Yerkürenin Öz Kaynakları

A+ A-

Gezegenler içinde adı mitolojiden gelmeyen tek gezegen Dünya’dır. Bu kelime, gezegenimizi tanımlamanın hakkını en iyi veren “yer” kelimesinin kökenlerinden oluşmuştur. Yerküre, canlı hayatın varlığı için ihtiyaç duyduğumuz temel etmendir. Canlı hayatın devamlığını için ise daimi bir enerji döngüsüne ihtiyaç duyarız. Gezegenimiz ihtiyacımız olan tüm enerji kaynaklarına sahiptir. Peki, insanoğlu bu kaynakları verimli kullanabilecek bilinçte mi?

Evrimsel olarak günümüz insanından daha az gelişmiş, ilk çağlarda yaşayan insanlar için enerji ihtiyacı oldukça basit düzeydeydi yani insan bedenindeki yaşamsal döngü için gerekli olan bir ihtiyaçtı ve bu enerji ihtiyacı beslenmeyle karşılanabilir durumdaydı. Enerji, nüfus yoğunluğun azlığıyla orantılı olarak kolay ulaşılabilirdi. Popülasyon yoğunluğu artıkça ve insan, evrim basamaklarında yukarı çıktıkça enerji ihtiyacı da arttı. İlk insanı enerji aramaya iten şey en ilkel dürtüsü açlıktı. Yani insan ırkındaki çalışma ve çatışma içgüdüsü yalnızca beslenme ihtiyacı temelliydi.

Tarımda ve hayvancılıkta kendini geliştirerek evrim basamaklarında hızla ilerleyen insanoğlu, kısmen de olsa açlık dürtüsünü bastırabildikten sonra temel dürtülerinden bir diğerinin yani merakının eşliğinde ilerlemiştir. Merak, asla sonu gelmeyen ve belki de insanoğlunun en çok enerji gerektiren dürtüsüdür. Artan enerji ihtiyacı, yeni kaynak arayışlarına ve bununla beraber birçok coğrafi keşfe önayak olmuştur.  Yeni kaynakların keşfi ise insanlık için üretim ve tüketim temelli farklı ihtiyaçlar doğurmuştur ve bu durum enerjiyi farklı formlarda kullanmayı gerektirmiştir.


İnsanlık, keşfedilen enerji kaynaklarını daha verimli kullanabilmek adına onları değiştirmeyi ve geliştirmeyi öğrendi bu da enerji devrimlerini başlattı. Enerjiyi farklı formlara dönüştürerek dünyayı sanayileştirdiler. Enerji verimliğinin artması insanlığı, hızı her geçen gün artan teknoloji maratonuna soktu ve bu hızı takip edebilmek isteyen insanlar kendi aralarında sonsuz bir savaşa girdiler. Büyük resme bakacak olursak, insanlık tarihteki bütün önemli savaşların nedeni enerji ihtiyacıdır.

Çoğunluğun farkında olmadığı şey ise varoluşumuzdan beri asıl savaşımızı yerküreye karşı verdiğimizdir. Yaşam formlarından bilinen en gelişmiş yaşam formu olmamız gezegeni yağmalama hakkına sahip olduğumuz anlamına gelmez. Gezegen üzerindeki her canlının varoluşunun bir nedeni olduğu gibi var olduğu yer üzerinde de hakkı vardır.  Dünya, tüm canlılara eşit seviyede aittir.

Toplumları felaketlere sürükleyen neden yerkürenin öz kaynaklarının kullanımında insanoğlunun bireysel hak iddiasıdır. Fakat yerkürenin öz kaynakları, yine yerkürenin kendisine aittir. Üzerinde bulunan hayvanlar ve bitkilerle birlikte yerkürenin kendisi de canlıdır. Ve tarihi olaydan öğrendiğimiz kadarıyla, insanoğlunun bu canlı organizmaya her müdahalesi ayrı bir felaketle sonuçlanmıştır.

Uğruna savaşlar yapılan madenler, Dünya gezegeninin kanıdır. Yerkürenin alt katmanlarından, gezegenin özünden gelen petrol gibi biyolojik kaynaklar, enerji potansiyelleri yüzünden insanoğlu için en değerli kaynaklardır. Dünya’nın çekirdeğinden aldığımız kanı, ürettiğimiz motorlarda yaktığımızda açığa çıkan gazları atmosfere yayıyor, tüketim sonucu açığa çıkan atıkları da denizlere ve açık arazilere boşaltıyoruz. Doğanın kendisinin, canlı yaşamıyla bir bütün olduğu ve insan olarak doğaya verdiğimiz zarardan yine en çok etkilenecek olanın insanlık olduğunu bilmemize rağmen Dünya’yı kendi kanından elde ettiğimiz enerjiyle kirletiyoruz.


İnsanoğlu gelişen teknolojinin getirdiği tembellik dürtüsüyle, düşük iş gücüyle yüksek üretim mantığını benimsemiştir. Kullanılan kaynağın tükenebilir olduğunu ve tükendiğinde karşılaşılabilecek sorunları görmezden gelmeyi seçmiştir. Ve ne yazık ki bu tutum, bizleri sona yaklaştırmakta. Durumun ciddiyetinin farkında olan bazı dünya ülkeleri ve özel kurumlar, yaşamın devamlılığı dürtüsünün sebep olduğu enerji ihtiyacını karşılamak için yeni ve tükenmeyen kaynak arayışına başlamışlardır. Bu kitleyi, yenilebilir ve sürdürülebilir enerji kaynakları kullanımı yapanların yanı sıra, maden kullanımına devam etmekte istekli olanların, Dünya’da azalan madeni kaynakları başka gök cisimlerinden Dünya’ya getirip işlemek gibi ütopik fikirlerin sahipleri oluşturmakta.

Henüz kendi yıldızının ve atmosferinin enerjisini tam olarak kullanmayan bir medeniyet olarak yaşamlarımız hala tüketim odaklı. Nüfus artışıyla birlikte artan tüketim ihtiyacının da kontrol edilemez boyutlara geldiğinin farkındayız.  Bilim insanları popülasyon yoğunluğu yüksek, Asya ve Avrupa gibi kıtaların doğal ekosistemin sunduğundan iki kat daha fazla kaynak tükettiğini açıkladılar. Yeryüzü kaynaklarının bu hızda kullanılmaya devam edilebilmesi için şimdiki Dünya'nın 1,7 katı büyüklüğünde bir gezegene ihtiyacımız var.

Freeman Dyson’ın söylediği gibi, “Doğa bize ümit edebilme hakkına sahip olduğumuzdan çok daha kibar davranmıştır.” Dünyamızın doğal kaynaklarını tüketmeye devam ederek gelecek nesiller için yenilenme gücünü azaltıyoruz. Bunun anlamı her yıl öncekine oranla daha fazla hayvan avladığımız daha fazla ağaç kestiğimiz ve daha fazla toprağı alanı ekim için kullandığımızdır. Fosil yakıtlarla atmosfere saldığımız zararlı gazlar ve nükleer üretim temelli atıklarla ise gezegene geri dönüşü olmayan zararlar veriyoruz.


Bütün bunların sonucunda, gezegenimiz karbondioksit salınımlarını artık soğuramıyor. İçinde bulunduğumuz yüzyıl için ön görülenlere göre dünyamız 4 dereceye yakın ısınacak, deniz seviyeleri 40 santimetreye kadar yükselecek,  buzulların tamamı yüzyılın ikinci yarısında eriyecek. Bu durum iklim değişikliklerine, toprak erozyonlarına, su ve besin kıtlıklarına hatta tropikal fırtınaların yoğunluğunda artışa neden olacak. Yani içinde yaşadığımız bu organizma, parazitsel olarak sürdürdüğümüz ilişkiyi daha fazla kaldıramayacak durumda.

Verdiğimiz zararların çoğunun geri dönüşü olmasa da içinde bulunduğumuz durumu daha iyi hale getirecek alternatif çözümler hala işlevsel. Örneğin hayvansal protein tüketimi yarıya indirilmesi yani et tüketiminin %50'sinin vejetaryen bir diyetle değiştirilmesi 5 gün, binalarda ve endüstride yapılacak değişiklikler 3 hafta, karbon tüketiminde %50 indirime gidilmesi ise üç aylık pozitif etkiler yaratabilir. Sürdürülebilir tarıma geçiş, avlanmada kota uygulamaları, ev dışı tüketim noktalarının azaltılması ve yine fosil kaynak temelli olan plastik kullanımının azaltılması gibi uygulamalar da geleceği daha parlak kılabilir.


 Ancak daha etkili olacak şey ekonominin büyümesini değil yaşam kalitesinin arttırmayı amaçlayan eylemlerdir. Sürdürülebilir enerjiye yönelmek,  gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için gerekli olan kaynakları tüketmeden, bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek enerjiyi üretmektir. Enerjinin üretimi, tüketimi aştığı zamanlarda, depolanarak ihtiyaç durumunda kullanılması prensibi benimsenmelidir. Kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması ise gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakabilmek adına en önemli role sahiptir.

 

"Eğer biz de bilim adamlarının anladığı şekilde nükleer savaşın ve bunun getireceği yıkımın etkilerini görebilirsek, insanoğlunun eylemlerinin ve teknolojinin de bir şekilde iklim değişikliğine neden olduğunu, belki de sonsuza kadar dünya üzerindeki yaşamı etkilediğini öğreniriz. Biz dünyada yaşayan insanlar, bilgilerimizi, deneyimlerimizi paylaşmakla yükümlüyüz."

 -Stephen Hawking


Kaynakça

https://www.pexels.com/

https://www.conserve-energy-future.com/sustainableenergy.php

https://en.wikipedia.org/wiki/Global_warming

13-05-2020
Melahat Ünal

Melahat Ünal

Bilim, Teknoloji, Evren

Evrenin özünün bilim olduğu hayatımızın her alında karşımıza çıkar. Yol göstericimiz, umut ışığımız olarak bilimi seçtiğimiz zaman asla yenilgiye ve yanılgıya uğramayız. Hepimiz yıldızlardan geldik... "Bizler, yalnızca yıldızlar hakkında düşünen yıldız tozlarıyız." Bedenimiz yok olsa da arkamızda bıraktıklarımızla ve enerjinin farklı bir formunda evrenin sonuna kadar var olmaya devam edeceğiz. Varlığınızla evrene değer katmanız dileğiyle... *camelopardalis Kutup Yıldızı’nın aşağısında, Büyük Ayı ile Cassiopeia (Kraliçe) takımyıldızları arasındaki sönmekte olan yıldızlardan oluşan bir takım yıldızıdır. Fark edilir derecede parlak yıldızlara sahip olmadığından uzun bir süre kimsenin ilgisini çekememiştir. Sönük bir takım yıldızı olması görülebilecek hiçbir şeye sahip olmadığı anlamına gelmez. Tıpkı çevremizdeki küçük detayların hayatımızı değiştirebilecek potansiyele sahip olması gibi...

melahatunal51@yandex.com