Son yılların en çok beklenen filmi Glass

M. Night Shyamalan hem çok değerli hem de çok şaşırtan bir yönetmen. Alfred Hitchcock’dan esinlenen bu yetenekli beyin kariyerine çok güçlü bir başlangıç yaparak aslında sinema tarihinde yerini sağlamlaştırmayı başardı. 


Kariyerinin başında bile klasikleşen yapımlara imza atan Shyamalan, ne yazık ki bu başarısını sonraki filmlerinde sürdüremedi. Öyle ki başarısız olan filmlerinin kötü ünü kariyerine bile darbe vurdu.

Geniş bir hayran kitlesi olan ve sinema dünyasında tanınan genç yönetmen ne zaman yeni filmini açıklasa insanlar da gergin bir bekleyiş başlıyordu. Çünkü bu yeni film çok büyük bir başarı elde edebilir ya da kötü filmlerinin arasına eklenebilirdi. 

Shyamalan ise bu kötü şöhrete aldırmadan yönetmenlik kariyerini büyük bir kararlılıkla sürdürmeye devam etti. İyi ki de devam etmiş çünkü son yıllarda yaptığı Unbreakable filminin devamı olan Split’i ve en son da serinin sonuncu filmi Glass’i bizlerle buluşturdu.

Glass’i incelemeye başlamadan biraz zaman da geriye gitmeli ve bu üçlemenin ilk filminden başlamalıyız.


2000 yılında vizyona giren Unbreakable, büyük bir tren kazasından sıyırık almadan kurtulabilen David Dunn’ı anlatıyor. Çizgi roman koleksiyoncusu olan Elijah Price ise kazanın ardından David Dunn'la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona kazadan nasıl kurtulduğuyla ilgili teorisinden bahseder. Dunn'a saçma gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun başlangıcı olur.

Unbreakable için şunu söyleyebilirim ki, bu değişik yapım döneme damgasını vurmuş ve yönetmenin klasikleşen yapımlarından bir tanesi olmuştu. O zamanlar bir şeyin başlangıcı olmayan bu yapım aslında bizleri 19 yıl sürecek bir yolculuğa çıkarmıştı.


Üçlemenin ikinci filmi olan Split ise 2016 yılında vizyona girdiğinde izleyenler büyük bir sürprizle karşılaştı ve filmin sonunda Split’in Unbreakable’ın devamı olduğu ortaya çıktı. Son 5 dakikasına kadar bir devam filmi olduğu anlaşılmayan Split ise kişilik bölünmesi yaşayan bir katilin kurbanlarını nasıl kaçırdığını ve onlarla nasıl oynadığını anlatıyor.

Gelelim serimizin son halkası olan Glass filmine…



Tartışmasız son yılların en çok beklenen yapımı Glass seyircileri şimdiden ikiye bölse de son haftaların en çok izlenen filmi olmayı başardı.

Bana göre filmin en önemli başarı faktörlerinden bir tanesi oyuncuları. Beyaz perde de ne zaman görsem beni mutlu eden Samuel L. Jackson, Unbreakable filmindeki oyunculuğunu çok beğendiğim Bruce Willis ve neredeyse tüm zamanların en yetenekleri aktörlerinden olan James McAvoy daha film başlamadan seyircide büyük bir izleme hevesi oluşturmayı başarıyor. Tabi son yıllar da hızla başarısıyla kendinden söz ettiren Sarah Paulson’ı da unutmamak gerekir. Bu ünlü isimler izleyiciyi hayal kırıklığına uğratmıyor ve performansları ile filmi üst sıralara taşımayı başarıyor.


İzleyenleri ikiye bölen konuya gelirsek de, filmi izleyen sinemaseverler ikinci yarının yavaşlığından şikâyetçi olmuş. Evet, filmin ikinci yarısı gerçekten yavaş ancak ben bu durumun kasıtlı olduğunu ve yönetmenin Unbreakable filminin ruhunu yakalamak için böyle bir şey yaptığını düşünüyorum.

Shyamalan’ın bu yaptığını da takdir ediyorum çünkü biz yıllar önce Unbreakable’ı ilk izlediğimizde süper kahraman filmlerinin aslında çılgın aksiyon sahnelerinden ibaret olmadığını görmüş ve bu konsepti çok sevmiştik. Glass de aslında bu konsepti benimseyerek hem ilk filme saygı duruşunda bulunuyor hem de doğasına ihanet etmiyor.

Aradan bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen karakterlerin organikliğini koruması ve bizlere hatırladığımız gibi yansıtılması da bir diğer hoşuma giden etken oldu. Filmi izlerken aslında bu filmin para kazanmak için değil de gerçekten hayranlara armağan olarak yazıldığı hissine kapıldım.

Filmle ilgili beni rahatsız eden şey ise bu filmin Glass olarak isimlendirilmesi oldu çünkü filmde Mr. Glass odak karakter olarak gösterilmiyor ve aslında çok sonlarda hikâyeye dâhil oluyor. Yönetmen bu seçimi neden yapmış açıkçası pek anlayamadım ve filmdeki en önemli karakterlerden biri olan Mr. Glass’e daha çok yer verilseydi diye düşünmekten kendimi alamadım.

Filmin sonu ise sanırım beni en çok hayal kırıklığına uğratan kısım oldu diyebilirim ancak çok fazla ipucu vermek istemediğim için fazla detay kullanmadan şunu söyleyebilirim ki filmin son 20 dakikası daha güzel yazılabilirdi.

Peki, bu filmi bozmaya yetmiş mi derseniz bence kesinlikle hayır. Glass güzel zaman geçirdiğim ve bize çok farklı bir evreni güçlü hikâyelerle anlatan bu serinin son parçası olmuş. Shyamalan’ın süper kahramanlarla ilgili vermek istediği asıl mesajı alırsanız bu filmden daha mutlu ayrılacağınıza inanıyorum.


Bunları biliyor muydunuz?

-          James McAvoy filmde canlandırdığı 23 karakterden bir tanesini genç Saoirse Ronan’dan esinlenerek canlandırmış, ikili Atonement isimli filmde birlikte rol almıştı.
-          Filmin geçtiği akıl hastanesi gerçekten de Pennsyvania’da bulunan eski bir akıl hastanesiymiş.
-          Yönetmen Syhamalan, Unbreakable filminde kullanamadığı görüntüleri bu filmde David’in anıları olarak kullanmış.
-          Samuel L. Jackson, annesini oynayan Charlayne Woodard’dan 5 yaş büyüktür.
-          Sarah Paulson, oynadığı rol bir erkek karakter için yazılmışsa da M.Night Shyamalan ile çalışmayı çok istediği için filmin senaryosunu okumadan gelen teklifi kabul etmiş.
-          Filmin çekimleri 39 gün sürmüş.



Kaynakça

https://www.imdb.com/title/tt6823368/?ref_=nv_sr_1

https://www.imdb.com/title/tt0217869/?ref_=nv_sr_2

https://www.imdb.com/title/tt4972582/?ref_=nv_sr_1

05-02-2019