Öte Gezegen

A+ A-

Dünyadaki en prestijli ödüllerden olan Nobel ödüllerinin fizik dalında bu yılın yarı kazananı Astrofizikçi Michel Mayor ve Gökbilimci Didier Queloz oldu. Bu iki değerli bilim insanının Nobel ödülüne layık görülen araştırmalarının konusu olan  güneş sistemimiz dışındaki gezenlerin gözlenmesi, astrofizik dünyasında gelecek  bilimsel araştırmalar için çok önemli bir temel oluşturuyor.

                Evrenin genişlemesi, karanlık madde ve karanlık enerji sık sık duyduğumuz terimlerdir. Peki öte gezegeni hiç duymuş mudunuz? Öte gezegen orijinal adıyla exoplanet, dünyamızın kaynak yıldızı olan Güneş’i kaynak olarak kullanmayan, güneş sistemimimizin dışında yer alan yani güneş dışında bir yıldızın yörüngesinde olan gezengendir.

                Öte gezegenlerin araştırılmasındaki başlıca amaçlardan birisi evrende yalnız olmama ihtimalimizdir. Ancak konuya daha bilimsel ve gerçekçi yaklaşıldığında araştırmalar, Dünya benzeri ya da sıcaklık, atmosfer yoğunluğu, basınç ve manyetik alan açısından yaşam devamlılığına uygun gezegenler bulma amacıyla yapılmaktadır. Ayrıca öte gezegenlerle ilgili yapılan araştırmalarla kendi güneş sistemimize dair yanıtlar bulmamız da mümkün.

                Bilinen en eski öte gezegen keşfi 1992 yılında Aleksandra Wolszczanve ve Dale Frail tarfından yapıldı. Nobel ödülüne layık görülen Michel Mayer ve Didier Queloz, 1995 yılında 51 pegasi adlı bir yıldızın çevresinde dolanan ilk öte gezegeni keşfettiler. Günümüzde 3000’den fazla öte gezegen keşfedildi ve insanoğlunun bastırılamaz duygusu merak, birçok bilim insanını yeni keşifler için güdülemekte.

                Bu keşiflerin genel anlamda yıldız parlalıklarındaki değişmeler göz önüne alınarak yapılıyor. Yıldız parlaklığındaki azalmayla herhangi bir gökcisminin yıldızının önünden geçtiğini anlayabiliriz. Ve eğer yıldız ışığının parlaklığında uzun bir artma ya da azalma varsa ve bu durum düzenli olarak tekrarlanıyorsa yıldıza ait bir gezegen var demektir. Ayrıca  nötron yıldızları uzay boşluğuna düzenli olarak radyo dalgaları gönderirler  bu dalgalardaki düzensizlikler de bir gezegenin varlığına işarettir. Ölü yıldızların yörüngeleri de düşünüldüğünde evrende tahminmizden çok daha fazla öte gezegen olduğunu söyelebiliriz.

En popüler öte gezegenler:

Kepler-438b, Dünya’ya olan benzerliğiyle dikkat çeker. Ancak gezegende hızlarının çok yüksek olduğu varsayılan rüzgarlar yüzünden yaşama elverişli değildir.

Wolf 1061c, Dünya’dan çok daha büyük ve su bulunma ihtimali olan bir gezegendir. Büyüklüğü hesaba katıldığında gezegenin suyu sıvı halde bulundurabileceği düşünülmekte.

Proxima b, genelde kayaların bulunduğu bu gezegende suyun olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Gezegenin en ilginç yani ise 1 yılının yaklaşık 12 gün olmasıdır.

Ross128b, yörüngesinin düzgün ve yıldızına yakın olmasıyla, bilim insanlarının yaşama elverişli olabileceğini düşündüğü gezegenlerdendir.

Tau Ceti-e,  yüzey sıcaklığının yaklaşık 50 derece olduğu ve bir yılının dünyada 6 ay kadar bir süreye denk gelmesiyle yaşama elverişili gezegenlere adaydır.

Sadece Samanyolu gaksisinde milyarlarca yıldız ve onların yörüngesinde milyarlarca öte gezegen olduğunu biliyoruz. Belki yakın gelecekte yaşama elverişili bir gezgen bulmak elimizdeki teknolojiyle mümkün değil ama  Jeffrey Newmark’ın “Bu kesinlikle -Uzayda yaşam var mı- diye bir soru değil. Bu -Uzayda yaşamı ne zaman bulacağız?- sorusu.” demesi evrende yalnız olmadığımıza ve Dünya’nın yaşayabileceğimiz tek gezegen olmadığına inanmak isteyenler için umut verici.


Kaynakça

https://spaceplace.nasa.gov/all-about-exoplanets/en/

https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2019/summary/

19-10-2019
Melahat Ünal

Melahat Ünal

Bilim, Teknoloji, Evren

Yazdıklarım genel olarak temel bilimler, astronomi ve uzay bilimleriyle ilgili araştırmalar, teoriler ve yapılmakta olan projeler hakkında. Bu blogun yazılma amacı, benzer şeylere ilgili insanlarla düşüncelerimizi paylaşmak, yeni şeyler öğrenmek ve farklı bakış açıları kazanmak. Umarım okumaktan keyif alırsınız…

 

*Camelopardalis, Kutup Yıldızı’nın aşağısında, Büyük Ayı ile Cassiopeia arasındaki sönük yıldızlardan oluşan bir takımyıldızdır. Sönük bir takımyıldız olması, görülebilecek hiçbir şeye sahip olmadığı anlamına gelmez tıpkı sıradan bulduğumuz şeylerin hayatımızı değiştirebilecek potansiyele sahip olabileceği gibi…

melahatunal51@yandex.com