Bi’ Şeyler...

Feyza Ülkü Güzey

Sosyolog

Yazar Hakkında

Henüz çeyrek asırlık ömrüme bir çok şehir, bambaşka insanlar, mekanlar ve bir sosyoloji lisansı sığdırdım. Bir de çokca merak ve söylenecek söz. Bütün bunlar birleşince insan bir şeyler söylemeden yazmadan edemiyor. Şimdiye kadar biriktirdiklerimi paylaşmak için buradayım. Merakınız ve eleştirel düşünceniniz bitmemesi dileğiyle.


guzeyfeyzaulku@gmail.com


A+ A-

Merhaba,

         Eğer bir şekilde bu merhaba ile karşılaştıysan ya da daha önce herhangi bir yazımı okuduysan bu defa farklı bir şeyler anlatmak isteğinde olduğumu bilmeni isterim. Yaklaşık altı aydır bu platformdayım. İnsan ömrü için kısa olan bu süreçte, hatta son bir senemde beni fazlasıyla şaşırtan, üzen, o an yaşarken atlatamayacağımı sandığım anlar, ölüm, göz yaşı, eğlence, sevinç, işsizlik, yeni iş heyecanı ve daha bir sürü şey yaşadım. Yaşamaya devam ediyorum. Tanrı bilir, sen neler yaşadın. Ne kadar sevindin, heyecanlandın, üzüldün, ağladın? Bilmiyorum. Fakat kendime söylediğim, söylemek istediğim ve söylemeye çekindiğim şeyler var. Bunları seninle de paylaşmam gerektiğini düşündüm. Biliyorum sosyolojik, toplumsal ve toplumsal farkındalıklar üzerine yazmak için buradaydım. Ama bazen durup bir nefes almak ve farklı düşünüp, farklı bir yerden bakabilmek gerekiyor sanırım. Bu deneyimleme sürecim belki senin de işine yarar umudundayım. Aslına bakarsan daha çok kendime bir yararı olmasını diliyorum, arzu ediyorum. Hani bazen bir şeyi başarırsın ve biri sırtını sıvazlar ya. Sanırım bu yazı da biraz öyle olacak. Kendi sırtını sıvazlamak istiyorsan, bana eşlik edebilirsin.


         Bir şarkı vardı uzunca süre hatırlayamadığım. Şöyle diyor; öncelikle kalbi kırık tüm insanlardan uzak duracaksın arkadaş. Evet, bu bir parça üzücü ama çok da derinlikli bir anlatım bence. Ve oldukça basit; kalbi kırılmış, küsmüş bir çocuk ne yapar? Büyük bir doğallıkla, öfkeyle karşılık verir. Kalbi kırılmış ve kendini büyütememiş insanlardan uzak dur. Bunu anlamak kolay değil bunu da biliyorum. Ama inan bana içinde bir yerlerde hissedeceksin. Arkadaşların, okul, iş, ailen, sevgilin, eşin... Kim olursa, ne olursa sana öfkeyle adım atanlar konusunda iki kere düşün.

         Dene. Defalarca dene bir şeyleri değiştirmek istiyorsan, sıkıldıysan, daha iyi olabileceğini biliyorsan. Ne için olursa olsun, dene. Köpeğine tuvalet eğitimi vermek için, salonu dağınık bırakan ev arkadaşın için, plan yapıp unutan baban için, o sevdiğin pastayı yapmaya söz veren annen için, yeni aldığın kazağı senden önce giyen kardeşin için, sana vakit ayıramayan arkadaşın için, seni aramayan sevgilin için, kelimelerini kaybeden şiirlerin için... Dene. Doğru sözcükler ile her şey daha iyi olabilir. İnan bana ve doğru sözcüklerle, bir şansı daha hak eden birinin kalp kırıklıklarını gidermeye çalışmak kadar maneviyatını yüceltecek çok az şey olacak. Ve ufak bir not; denemelerinin yanıt vermediğini gördüğünde vazgeçmeyi bilmek de maneviyatını besler.

         Çalış. Çok çalış. İstediğin ve yapmaktan keyif aldığın her şey için. Basket oyna, dans et, matematik problemleri çöz, gitmek istediğin okulu kazan, mezun ol, terfi al ve emeklerinin karşılığını almaktan yaşadığın mutluluğun tadını çıkar. Ama unutma her ailenin, her toplumun, her ülkenin ve kıtanın bir “kader”i vardır. Elinde olmayan sebeplerden dolayı yaşadığın zorluklar için üzülmemen gerektiğini, yeni yollar ve amaçlar edinebileceğini unutma. Bazen ne yaparsan yap en fazla kelimeyi okuyan, en hızlı koşan ya da en yüksek notu alan sen olamayabilirsin. Ama şarkı söylerken ne kadar mutlu olduğunu unutma.

         Sev. İçinde korku ve endişeden daha çok sevgi taşı. Evet, o filmdeki gibi bir taşı, kelebeği, bir kuşu sevsen yeter. Tamam, bazen yetmeye de bilir. Ama sevgiyle olan, yapılan şeyler içinde hep daha büyük yer kaplamıyor mu? Ailemizi seçemiyoruz ama onları öğrenip, kabul edip daha çok sevelim. Arkadaşlarımızı, okulumuzu, işimizi, eşimizi... Hatta salonundaki minderi, kitaplığındaki çerçeveyi ve batan güneşi de. İnan bana daha az eksilecek böylece senden zaman.

         İnan. Ve inanman gereken tek şey kendinsin. Unutma.

         Öfkelen. Öfkelendiğinde sakın içine atıp, onu oraya sıkıştırma. Patlar. Dikişleri atmış bir yastık gibi saçılıverirsin. Patlat gitsin. Dikiş konusunda iyiysen bu seferlik yeniden dikiş tutan bir yastığın olur. Unutma, bazen yeniden yeniden dikiş tutmayabilir yastıklar da yaralar gibi. Ama haksızsan çekinme özür dilemekten ve bir elinde iğne iplikle beklemekten.

         Ağla. İçinde biriktirdiğin tüm damlaları dök ki hafifleyesin. Yoksa bir mendil uzatacak bir el yanında; dert etme, bu seferlik yine kıyafetinin kollarına silebilirsin burnunu. Muhakkak izi geçer...

         Ve saygı duy. En çok kendine. Senin bir şekilde olduğun kişi olmana yardım eden ailene, yakınlarına. Yeniden ve yeniden çabalamayı seçen herkese. Senin sıkıntılarından daha küçük sıkıntıları olduğunu düşündüğün herkese. Ve daha büyük sıkıntılar atlatanlara. Saygı duy, tüm koşullar hazır değilken dilediklerini olduranlara. Tek başına ayakları üzerinde duranlara, bir omuz olmadan da ağlayanlara, öfkesiyle savaşmayıp anlatanlara, daha iyi olacağına inananlara, oyunu hep sevgiden yana kullananlara, çok çalışanlara, denemekten yorulsa da yeniden gücünü toplamak için kendine zaman verenlere...

         Sağlığını iyi koru. Bu ihmal edilmeyecek yegane şey olacak. Çokça yaşlanınca ya da kaybedince anlamadan... Zihnini koruyabilmenin temeli olacaktır. Dene, çalış, sev, inan, öfkelen, ağla, saygını yitirme ve dinlediğin her şarkıya da bu kadar takılı kalma. Zamanın getirdiklerine ve götüreceklerine hazır ol.

         Sevgi ve umutla...

 

25-04-2019