Olmadık İşler

Uzun zaman oldu farkındayım... Oldukça yoğun, karmaşık, keyifli, yorucu bazen karamsar aslında bir o kadar da umut dolu bir dönem geçiriyorum. Nereden başlayacağımı çok bilmesem de şunu biliyorum... Bugün gerçekten anlatmak istiyorum. Sanırım kendimle yüzleşeceğim bu akşam. Asıl konuşmak istediklerime başlamadan öncesine dair bir özet geçmem gerekiyor sanırım. Beni bu konuda doğru ve eksiksiz anlamanı istiyorum. Ben İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum ve tahmin edeceğin gibi Türkiye şartlarında bu alanda yapılabilecek pek bir şey yok. Aslında var... Eğer çalışkan, araştıran, sosyal, kendinden emin ve insan ilişkilerinde iyi biriysen akademisyenliğe yönelebilirsin (sıfatlar biraz farazi olabilir “günümüz Türkiye şartlarında”). Aynı şekilde bu sıfatlara artı olarak İngilizce öğretmeyi seviyor, kurallara bağlı kalabiliyor ve çocuk ya da gençlerle vakit geçirmekten keyif alıyorsan Öğretmenliğe yönelebilirsin (belki yine biraz farazi konuşmuş olabilirim “günümüz Türkiye şartlarında Öğretmenlik gibi yüce bir mesleğin ayağa düştüğü gerçeği”ni göz önüne alırsak). Bu arada şunu da söylemeden geçmeyeyim. Herhangi bir ilgi alanın, yeteneğin varsa ya da üniversite yıllarını dolu dolu geçirdiysen veya şansını yurt dışında denemek istiyorsan bu bölüm oldukça yararlı ve keyiflidir. Fakat benim gibi bu özelliklerin ya da isteklerin her birinin birazına sahipsen işin çok zor...


Biraz itiraf ile devam edelim o zaman... Burslu okudum ve üniversite yıllarım süresince tek derdim bursumu kaybetmemek adına not ortalamamı ikinin altına düşürmemek oldu. Ne yaptın peki diyeceksin sanırım... İçtim ve çıldırmış bir halde sadece bilgisayar oyunu oynadım (çok günümün 12 saatini sadece oyun oynayarak geçirdim). Her ne kadar mezun olduktan sonra ne olacağına dair en ufak bir fikrim olmasa da son sene (bir anda tüm dersleri verirsem mezun olabileceğimi öğrendim; oldukça şaşkındım çünkü 2014’ün ikinci dönemini dondurmuş, 2015’in ikinci döneminde ise okulu bırakmıştım) tek derdim “okul bitsin ve gidelim”di. Mezun oldum, Samsun’a döndüm ve herkes gibi o boşluğa ilk adımı atmış oldum. İlk sene kpssye hazırlanırken buldum kendimi (tabii ki 1 aydan fazla sürmedi) ve dershaneyi bıraktım. 2016 Aralık’ta özel bir okulda İngilizce Öğretmeni olarak işe başladım (tamamen tesadüfen gelişti). Mükemmel çocuklar tanıdım. Onlar benim öğrencilerim değil çocuklarım oldular. Onlara İngilizce öğretmek değil saygı,sevgi ve anlayışı öğretmek istiyordum sadece. İyi birer insan olarak yetişmeleriydi tek derdim... Onları anlayan, tanıyan ve onlara-yaşlarına ya da yaşadıklarına bakmaksızın- saygı duyan birileri olduğunu göstermekti tek isteğim... Ve sanırım beni çok iyi anladılar.

2018 yazında temelli olarak Ankara’ya dönme ve yerleşme kararı aldım. Bir iş bulacak artık aktif ve sosyal bir insan olacak, kendim ve hayatım için bir şeyler yapacaktım. Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde Sinema ve Sahne Sanatları Oyunculuk Atölyesi’nde eğitimime başlayıp pole dansa devam edip aynı zamanda öğretmenlik yapacak ve geçimimi sağlayacaktım. Oradan bakınca ne kadar mantıklı ve olağan gözükse de pek o şekilde gelişmedi olaylar. Evet Sadri Alışık Akademi’de eğitimime başladım ve hala devam ediyorum. Pole dansı bırakmak zorunda kaldım  ve Ağustos ayında başladığım İngilizce Öğretmenliği mesleğimden de 2 hafta önce istifa ettim... Neden mi? Çünkü ben iyi bir öğretmen değilim. Çünkü ben hayatım boyunca kurallara başkaldırmış biri olarak çocuklardan kurallara uymalarını bekleyemiyorum. Onları öğrencilerim değil çocuğum, kardeşim, arkadaşım olarak görmekten vazgeçemiyorum. Kurumun onlar için gerektirdiği zorunlulukları kendi üzerimde taşıyamıyorum. Onların sadece mutlu ve huzurlu olmasını istiyorum. İşin en kötü tarafı da onların İngilizce öğrenmeleri umrumda değil çünkü ben İngilizceyi kimseden öğrenmedim. Belki ilgim vardı belki yeteneğim bilmiyorum ve inan bu da umrumda değil. 12 yaşında ya da 16 fark etmez... Bir çocuğun İngilizce’den önce öğrenmesi gereken milyonlarca şey var. Ve sanırım benim tek derdim bu. Birinin ismini buraya yazsam diğeri kırılır. Hepsini çok fazla seviyorum ve eminim onlar bunu biliyor.



Şu an bir işim yok. Sabit bir gelirim yok. Peki ne yapıyorum diye merak ediyorsun muhtemelen. Çeviri... Getirisi çok düşük ve çok yoğun çalışmayı gerektiren bir sektör olsa da elimde şu an başka hiçbir şey yok. Ve ilginç bir şekilde çeviri yapmaktan keyif alıyorum çünkü her yazdığımda ben ve benim bir parçam var. Teknik ya da bilimsel olması önemli değil... Her zaman kendimden bir parça katabiliyorum. Düzensiz bir gelir... İlk hafta 340 lira kazandığım işin bu hafta hiç getirisi olmadı mesela. Önümüzdeki hafta da ne olacak bilmiyorum. Bu arada şuna da açıklık getireyim. Zengin bir aileye sahip değilim. Çok fazla çalışan ve ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan anne babam var hepsi o kadar. Benim kadar garantici ve her dakikasını bir sonraki yaşayacağı anın üzerine düşünerek geçiren biri için mevcut işini bırakmak oldukça zor bir karar. Peki benim için zor muydu? Çok enteresan bir şekilde “hayır” değildi... Ne hissettim ne düşündüm ne yapacağım bilmiyorum... Bilmek istiyor muyum onu da pek bilmiyorum. Tek bildiğim şey şu; ben hafta sonunun gelmesini iple çekiyorum. Ne kadar çekinsem de utansam da hayatımda ilk defa derse girerken çok büyük keyif alıyorum. Bitmesin istiyorum ve Sadri Alışık Akademi’de geçirdiğim 3 saat ne kadar çabuk geçiyor farkına bile varamıyorum... Perşembe ve Cuma günlerini iple çekiyorum... Çünkü Tiyatro 1112 Garaj’a gidip Aylin Hoca’yı, Altan Hoca’yı, Özge’yi, Burçin’i, Şirin’i görebiliyorum aslında oradaki insanlarla bir arada olmak bana keyif veriyor. Kendimi güvende hissediyorum. Kendimi anlamlı ve işe yarar hissediyorum... Gönüllük esasına dayalı bir ilişki bizimkisi. Onlar bana saygılarını, sevgilerini, bilgi ve tecrübelerini sunuyor ben de aynı şekilde saygımı, sevgimi ve hürmetimi sunuyorum. Çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir insan çok yerinde ve güzel bir şey söylemişti bana... Bu işin sonu nereye çıkacak bilmiyorum... Ya da nereye kadar gidecek bu şekilde... Bana neye mal olacak... Mutlu olabilecek miyim yoksa pişmanlık mı yaşayacağım... Fakat ben “ne istediğimi bilmiyor fakat neyi istemediğimi çok iyi biliyorum”...

28-11-2018
Ecem Çadır

Cat Cat

Ecem Çadır

Doğa aşığı, yapay karşıtı, hafif kaçık ve inatçı da birazcık. İnsanlığı elverdiğince iyi ve alçak gönüllü olmayı kendisine görev edinmiş bir tuhaf insancık...

ecemcadir@medyacuvali.com