Azınlık Gruplar

A+ A-

Merhaba değerli okuyucular.

Bambaşka bir konu olan “azınlık” konusu ile karşınızdayım. Şimdi sizlere “azınlık grubu” kavramından, bir grubun azınlık olarak kabul edilmesi için gerekli şartlardan, azınlık türlerinden vb. konulardan bahsedeceğim.

Her toplum, çeşitli tarihsel sebeplerle etnik köken, din, dil bakımından az ya da çok farklı grupları bünyesinde barındırır ve bu anlamda hiçbir toplum homojen değildir. Tarih boyunca bütün toplumlarda azınlık gruplar var olmuştur. Günümüz dünyasında da azınlık gruplar varlığını sürdürmektedir. 

                                               

Azınlık terimi ilk olarak 16.yy’da Avrupa’da dini azınlıkların ortaya çıkışıyla birlikte kullanılmıştır. Azınlık sorunları genel olarak imparatorluktan ulus-devlete geçiş süreciyle ön plana çıkmaya başlamıştır.

Azınlık grupları kavramı sosyolojide yaygın olarak kullanılmaktadır. Sosyoloji literatüründe kültürel, etnik ve fiziki özellikleri yönünden farklı olan insanlar eğer farklı ve eşitsiz muamelelere tabi tutuluyorsa “azınlık” olarak kabul edilmektedir.  Sosyologlar “azınlık” sözcüğünü sayısal bir ifade olmaktan çok, toplum içinde ikincil konumda olan grubu tanımlamak için kullanırlar.

Azınlık grubu terimi 1930’lardan itibaren, ırksal, etnik, biyolojik ya da diğer özellikler temelinde baskıya uğramış ya da damgalanmış toplumsal grupları ifade etmek amacıyla kullanılmıştır.

Azınlık kavramı üzerine birçok tanım bulunmaktadır:

-Louis Wirth, azınlık grubunu, ”fiziksel ya da kültürel özelliklerden dolayı farklı ve eşitsiz muameleye maruz kaldıkları toplumun içinde, diğerlerinden ayrı tutulan ve bu yüzden kendilerini kolektif ayrımın nesneleri olarak gören insanlar grubu” şeklinde tanımlamıştır.

-Francesco Capotorti, azınlık grubunu, “bir devletin nüfusunun geri kalanına göre sayısal azınlıkta olan, hâkim/baskın konumda bulunmayan, üyeleri o devletin yurttaşı olmakla birlikte nüfusun geri kalanından farklı etnik, dinsel ya da dilsel özellikler sergileyen ve kültürlerini, geleneklerini ya da dillerini korumaya yönelik üstü örtülü de olsa dayanışma duygusu gösteren gruptur” şeklinde tanımlamıştır.

Bir grubun azınlık olarak kabul edilebilmesi için:

1. Toplumun çoğunluğunu oluşturanlardan farklı olan ve onlardan ırk, din ve dil gibi noktalarda ayrılan bir grubun varlığı gereklidir.

2. Irk, din, dil gibi unsurlarla birbirine bağlanan ve çoğunluktan ayrılan azınlık gruplarının sayısı da önemlidir.

3. Söz konusu azınlık grubun ülkede başat (dominant) olmaması gerekir. Öyle sayıca azınlıkta kalan gruplar vardır ki, korunmaları şöyle dursun, ülkenin çoğunluğunu onlardan korumak gerekebilir. (Güney Afrika’da olduğu gibi).

4. Tartışmalı olsa da halihazır uygulamada ancak söz konusu ülkenin yurttaşı olan kişiler azınlık kavramına girebileceklerdir.

5. Bu ülke yurttaşlarının kendi devletlerine sadakatle bağlı olmaları, ayrılarak başka devlet kurma gibi onu parçalayacak eylemlerden kaçınmaları gerekmektedir.

6. Öznel bir ölçüt olan ‘azınlık bilincidir’ de önemlidir. Ortak ayırıcı özellikleri olan ve sayıca azınlıkta olan bir grup, ancak bu özelliklerini ve niteliklerini korumak ve sürdürmek isteğine sahipse azınlık olarak anılabilir.

7. Azınlığın kendini azınlık olarak görmesinin de yetmeyeceğini, çoğunluğun da onu öyle görüp, buna uygun olarak davranmasının gerekli olduğunu söylemek gerekecektir. Başka bir deyişle, azınlık kavramı, ancak kendisine uygulanan bir ‘baskı’ varsa ortaya çıkabilecektir.

                                                  

Azınlıklar onları başat toplumdan ayıran kimlik özelliklerine göre tasnif edilmektedirler. Azınlık türleri: Dinsel azınlıklar, dilsel azınlıklar, etnik azınlıklar, ulusal azınlıklar, yerli azınlıklar, göçmen azınlıklar…

Dinsel Azınlık: En eski azınlık grubudur ve özellikle Protestan-Katolik çatışması sonucunda Protestanların ayrı bir dinsel grup olarak kabul edilmesi ile belirginleşmiştir. Günümüzde din kriteri, bir azınlığa mensubiyeti belirlemede genel bir prensip değildir.

Dilsel Azınlık: Azınlıkların kullandığı dil çoğunluk diline kıyasla daha az kişi tarafından konuşulan dildir. I.Dünya Savaşı’na kadar bir halka mensubiyetin en önemli işareti olarak görülen dil kriteri ise zamanla ağırlığını kaybetmiştir. Belli bir dili kullanan bütün grupların dilsel azınlık olarak kabul edilip edilemeyeceği hala çözüme ulaştırılamamış bir konudur.

Etnik Azınlık: Ortak bir kökeni paylaşan, çeşitli kültürel, tarihsel ve topraksal bağlardan oluşan kimliklerin özelliklerine sahip, fakat belirli bir siyasal niteliği bulunmayan gruplardır. Etnik kelimesi sadece soyla ilişkili değildir. Dil, din ve kültürel farklılaşmanın bir yansıması anlamındadır. Örneğin, Korsikalılar ya da Basklılar.                                                                                                                       
Ulusal Azınlık: Bir devlet, ülkesinde yaşayan ve orada çoğunluğu oluşturan bir ulusun üyelerinden bazılarının, bir başka devlet ülkesinde azınlık durumunda olmasını ifade eder. Bir başka deyişle ulusal azınlık, kendisini devletleşmiş bir başka ulusun parçası olarak gören azınlık grubudur. Örneğin Almanya’daki Danimarkalılar.

Yerli Azınlık: Halihazırda yaşadıkları bölgelerde nesiller boyu varlık göstermiş; ancak sınır değişimleri gibi tarihi olaylar sebebiyle azınlık kalmış gruplar olarak tanımlanır. Örneğin, Kuzey Almanya’daki Danimarkalılar, İspanya’daki Katalanlar.

Göçmen Azınlık: Bulundukları yere sonradan yerleşmiş ve genellikle yabancı bir dil konuşan ve yabancı etnik/kültürel kimliğe sahip topluluklardır. Örneğin, Almanya’da yaşayan Türkler ve Fransa’da yaşayan Cezayirliler.

 

Sosyolojide, bir azınlık grubunun üyeleri, topluluğun çoğunluğuna oranla daha dezavantajlıdır ve grup dayanışması ile aidiyet duygusuna sahiptirler. Önyargı ve ayrımcılığa maruz kalma deneyimi ortak bağlılık ve çıkar duygularını güçlendirmektedir.

Azınlık durumunda olanlar sayıca az ya da çok olabilir. Önemli olan, azınlık durumunda olanların sayısı değil görmüş olduğu muameledir. Bazen bir grup, toplumda sayısal çoğunluğu oluşturmakla birlikte yine de “azınlık” olarak tanımlanabilir. Bu nedenle “azınlık” terimi onların dezavantajlı durumunu ele alır. Kadınlar, dünyanın birçok ülkesinde sayısal açıdan çoğunluğu oluştursalar da azınlık grubu olarak tanımlanırlar.

Azınlıklar, bir kültür içerisindeki alt-gruplardır. Bu tür alt-gruplar çoğunluk gruptan genellikle farklı olarak görülürler ve kendilerini de çoğunlukta farklı görürler. Fiziksel ve toplumsal olarak toplumun geri kalanından yalıtılmışlardır. Çoğunluğu oluşturan grubun üyeleri ile azınlığı oluşturan grubun üyeleri arasında evlilik çok azdır. Zaman zaman azınlık grubun üyeleri arasında kültürel ayırt ediciliği canlı tutmak için “endogami(içevlilik)” teşvik edilir.

“Azınlık” terimi, toplum içindeki daha düşük statüdeki çeşitli grupların deneyimlerinin ortak yanlarını vurgulayarak ayrımcılığın yaygınlığına dikkat çeker. Azınlıklar hakkında toptan konuşmak, bir grubun deneyimlerini kesin bir biçimde yansıtmayan genelleştirmeler doğurabilir. Genelleyici ifadeler, yanıltıcı olabilir, çünkü bu grupların içindeki farklı deneyimleri görmeyi engeller. Örneğin, eşcinseller ve Pakistanlıların ikisi de Londra’daki azınlık gruplarından olsalar da toplumda deneyimledikleri aşağılanma aynı değildir.

Çok sayıda azınlık grubu hem etnik hem de fiziksel olarak topluluğun geri kalanından farklıdır. Örneğin, Asyalılar ile ABD’deki Afrikalı Amerikalılar. Bir grubun ya da bir dizi geleneğin etnik olarak adlandırılması bir bakıma seçici olarak ortaya çıkar. Sıklıkla deri rengi gibi fiziksel özellikler etnik bir azınlığı tayin ederken kullanılan tanımlayıcı unsurdur. Etnik ayrımlar nadiren yansızdır, fakat yaygın olarak refah ve güçle ilgili eşitsizlikler ve gruplararası düşmanlıklarla ilişkilendirilirler.

Azınlık gruplar kendilerini azınlık olarak görmeye başladıkları noktada ayrımı pekiştirici davranışlar sergilemeye başlamaktadırlar. Azınlık muamelesi görmek ve ötekileştirilmek yeni bir nefret doğmasına neden olmakta ve doğan bu nefret yeni sorunları da beraberinde getirmektedir.

Azınlık sorunlarının giderilmesi için çözüm önerileri sunmak önemlidir elbet ama ne kadar çözüm önerisi sunulursa sunulsun sorunu gidermede yetersiz kalacaktır. Sorunun kökten çözümü için “azınlıklar” şeklinde yapılan ayrımın ve ayrıştırmaların sonlandırılması en doğrusu olacaktır. Tarihin hafızasındaki ayrımlar, ötekileştirilmeler, önyargılar… tamamen silinmelidir. Aksi halde sorunlar yeni sorunlar doğuracaktır. Çünkü her ayrım yeni bir ayrım doğurmakta ve insanları birbirinden tamamen uzaklaştırmaktadır. Bu durum insanları yalnızlaştırmaktan ve büyük bir mutsuzluğa itmekten başka bir şey yapmamaktadır.

İnsan olmanın belli bir ölçütü ve kalıbı var mıdır? Herkesin farklı ve biricik olduğunu kabul etmek yerine, farklı olanı ayrıştırmak, ötekileştirmek doğru mu? Farklılık toplumda sorun yaratacak bir durum mu yoksa zenginlik mi?...

Umarım yazımdan memnun kalmışsınızdır. Tekrar görüşene dek mutlu kalın.

Sosyolog Nazmiye KIRIK


Kaynakça

*ÇIVGIN, İzzet(2019),Azınlıklar Sorunu, Dicle Üniversitesi (https://www.researchgate.net/publication/331064898_AZINLIKLAR_SORUNU)

*GIDDENS, Anthony(2013), Sosyoloji, Kırmızı Yayınları, İstanbul (Yayıma Hazırlayan: Cemal Güzel)

*http://sosyoloji.com/aziliklar/541.html

*https://perspektif.eu/2020/04/12/azinlik-nedir/

*MARSHALL, Gordon(2014), Sosyoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara (çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü)

*TUNÇ, Hasan,(?) Uluslararası Sözleşmelerde Azınlık Hakları Sorunu ve Türkiye, ?,?

-Görsel 2: https://images.app.goo.gl/ZBEWcDeGG41r4Dd67

29-01-2021


ankara psikolog