığı da tartışma konusu. Çoğunlukla sosyal medyada ya da ürettikleri işlerde görmezden geldiğimiz kişileri gerçek hayatta ne kadar boykot edebiliyoruz? Günlük hayatımızda onlarla aynı koridorda yürürken, aynı odada bulunurken etkileşim kurmaya devam ederken alınlarındaki görünmez ‘’boykotlu’’ damgası onları ne kadar etkiliyor? Michael Jackson, Louis C.K., J.K Rowling, Woody Allen, Roman Polanski, Kanye West ve Chris Brown gibi suçlarının sonucunda elle tutulur bir yaptırıma tabi tutulmayan ünlüler için yapılan sosyal boykot hareketi, kişileri gerçek hayatta huzursuzlukla cezalandırıyor gibi görünüyor.



Benim bu konudaki görüşüm ise biraz daha ortada kalıyor. Her ne kadar ırkçı ya da homofobik söylemler hatalı ve ayrıştırıcı olsa da yalnızca tanınan azınlıkları boykot ederek bu durumun önüne geçmek mümkün değildir. Ayrıştırıcı söylemler eğitimle engellenmediği sürece, kişilerin ırkçı ve homofobik söylemlerle sözel ve psikolojik şiddette bulunmaları ifade özgürlüğü adı altında meşrulaştırılan bir hak olmaya devam edecektir.

Irkçı ve homofobik söylemlerin aksine istismar ve şiddet davranışlarının boykotunu haklı ve gerekli buluyorum. Aslında hukuki yaptırımları olmasına rağmen yeterince üzerinde durulmadığı için sosyal boykotla desteklenmesi gereken suçlar olduğunu düşünüyorum.

Siyasi söylemler ise bunların içinde çok daha farklı bir noktada kalıyor. Kişiler genel olarak kendi siyasi görüşünden olmayan sanatçıları boykot ediyorlar. Bu boykot kişinin kendi kararı olarak görünüyor fakat sağcı ya da solcu grup fark etmeksizin sanatı da siyasi olarak ayrıştırıyor.

Aslında boykot kültürünün ifade özgürlüğünü engellediğinden bahsedilirken, boykot kültürünü boykot edenler de ‘’bir yaşam tarzını’’ boykot ederek ayrıştırma davranışını içinden çıkılamaz bir paradoksa sürüklüyor. Üzerine tartışıldıkça genişleyen boykot kültürü, kişinin kararına ve kendi etik değerlerine bağlı olarak çift tarafı açık bir şekilde varlığını sürdürüyor.


Kaynakça

https://www.pexels.com/

https://www.freepik.com/

18-01-2021