Yaban Arısı Kabuğunu Değiştirdi / Daha (The More)

A+ A-

“İnsanın kullandığı ilk alet başka bir insandır.”

 

Herkese Merhabaa!!

Gün geçtikçe toplumsal sorunların arttığı bir zaman dilimine doğru evriliyoruz. Ülkemizde istihdam konusunda şanssız olsak da düşüncelerimiz ve toplumu daha iyi yerlere taşıyabilme arzumuz sayesinde sosyologlar olarak görevimizin büyük olduğunu düşünüyorum.  Bu yüzden hayatımızda çok sıradan olan şeyleri tekrar gözden geçirmek ve farklı bakış açıları keşfetmek için buradayım.

İlk olarak hepimizin yapmaktan keyif aldığı bir aktivite olan, özellikle pandemi sürecinde evlerimize misafir olarak bizi motive eden filmlerle başlamak istedim. Bugün yönetmenliğini Onur Saylak’ın üstlendiği “Daha” filmine kuramlar gözünden bakmayı deneyelim, ne dersiniz?

2017 yapımı bir Onur Saylak filmi olan Daha (TheMore), Türkiye’nin konumu dolayısıyla transit ülke olarak mültecilerle yaşadığı olayları ele alıyor. “Daha”, Hakan Günday’ın aynı adlı eserinden uyarlanmış ve Yılmaz Güney, SİYAD en iyi film ve Adana İzleyici ödüllerini kazanmış. Filmi sosyoloji açısından değerli kılan, mülteci sorununun ülkemiz adına çeşitli toplumsal olaylar meydana getirmesi ve karakterlerin yaşadığı olay örgüsünde rollerindeki çatışmaların aslında kuramsal olarak sosyolojide yer bulması diyebiliriz.

Film Kandalı adındaki kurgusal bir sahil kasabasında geçiyor. Yönetmen kurgusal bir mekân tasarlayarak mülteci sorunuyla sık sık gündeme gelen tüm Ege, Akdeniz ve hatta Türkiye’yi anlatmak istemiş. Başrollerimiz baba ve oğul olan Ahad ve Gaza. Sınıfsal olarak alt sınıfa mensup olan ailede anne film boyunca görünmüyor. Ahad (baba) mültecileri Türkiye üzerinden yurt dışına çıkaran insan kaçakçısı rolünde ve bu yüzden yaşadıkları yer ıssız ve müstakil bir arazide evleri var. Cenevre Sözleşmesi gereği yasak olan insan kaçakçılığı, ülkemizde medyada da yer aldığı için toplumsal normlara uyulmaması bakımından burada işlenmiş. Gruplar halinde işleyen bu ticaret Ahad’la çalışan iki kardeş aracılığıyla ilerlemekte.


Filmin asıl ele aldığı kahraman olan Gaza (oğul), liseye geçiş sınavlarına hazırlanan bir öğrenci. Film boyunca Gaza’nın babasıyla ve hayatla kavgasının onu nereye sürüklediğini görüyoruz. Ahad her şeyin çözümünü parada bulan bir adam bu yüzden Gaza’nın eğitimini de önemsemeyerek onu yaptığı işin ortağı ve mirasçısı olarak görüyor. Zeki ve farklı ilgi alanları olan Gaza babasının otoritesine karşın ilk başlarda tepki gösteremese de daha sonra aradaki iktidar savaşı kuvvetleniyor. İktidar kavramının filmde en sık gördüğümüz sosyolojik kavram olduğunu söyleyebiliriz.
“Michel Foucault’ya göre iktidar bir baskı aracı değil, bir güçler ilişkisidir.” Filmde de bu anlamda ilk olarak Ahad’ın mültecilere uyguladığı mobingi ve şiddet yöntemiyle iktidar kurma çabasını görüyoruz. Belli bir ücret verip bunun karşılığı hizmet isteseler bile bizdeki mülteci algısı olan yoksulluk ve acizlik Erving Goffman’ın deyimiyle “damgalanma” bu insanları çaresizliğe itmekte ve saygınlıklarını azaltmakta.

Baba-oğul arasındaki iktidar mücadelesi ise daha çok erillik üzerine ve bu mücadelenin sonucunda Gaza’nın aslında hiç istemese de babasına dönüştüğünü hatta ondan daha kötü bir adam haline geldiğini görüyoruz. Filmin öne çıkardığı bazı simgeler var. Mültecilerin yurt dışına çıkacakları güne kadar tutuldukları depoda duvarlara resmettiği figürler bu simgeleri oluşturuyor. En çok kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oluşturduğu dezavantajlı gruplar filmde ön plana çıkarılmış.


Duvarda yer alan
el feneri, güneş, ev, el izi, yaban arısı kabuğu figürlerini inceleyelim biraz. El feneri iletişim için önemli bir araç, buluşma sırasında onlara yol gösterici oluyor ve çocuklar oyun için el fenerini kullanıyor. Ev bir yuvaya, vatana duyulan özlemi temsil ederken el izi ise bir birey olarak ben de varım buradayım anlamını taşıyor. Ayrıca insana duyulan özlemden de bahsedebiliriz. Peki sizce güneşin anlamı ne? Depoda yeni umutlar için onca kötü koşula katlanan bu insanları bir düşünün, onlar için aydınlık, sıcaklık ve yeni bir hayatın başlangıcı olabilir mi?

Gaza’nın filmdeki dönüşümünü gösteren figür ise yaban arısı kabuğuydu. Yaban arıları artık gelişimini tamamladıklarında kabuk değiştirir ve daha sert, hayatlarını devam ettirebilecekleri bir kabuk oluştururlar. Gaza’da babasının onu ittiği bu dünyaya uyum sağlayabilmek için içindeki çocuğu öldürerek daha sert ve acımasız bir adama dönüşüyor.

Eğer filmi daha önce izlediyseniz bir de böyle düşünerek izlemenizi, sosyolojinin toplumun her hareketini nasıl analiz edebileceğini varsayarak izleyin. Henüz izlemediyseniz de benden küçük bir tavsiye olarak bakabilirsiniz. Yorumlarınızı ve sizin bakış açınızdan neler çıktığını merak ediyorum lütfen bana yazıınn.


Konuyla ilgili olarak Balıkesir Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yonca Altındal’ın çalışmalarına göz atabilirsiniz.

Kendinize iyi bakın.. 



Kaynakça

KAYNAKLAR: İktidar ve Direnme Odakları-Ali Akay

https://tr.pinterest.com/pin/631278072753622548/?nic_v2=1arlnOILl

https://tr.pinterest.com/pin/277956608237302872/

https://tr.pinterest.com/pin/315885361354315021/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/avuc-ici-durdurmak-durmak-eller-23008/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/aksam-karanligi-bulutlar-dalga-dalgalar-635279/

04-11-2020
Yasemin Keleş

Yasemin Keleş

Sosyolog

Lisans eğitimimi Balıkesir Üniversitesi’nde tamamladım. Yeni yerler ve yeni bilgiler keşfetmeyi çok seviyorum. Filozof Immanuel Kant’ın da dediği gibi “Sapere Aude!” yani bilmeye cesaret et…

yaseminkls97@gmail.com