Anthony Burgess /Otomatik Portakal

A+ A-

Merhaba sevgili okuyucular.

Birlikte kitap değerlendirmesi yapalım mı? Ne dersiniz?

Otomatik portakal nedir? Yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler, sosyal kehanet, kara mizah, özgür iradenin sorgulanışı, dilsel deney, Pavlov teorisinin uygulanışı, suçluların ıslahı... Otomatik Portakal bunların hepsi ve daha fazlasıdır.

Otomatik Portakal, bir suçlunun devlet eliyle ıslah edilme biçimi ve bunun sonuçları üzerinden distopik bir gelecek atmosferi çizerek hicveden ve yaşadığımız bu korkunç alaycı dünyayı yansıtan çarpıcı bir romandır.

                                         

Romanda 15 yaşında olan Alex ile arkadaşlarının şiddete eğilimleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Alex ve arkadaşları modern gençlik kavramının vücut bulmuş halidir. Sokak serserileri olarak tabir edilen bu gençler her türlü suçu işlemektedir. Gençlerin kurduğu cümleler, davranışları… her bakımdan içleri öfke, nefret, intikam, hınç doludur. Bunun nedeni toplum ve iktidardır.                                   
“Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu terbiyeli olmaları söz konusu değildir”       

Mahkumlar isimleri ile değil 6,7 hanelik sayılar ile hitap edilmektedir. Görüldüğü üzere insanoğlu iktidar için sadece değersiz sayılardan ibarettir.

Şiddetle bağlantılı olarak romanda Nazilere de sık sık göndermeler yapılır. Bunun nedeni, Naziler devlet şiddet mekanizmasının en belirgin örneği olarak yakın tarihe damga vurmasıdır.

                                     

Kitapta “Ludovico Tekniği(Islah Tedavisi)(Suçluları, Yeniden Topluma Kazandırma programı )“ olarak geçmekte olan kavram iktidarın kendi çıkarları doğrultusunda insanları tektipleştirmeye çalıştığının göstergesidir. Bu tekniğin amacı suç refleksini öldürmek ama bunu bireyin iradesi dışında yapmaktır. Bu tedaviden sonra birey ne şiddet uygulamak isteyebilecek ne de devletin düzenini bozmak. Peki sizce bu tedavi ile iyi bir insan olmak hoş mu yoksa korkunç mu?

Kitapta Alex’e uygulanan deney Pavlov’un teorisine benzemektedir. Canlının daha önce tepki göstermediği herhangi bir uyarıcı karşısında belli bir koşullanma sonucunda tepki gösterir hale gelmesidir. Hepimiz gerçekten Pavlov’un köpekleri olabilir miyiz?

Islah tedavisinde Alex bir makineye bağlanıyor ve müzik eşliğinde şiddet içeren kısa filmler açılıyor. Her seansta müzik, şiddet, vücuttaki sancıların dozunu arttırıyorlar. Film sayısı ilerledikçe Alex’in fiziksel olarak tepkileri( karın ağrısı, baş ağrısı, susuzluk, kusma hissi )  artıyor. Alex şiddeti sadece uyguladığında değil, düşündüğünde, rüyalarında hatta müzik dinlediğinde bile kendini hasta hissediyor. Alex artık otomatik işleyen bir makineydi ve karar yetisi elinden alınmıştı. Tüm benliği ile yönetilmeye hazırdı ki iktidarım tam olarak istediği de buydu. Deney süreci bittikten sonra Alex şiddeti göstermeye değil, şiddeti tüm benliği ile kabul etmeye hazırdı.

Alex deneyden önce kanun tanımazken, ıslah edildikten sonra “artık kanunlardan korkan iyi bir vatandaştı” İktidar için iyilik tam olarak buydu işte. Onu yardıma ve iyiliğe muhtaç bir hale getirmişlerdi ve kabul eden herkese iyilik yapmak zorundaydı. Alex i insanlıktan çıkarmışlardı. Artık seçme şansı yoktu. Toplumun ve iktidarın onayladığı eylemlerin dışına çıkamayan ve sadece iyilik yapabilen küçük bir makineye dönüşmüştü. Önceden haz duyduğu her şey artık ona acı veriyordu.

Alex düşünme yetisini yitirmiş, bastırılmış ve kafese kapatılmış bir hayvana benziyordu.Peki bizim Alex’ten farkımız var mı?

“İyilik içten gelir. İyilik seçilen bir şeydir. İnsan seçemediğinde insanlıktan çıkar”                                
“Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? “

Özden gelmeyen mecbur kalarak edinilmiş iyilik, bireye acı veren iyilik, insanlığı yok eden iyilik… Bireyin seçim hakkı ortadan kaldırılarak, bilincine hükmedilerek, dayatmayla, şiddetle, baskıyla koşullandırılarak bir iyilik anlayışı ne derece doğrudur?
                                                           

Alex, acımasız, alaycı, toplum değerlerini küçümseyen, sıra dışı, saldırgan ve yıkıcı. Alex başlı başına bir suçlu ama o suçlar kitapta sadece dikkat çekmek için işlenmiştir. Alex sisteme bir başkaldırı, bir isyan, bir devrimdir aslında. Alex’in zorbalığına maruz kalan vatandaşların sadece acıklı halini görürüz. Ama romandaki diğer karakterlere baktığımızda ikiyüzlü insanlardır. Burgess burada şiddet güzellemesi değil toplum karalaması yapmaktadır.

İnsana bir makine gözüyle yaklaşan düzene, kurallara, baskıcı toplumsal kontrole, itaat etmeyen Alex, kendini açığa çıkarma adına yıkıcılığa başvurur. Yani Alex’in şiddetinin kökeninde var olma problemi yatar. Modern devletin insanı bir sayıya indirgediği böylesi bir ortamda  Burgess Alex’i var olan düzene bir başkaldırı olarak yaratmıştır.

Romanın sonunda Alex toplumsallaşmış ve düzenin bir kuklası olmuştur. İktidar ilk iyiyi savunurken sonra kötüyü savunur çünkü sistemin varlığını sürdürebilmesi buna bağlıdır; şiddet ve suç tamamen yok edilmemelidir ve kontrolü iktidarın elinde olmalıdır. Aksi takdirde toplum bu şiddeti sistemin kendisine yöneltir.

Modern toplumlarda, hınç ve intikamın kontrol altına alınması cezalandırma yöntemi ile mümkündür. İktidar şiddet kullanmakta ve bunu meşrulaştırmaktadır. İktidar içinde var olan şiddeti, sürekliliğini korumak için kullanmaktadır.

İnsanlık tarihine baktığımızda hep merkezde şiddet olmuştur. Şiddetin başkarakteri iktidardır. Ama modern çağda iktidar yönetimi kolaylaştırmak için iyi kavramını kullanarak yaptığını manipüle etmektedir.

Modern toplumda insanoğlu için iyi iktidarın onayladığı iyidir. Neyin suç olup olmadığına iktidar karar vermekte ve hoşuna gitmeyen durumlarda insanların iradesini yok etmektedir. İktidar ideal toplumu oluşturmak için bireyleri tektipleştirmektedir. Kişilerin düşünceleriyle hareketlerini kontrol ederek hayatları üzerinde egemenlik kurar ve ideolojisine ters düşenleri yani ötekini, kendi amaçları ve istekleri doğrultusunda asimile etmektedir.

İktidar sistematik bir baskı uygulayarak, insanlığı otomatik işleyen bir makineye dönüştürmüştür.  Davranışlarımızı kendi özgür irademizle yaptığımızı mı düşünüyorsunuz? Ya da düşüncelerimiz bize mi ait? Hayır. Doğduğumuz an her şey bizim için seçilmişti zaten. Toplumun ve iktidarın yarattığı organizmalardan ibaretiz sadece.

İktidar özgür olduğumuza ve seçimlerimizi kendi özgür irademizle yaptığımıza o kadar inandırdı ki bizi asıl olan sahteleşmiş özgürlükten ibaretti. Modern çağın kurbanları olan biz insanlar, tektipleşmiş küçük makineciklerden ibaretiz.

Aslına bakılırsa her insan gökkuşağıdır. Tüm renkleri barındırır. Ne sadece siyah ne de sadece beyazdır. İktidarın çizdiği sınırın dışına çıkmaktan başka bir tabirle öteki olmaktan çekindiğimiz için İktidarın seçtiği renge bürünmekte buluyoruz çareyi. Kısacası kendimizi bulmaktan hayli uzağız.

Umarım yazımdan memnun kalmışsınızdır. Tekrar görüşene dek özgür kalın.

Sosyolog Nazmiye KIRIK

02-04-2020