Ekmek ve Güller Filminin Sosyolojik Analizi

Büşra Tavukçu Uyar

Sosyolog

Yazar Hakkında

2017 yılında Selçuk Üniversitesi ‘ Sosyoloji ’ bölümünden mezun oldum. Lisans eğitimini taçlandırmak, kendimi geliştirmek adına hiç vakit kaybetmeden 2017 yılında yüksek lisans eğitimine başladım. Neden buradasın diyenler için; tek bir kelimenin bile insanların zihin dünyasını değiştirdiğine inananlardanım. O halde okurken kendinden bir parçayı bu satırlarda hissetmen umuduyla…


busrauyar@medyacuvali.com


2000 yapımı bu filmde, öncelikle ülkelerindeki maddi zorluklar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve sınırı zor şartlarda geçen gidecekleri ülkelerdeki insanların ödeme yapmaları suretiyle ailelerine teslim edilen insanları görüyoruz. İnsan kaçakçılarının ödeme yapamayanlara ne gibi kötülükler yaptıklarını da hayal etmemizi sağlayabilecek bir giriş ile film başlamıştır. Filmin başkahramanı Maya, Meksika göçmeni, emekçi bir kadındır. Yani bir insanın hayatında zorluklar yaşaması için; emekçi olmak, göçmen olmak ve kadın olmak gibi üç önemli özelliğe sahiptir. Meksika’da başlayan film de en temel vurgu Maya’nın illegal yollardan Amerika’ya girmiş olmasıdır. Yani kendisi de artık kaçak bir yabancı işçidir. Kahramanımız Maya her türlü işi yaparım çok çalışırım diyerek başladığı işte aslında günümüzde de görüldüğü gibi yaşam şartlarının mecburiyetinden adeta canını dişine takarak çalışmaktadır. Bu işe alınması için ilk maaşının yarısını vermek zorunda kalan Maya gibi zor koşullarda çalışan birçok göçmen işçinin bulunduğu kurum, işçilerinin sendikaya bağlanmasını engellemekte, sigorta ve sağlık ücretlerini de ödememektedir.     


Toplumun belki de en zengin insanlarının şirketlerinde çalışan temizlikçiler için içlerinden birisi ‘üniformalar bizi görünmez yapar’ diyerek aslında çalıştıkları insanlar için hiçbir değerleri olmadığını ve nasıl görünmez olduklarını tek bir cümleyle özetlemişlerdir. Şirkette Rosa’nın karşısına çıkan ‘Sam’ çalışanlar için, sigortasız çalışanlar için, tatilleri olmayanlar için uğraşan bir sendikanın temsilcisidir. Bu sendikada tazminatsız işten çıkarılmaları sebebiyle hiçbir sosyal güvenceleri olmayan temizlik işçilerine, sendikanın görevlendirdiği Sam olması gereken haklarını anlatmış ve insanların örgütlenmeleri için çağrıda bulunmuştur.  Rosa’nın ablasının kocasının şeker hastası olması imkânsızlıklar nedeni ile tedavi olamaması karşısında Rosa bu hareketi mantıklı bulmaya başlamış ve desteklemiştir.

 

Yıllardır aynı firmada çalışan göçmen işçilerin haklarını öğretmeye çalışan Sam’in mücadelesi görülmeye değerdir. İlk önceleri temizlik işçileri haklarını ciddiye almasalar da birim sorulularının baskıları ve sendikalı çalışanları gördükçe bu hareketi benimsemeye başlamışlar, ilerleyen zamanlarda haklarını elde edebilmek için gösteriler ve eylemler yapmışlardır. Eylemlerinde 20. Yüzyıl başlarında 128 kadın işçinin can verdiği fabrika yangınından sonra, kadın işçilerin kullandığı slogan olan ‘Ekmek istiyoruz, Gül de!’ sloganını kullanmışlardır. Bu sırada tutuklananlar işlerinden olanlar arttıkça sendika hareketine katılımda işçiler arasında artmaya başlamıştır.

          

Son eylemlerin ardından birlik olmanın verdiği güçle temizlik firması sigorta, sağlık masraflarının karşılanması ve yeterli ücret gibi hakları çalışanlarına vermeye karar vermiştir. Ama Rosa yaptığı hırsızlık nedeniyle sınır dışı edilerek ülkesine gönderilmiştir. Tıpkı diğer kaçak işçiler gibi. Bu film sınıfsal farklılıkları çarpıcı bir dille göstermesi açısından, günlük hayatın keşmekeşinde görmediğimiz ama aslında hayatımızı kolaylaştıran birçok insanın var olduklarını bize fark ettirmeyi amaçlaması açısından oldukça önemlidir.

Filmden alınan oldukça anlamlı eylem sözleri;

Yürürken biz, yürürken günün güzelliğinde,
Karanlık mutfaklara, gri fabrika kuytularına,
Dokunur apansız çıkan güneşin tüm parlaklığı
Ve duyar insanlar bizim şarkımızı: Ekmek ve Güller! Ekmek ve Güller!
Yürürken biz, yürürken, erkekler için de savaşırız,
Çünkü kadınların çocuklarıdır onlar ve biz analık ederiz yine onlara.
Yaşamlarımız doğumdan ölüme kan ter içinde geçmeyecek;
Kalpler de ölür açlıktan bedenler gibi; ekmek verin bize, ama verin gülleri de.
Yürürken biz, yürürken, sayısız ölü kadın da yürür bizimle
Ve bizim şarkımızda duyulur yaşlı çığlıkları ekmek için.
Küçük hünerleri, sevgiyi ve güzelliği bilirdi onların kahırlı ruhları.
Evet, kavgamız ekmek için, ama güller için de.
Yürürken biz, yürürken, daha güzel günleri getiririz,
Kadınların yükselişi insan soyunun yükselişi demektir.
Köle gibi çalışma ve aylaklık yok, on kişinin çalışıp bir kişinin yattığı,
Paylaşalım yaşamın görkemini: Ekmek ve güller, ekmek ve güller.
Yaşamlarımız doğumdan ölüme kan ter içinde geçmeyecek;
Kalpler de ölür açlıktan bedenler gibi; ekmek verin bize, ama verin gülleri de.

 

Sonuç Olarak;

Yabancı kaçak işçilik olgusu aslında tarih olarak oldukça eski dönemlere dayanmaktadır. Sanayi Devrimi sonrası oluşan işgücü talebi artışı nispeten geri kalmış pek çoğu sömürge olarak görülen ülkelerden getirtilen, ucuz yabancı işçilerle temin edilmeye çalışılmıştır. Bu dönemlerde bu işçiler çok ağır şartlarda ve çok düşük ücretlerle bir çeşit köle şeklinde çalıştırılmış, zamanla yabancı işgücü gelişmiş ülkelerde en çok tercih edilen işgücü olarak kendini göstermeye başlamıştır. Ancak bu ülkelere olan yabancı işçi göçü miktarı belli bir zaman sonra kontrol edilemez düzeylere gelmiş, bu ise pek çok sorunu beraberinde getirmiştir.

                              

Yabancı kaçak işçiliğin en önemli sebebi yoksulluktur. Yoksulluğun en önemli sebebi ise işsizliktir. İşsizlik; uluslararası pek çok örgütün de çalışmalarında ortaya koyduğu gibi dünyada her geçen gün biraz daha artarak ilerlemektedir. Ancak dünyadaki toplam işsizlik oranının en büyük bölümünü Orta Doğu, Kuzey Afrika, Sahra Güneyi Altı Ülkeler gibi geri kalmış veya gelişmekte olan bazı ülkelerdeki işsizlik rakamlarının oluşturduğu bilinmektedir. Bu ülkelerin çoğunda nüfus ve nüfus artış oranları oldukça yüksektir. Nüfusun ve nüfus artış oranlarının yüksek olması bu ülkelerde toplam işgücü miktarının, özellikle genç işgücü kapasitesinin yüksek olduğu anlamına gelir.

Göçmen işçiler gittikleri ülkelere genelde yasadışı yollarla girmekte ve kaçak olarak çalışmaktadır. Özellikle Türkiye’deki yabancı kaçak işçilerin büyük bir bölümü yasadışı yollarla ülkeye girmiş insanlardan oluşmaktadır. Ancak bazılarının ise ülkeye tamamen yasal yollarla girmiş olmalarına rağmen yasal olarak ülkede bulunmalarına izin verilen süre dolduktan sonra dahi hala ülkede bulunmaya devam etmeleri nedeniyle sonradan kaçak duruma düştükleri de görülmektedir. Yabancı kaçak işçilik doğurduğu sorunlar sebebiyle acilen mücadeleye ağırlık verilmesi gereken bir konudur.

12-12-2018