Eşitlik ve Özgürlük Üzerine

Daman Cansoy

Sosyolog

Yazar Hakkında

1987’de dünyaya geldi. Gazi Üniversitesi Çalışma Ekonomisinde lisansını, Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde uzmanlığını tamamladı. Sosyoloji, tarih, felsefe ve bunların dalları ilgi alanları içindedir. Ayrıca yeni yerler ve insanlar tanımayı pek seviyor, amatör olarak fotoğrafçılıkla ilgileniyor…


d_cansoy@hotmail.com


A+ A-

İnsanoğlu var olduğu dönemden beri hayatta kalmak gayesi ile çetin bir mücadele içine girmiş ve bu mücadeleyi yürütürken hemcinsleri ile işbirliği ve dayanışma içine girmenin zorunluluğunu görmüştür. Bu süreçte en baştan itibaren avcı-toplayıcı hayattan yerleşik hayata geçişte, ilkel kabile yaşamından devasa imparatorluklara, sade bir yaşamdan kompleks yapılara kadar sürekli gelişen ve devinen formasyonlar kurmuş ve işletmiştir.

Çağları aşan periyotta her bir insanı toplumsal yaşam içinde, yaşama hakkını önsel olarak muhafaza ve kollamaya iki temel unsur güdülemiştir. Bunlar eşitlik ve özgürlük konseptleridir. Bir bakıma bu iki temel hak yaşama hakkının sağlayıcısı ve sürdürücüsüdür. Dolayısı ile ilk ve birincil hak olan yaşam/yaşama hakkına bağlı bir haktırlar. Yani yaşama hakkını yerine getiren/işlevsel kılan bu haklar yaşama hakkından kaynağını almaktadır. Yaşama hakkının herkese karşı ileri sürülebilmesi yani dokunulmazlığı, kimsenin ona müdahale edememesi ve tüm diğer insan haklarının kaynağı olduğu göz önüne alındığında bu hususun da belirgin bir biçimde ortaya çıktığı görülecektir. Yani yaşama hakkı bir mutlak haktır.

Çağdaş literatüre Yeniçağı başlatan 1789 Fransız Devrimi ile giren eşitlik ve özgürlük hakları bugün temel insan haklarındandır. Ancak her iki hak fikri anlamda vazgeçilmez olmasına rağmen pratiklerine bakıldığında özlerinde bir düalizm göstermektedirler. Şöyle ki özgürlük ve eşitlik hakları, bireyler bazında toplumsal yaşamın birey-toplum kesişiminin belirleyici asli ögeleri olarak birey-toplum sınırları bazında bireyin ve toplumun ilişkisel sınırlarını da çizmektedir. Eşitlik, aynılık, benzeşlik, türdeşlik kavramlarına tekabül ederken; özgürlük, farklılık, özgünlük ve özerklik, bireysel bağımsızlık, serbesti anlamlarına tekabül etmektedir. Peki o zaman bu iki kavramı bir araya getiren nedir veya nasıl bir arada bulunmaktadırlar? Yani özgür insanlar nasıl eşit olmaktadırlar? Bunun gerektiricisi bireyin özgürlüğünün sınırlarının eşitliği meydana getirmesidir. Yani bireylerin özgür sınırlarının eylem ve istençte bulunmasının özde aynılaşmış sınırlarıdır eşitlik. Böylece özgürlüğün eşitliklerde doğduğu ortaya çıkar. Özgürlüğün olmadığı yerde de belirli sınırlar kesişimi gerçekleşmeyeceği için eşitlikten de bahsedilemez. Aksi halde mutlak bir özgürlük ortaya çıkar ki, bu da temel haklardan önce gelen mutlak bir hakka karşılıklılık doğurur. Bu ise onu birincil bir hak yapar ki; mümkün değildir. Aynı şeyi eşitlik için de söylemek mümkündür. Çünkü mutlak bir eşitlik özgürlükler çatışmasına sebebiyet verecektir. Yani bu iki hak hem birbirlerinin yaratıcısı ve gerektiricisi hem de birbirlerine özlerinde bağlı birer haktırlar. Bunu hem birey-birey hem birey-toplum özelinde düşünmek mümkündür. Birey-birey eşitlik/özgürlüğünde ve birey-toplum eşitlik/özgürlüğünde her iki hakkın ilgili her iki öge de birbirlerine karşılıklı bağlarla bağlı olduğu ve birbirlerinin gerektiricisi ve meydana getiricisi olduğu böylece ortaya çıkar.

 

25-02-2020