Eski Ankara’ya Yolculuk: Ulus

Ecenur Alper

Sosyolog

Yazar Hakkında

1995 yılında Eskişehir’de doğdum ve 2014 yılında ODTÜ’de Sosyoloji bölümü öğrencisi olana kadar Eskişehir’de yaşadım. Tam bir Eskişehir aşığıyım. Saha çalışmaları yapmayı çok seviyorum. Aldığım bir ders kapsamında araştırdığım lületaşı işlemeciliğinden sonra, şu an ilgilendiğim temel konu olan kaybolmaya yüz tutmuş meslekler üzerine çalışmalar yapmaya karar verdim. Çalışma alanım zaman zaman genişleyip başka meslek dallarını da içine alıyor. Ancak, bu platformda ağırlıklı olarak kaybolmaya yüz tutmuş meslekler ile ilgili yazılar paylaşacağım. Hedefim ise, Sosyoloji disiplini içinde kendime akademik bir kariyer rotası çizmek ve yaşamlarımızı daha anlamlı kılacak adımlar atabilmek.


ecee.alper@gmail.com


A+ A-

        İtiraf etmeliyim ki 6 yıldır Ankara’da yaşıyor olmama rağmen, Ankara’nın artık neredeyse herkesçe bilinen belirli yerleri dışında fazla vakit geçirmedim. Sıklıkla bulunduğum Kızılay, Bahçelievler, eğitim gördüğüm üniversitenin yakınları gibi birkaç yer ve Anıtkabir’den oluşuyordu benim için Ankara. Bu sene ise Ankara’nın bambaşka bir yüzüyle tanışma fırsatım oldu; Ankara’nın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Ulus ile. Daha önce Ulus’a etrafında barındırdığı müzeleri gezmek ve tarihi eserleri görmek amacıyla zaman zaman gitmiştim. Fakat, Ulus’ta geçirdiğim zaman şu ankine göre oldukça kısıtlıydı. Bunun sebebi, Ulus’un “güvenli” olmadığı hakkında duyduğum bilgiler ve müzeleri dışında çekici bir yanının olmadığını düşünmemdi. Bu yılın Eylül ayı ve öncesi için Ulus’un anlamı bana göre böyle bir çerçevedeydi diyebilirim. Eylül ayından itibaren Ulus’a dair tüm önyargılarım kırıldı, Ulus benim için müthiş gözlem fırsatları yakaladığım ve verimli bulgular elde ettiğim bir alan haline geldi.

Ulus sadece müzelerden ibaret değilmiş!

Ankara’daki meşhur Aspava restoranlarının ilki de Ulus’taymış!

Ulus’ta Ankara’nın ilk alışveriş merkezi varmış!


        Çıktığım birinci saha çalışması tam olarak bu şekilde şaşkınlıklarla doluydu. Birileriyle görüşme yapabilmek için sabırsızlanıyordum. İlk önce Ankara’nın ilk alışveriş merkezi, Anafartalar Çarşısı’na gittim. Konum olarak, Ulus’un sembolü haline gelen Tarihi Zafer Anıtı’nın ilerisinde bulunuyor ve 1967 yılından beri hizmet veriyor. Görüşme yaptığım bir dükkan sahibi, ilk açıldığı yıllarda birçok şeyin bir arada bulunabileceği tek yer olması ve Ulus’un o dönemde şehrin merkezi olması sebebiyle çok rağbet gören, her gün binlerce insanın alışveriş yaptığı bir yer olarak betimledi Anafartalar Çarşısı’nı. Yeni alışveriş merkezlerinin açılmasıyla 2000’li yıllardan itibaren eskisi kadar talep görmemeye başlamış ve bunun sonucu olarak da birçok dükkan kapanmış. Bulunduğum süre boyunca çarşı çok kalabalık değildi ve özellikle üst katlarda açık olan dükkan sayısının az olduğunu gözlemledim. Çarşının içi bugün adım başı rastladığımız alışveriş merkezlerinden farklı, örneğin koridorlarda kıyafetlerle dolu askılar bulunmakta. Ancak bana çocukluğumda Eskişehir’de ailemle sık sık gittiğimiz Esnaf Sarayı’nı anımsattı. Anafartalar Çarşısı’nı tarihi öneminin yanı sıra özel yapan bir unsur daha var: Türkiye’de ilk yürüyen merdiven kullanımı burada başlamış. Ayrıca, çarşının duvarlarında Cevdet Altuğ, Füreya Koral, Seniye Fenmen ve Attila Galatalı’nın seramik eserleri yer alıyor. Edindiğim bilgiye göre eserler 1963 yılına ait.       
                

Anafartalar Çarşısı’ndan çıktıktan sonra Ulus’un iç taraflarına doğru yürüyerek dar sokaklarında dolaşmaya başladım. Her sokakta ayrı bir çeşitlilik, bir başkalık… Hiçbiri Anafartalar Çarşısı gibi sakin değil; daima bir koşuşturmaca ve hareketlilik var. Bir sokak Samanpazarı, diğeri Bakırcılar Çarşısı, öteki Çıkrıkçılar Yokuşu, şu taraftaki Sobacılar Çarşısı derken karşıma Ulus Hali (Ulus Semt Pazarı) çıktı. Hal, 1937 yılında hizmet vermeye başlamış. İlk saha çalışmamdan sonra, Hal’e birkaç kez daha alışveriş amacıyla gittim ve Hal, gün veya saat fark etmeksizin her gidişimde kalabalıktı. Aslında, Hal’in içerisinde diğer semt pazarlarından farklı bir şey yoktu; fakat tarihi dokusunu göz önünde bulundurduğumda farkı da anlayabilmiş oldum. Görüştüğüm bir meyve satıcısı bu mesleği babasından devraldığını ve babasının satıcılık yaptığı dönemdeki müşterilerin ailelerinin hala kendisinden alışveriş yaptığını, aynı şekilde evleri Hal’e uzak olduğu halde kendisinden alışveriş yapan bir sürü “sadık müşteri”sinin olduğunu belirtti. Çalışmam sırasında orada bulunan bir müşterinin aktardığı bilgiye göre, Hal’in girişinde bulunan kuruyemişçiler de benzer şekilde daimi müşterilere sahipmiş.


        Bu saha çalışmamın son durağı, Ankara’daki meşhur Aspava restoranlarının ilki; 1972 yılında ünlü güreşçi Mahmut Atalay tarafından açılan Aspava. Aspava, “Allah Sağlık Para Afiyet Versin Amin.” cümlesinin ilk harflerinden oluşturulan bir kelime. Restoranın şu anki işletmecisi, bu söz grubunun güreşçiler arasında yaygın olarak kullanıldığını ve restoranın isminin de bu bağlamda anlamlı olduğunu söyledi. Ulus’un eski yıllara kıyasla önemini kaybettiğini restoranda yıllardır çalışan kişiler de gözlemlemiş. Özellikle, müşteri yoğunluğunun azalması onlar için Ulus’taki değişimin en büyük göstergesi. Hacı Bayram Türbesi ve çevresinde bulunan arkeolojik kalıntılar ile tarihi eserler Ulus’ta turistik bir bölge oluşmasını sağlamış görünüyor. Bu durumun restoranın müşteri yoğunluğuna etkisi olup olmadığını merak etmiştim ve sorduğumda Hacı Bayram civarında açılan “ucuz” döner ve kebapçıların Aspava’ya göre daha çok tercih edildiği cevabını aldım. Aslına bakılırsa, Aspava’yı diğer restoranlara göre dezavantajlı duruma sokan bir diğer etken de restoranın konum olarak turistik bölgelerden uzak olması. Restoranın işletmecisi şöyle anlatıyor:

            “Bizim dükkanın konumu biraz aşağı düşüyor. Dedim ya az önce 10 liraya dönerci, adanacı var diye. İşte onlar potansiyeli topluyor şu anda. Eskiden onlar yokken, müşteri en azından buradan geçerken bir giriyordu şöyle sağa sola bakıyordu Ulus’ta. Ama şimdi adımını attığında lokanta görüyor, önüne baktığında lokanta görüyor sonra orada yiyor.”

Saha çalışmamın başında yaşadığım şaşkınlıklar aslında Ulus’un bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçtiğinin habercisiydi. Ulus’taki bu değişim, Ulus’un şehrin merkezi olmaktan ziyade artık eski bir yerleşim yeri olarak görülmesi ve ekonomik öneminin de benzer ölçüde azalmasıyla bağlantılı. Şehir merkezlerinin çeşitli sebeplerden ötürü zamanla farklı bölgelere kayması kaçınılmaz bir gerçektir diyebiliriz. Ancak bana göre bu dönüşümde önemli olan, eski şehir merkezlerinin nostaljik yapısını, tarihselliğini korumak ve böylece var olan tanınırlığını muhafaza etmesini sağlamaktır. Gözlemlerim doğrultusunda, Ulus’un tanınırlığını muhafaza etmekte zorlandığını söyleyebilirim.

Yine de bardağın dolu tarafından bakmayı tercih edeceğim; Hacı Bayram gibi turistik bölgelerin oluşturulması, yeni müzelerin açılması, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin Ulus’ta konumlandırılması gibi düzenlemelerin bilinçli şekilde Ulus’u yeniden canlandırmak amacıyla yapıldığını düşünüyorum. Öncesinde “güvenli” olmadığını duyduğum ve müzeleri dışında çekici bir yanının olmadığını düşündüğüm Ulus, bana bu düşüncelerimi çürütecek yepyeni kapılar araladı. Ayrıca, “geleneksel” olarak kategorize edebileceğimiz çeşitli meslekleri icra eden ustaların da Ulus’ta bulunuyor olması benim için heyecan ve mutluluk verici. Umarım bu yazım da sizlere benzer duyguları hissettirmiştir.


Kaynakça

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Tanıtım Filmi  https://www.youtube.com/watch?v=qrXQiQby0uo

TRT Haber- İlklerin Çarşısı Anafartalar https://www.trthaber.com/haber/yasam/ilklerin-carsisi-anafartalar-408730.html

https://tr.pinterest.com/pin/160722280437391479/?lp=true

03-12-2019