Bireysel Muhalefet Alanının Daralması

Küreselleşmenin etkilerinin tüm toplumsal varlık sahaları içindeki temini, mevcut güç konumunda bulunan devletlerin kültürel vasıflarının yayılması biçimiyle kendini tezahür etmiştir. Ekonomiden, aileye, siyasetten, dinin algılanış biçimi ve uygulanış pratiklerine değin değişim kaçınılmaz bir durumdadır. Ancak bu değişim ya gelen yeni formun sahiplenilmesi ve ona sadık kalarak bireyin yaşam biçimini bu şekilde değiştirmesine ya da küyerelleşme olarak adlandırılan yerel kültürel örüntünün popüler hale getirilmesi gibi süreçlerin oluşmasına sebebiyet vermektedir. Bu değişim ile birlikte toplumsal yapılarda bulunan zengin çeşitlilik, kendini tek tipleşmenin, farklı olanın ötekileştirilerek oluşturulmuş olan yapının dışına atılması şeklinde kendini göstermektedir. Yapının içine dâhil olmak için etiketlenmekten sakınan birey, mevcut olan konumun gerektirdiği şekilde değişmeye zorlanmaktadır. Bu tesis sağlanırken devletin gücünün kullanılarak kitleler üstünde söylemsel pratiklerle uygulanan, ideolojik propagandaları da sürecin tesisinde etkili konumdadır.

Birey, yaşadığı toplumun siyasal atmosferi içinde, belirli bir taraf olmanın ötesinde bulunduğu konum itibariyle çoğunluğun uyum sağladığı görüş ve yahut ideolojinin dışında kalan biçimde bir muhalif tutum benimserse, nefret söylemleri, ötekileştirmeler, düşman yaratma stratejilerini esas alır nitelikte mimlenmelerle büyük bir kaotik ortamın içine çekilmektedir. Devlet bu süreçte ideolojik aygıtlarını işleterek ‘bizden olmayanı sindirmeliyiz’ düşüncesiyle harekete geçmektedir.

Foucault’ un iktidar biçimlerine atıfla değişen, dönüşen toplum içinde iktidar tipleri de kendini farklı noktalarda göstermektedir. Sürekli gözetlenen bir toplumda, bireyler yaşamlarını rahat bir biçimde sürdüremez. Tüm hareketleri kayıt altında olan, bedenlerine, mahrem ilişkilerine dair bile bir biyo iktidar biçiminin oluştuğu günümüzde var olan ve bize dayatılmış olan seçenekler arasından bir tercih yapma zorunluluğu doğmuştur. Toplumsal yapının tüm gövdelerinde siyasal seçimlerden, moda sektörünün şekillenişine, yemek kültürüne değin; o kurumun ürettiği ve o kurum içinde güçlü pozisyonda olan ve çoğunluk tarafından biat edilen kişi ve kişilerin oluşturmuş olduğu şekliyle yaşam biçimimizi itaate bağlı bir biçimde tesis etmeye başlamış vaziyette görünmekteyiz.

Toplumsal yaşam örüntüsü içinde yaşayan insan, yaşadığı toplumun değişimi ve devinimlerinden etkilenen, bağımlı bir yaşantı sürdürmektedir. Bağlı bulunduğu, üyesi olduğu kurumların ve aitliklerin etkisinde; bireyin beklentileri ve bireyden beklenenler esasında yaşamını kurgulamakta ve etrafında olup bitenlere bu aitlikler çerçevesinde bakmaktadır. Ait olunan zümrenin kişi üzerindeki tesiri ne kadar yüksekse, birey bu yönüyle bağ kurduğu ve üstlendiği rolleri, olması muhtemel açıklarına bakmaksızın kabul etmeye eğilimli görünmektedir. Açık ve örtük tüm amaç ve kaidelerine göre oluşan bu kimlikleşme sürecinde, birey bağlı bulunduğu topluluğa karşı faydacı bir tutum takınabilmektedir. Bulunulan konumun kaybedilmesine dair endişe ve korkunun toplum içindeki tesiri ne kadar yüksekse, kişi o derecede içinde bulunduğu durumdan ve dış dünyayı algılama biçiminden soyutlanıp, başına gelenlerden ve ötekinin başına geleceklerinden kendisini sorumlu tutmamaktadır. Bu türden bir sorumsuzluk hali, bireyin özgürlüğünü kendisinden üstün gördüğü, güçlü iktidara teslimi ile gerçekleşmektedir. Kendi sorumluluklarının bilincinde olma durumu, bireyde ne kadar çok etkisini kaybederse o kadar özgürlüğünden feragat etmektedir. Bulunduğu konuma dair etkili bir muhalefet alanını oluşturamayışı özelde bu şekliyle sorumluluk alma yetisiyle, genelde yaşadığı toplumsal yaşam örüntülerinin dönüşümü ve şekillenişine göre oluşmaktadır.

 

25-02-2019