Mavi At Kafeden Öğrendiklerim

Heyecanlı bir psikoloji bölümü öğrencisiyken tanıştığım Şizofreni Dernekleri Federasyonu ve bünyesinde 2009 yılında kurulan Mavi At Kafe, eğitim hayatımın geri kalanını, mesleğime ve dünyaya bakış açımı tamamen değiştirdi diyebilirim. Peki nedir bu Mavi At Kafe? Nerededir ve neden benim için bu kadar önemli?


Mavi At Kafe, Ankara Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği’nin hemen yanı başında kurulmuş olan, bu derneğe üye ve şizofreni tanısı almış bireylerin hem çalışma hem de sosyalleşme imkanı buldukları bir kültür, yaşam ve rehabilitasyon merkezi olarak tanımlanabilir. Benim bu kafeye ve derneğe bu denli bağlanmamın nedenimden biraz bahsedeyim size.


Dikkat çekmek istediğim ilk nokta ülkemizde ve dünyada ruhsal bozukluğa sahip bireylerin, toplum tarafından, özellikle de medyanın etkisiyle damgalanması, toplum dışına itilmesi ve ötekileştirilmesi. Hal böyle olunca, bu insanların toplumda yer bulabilmesi ve ötekileştirilmekten kurtulması için atılacak her adım da Şizofreni Dernekleri Federasyonu’nun misyon ve vizyon kapsamına girmektedir.


Deneyimlemeden tam olarak değeri ve bireye katkıları tam olarak anlaşılamayacak olsa da ben naçizane anlatmaya çalışacağım.


2016 yılı Nisan ayında Mavi At Kafe ile yollarımız kesişti. Önce düzenledikleri bir tiyatro gösterisine izleyici olarak katıldım, ama bu gösteride çok farklı bir şey vardı. Sahnedeki insanlar profesyonel oyuncu değil, dernek üyesi olan şizofreni tanısı almış bireylerdi. Organizasyon ise tamamen bu dernekte gönüllü olarak çalışan psikoloji bölümü öğrencilerine aitti. Gönülden gelen bir emekle hazırlanmış olduğu, samimiyetinden ve seyircilerin yüreklendirici alkışlarından belli oluyor ve bu kucaklayıcı atmosfer adeta beni kendine çekiyordu.

Gösteri bitiminde dernek gönüllülerinden biriyle sohbet etme fırsatım oldu ve böylece benim de Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği’ndeki gönüllülük serüvenim başladı. İki yıllık bu süreç içinde hiçbir okulda ya da eğitimde edinemeyeceğim deneyimler elde ettim. Şizofreni hastalığını yalnızca ders kitaplarında okumuş, çarpıtılmış haliyle filmlerde izlemiştim ancak tanı almış bireylerle bir arada bulunmak, onlarla sohbet etmek, yaşadıklarını, deneyimlerini dinlemek, naçizane dertlerine derman olmaya çalışmak bambaşka bir duyguydu. Biraz bencilce bir düşünce belki ama orada kendimi gerçekten insanlara dokunabilen, yüzlerini güldürebilen biri gibi hissetmiştim. Sanırım bu yüzden hala ne dernekten ne de kafeden kopamadım.


Şizofreni, bireyin hem sağlığını hem de sosyal yaşantısını etkileyen bir hastalık. -Bu noktada hastalık kelimesinin altını çizmek ve günlük hayatta karşımıza çıkan diyabet, kalp-damar hastalıkları ya da kanser gibi “normal” olarak görülen hastalıklardan biyolojik olarak pek de farklı olmadığını belirtmek isterim- Ancak bireylerin günlük işlevleri ve sosyal yaşantıları olumsuz yönde etkilendiğinden ve toplumda bu hastalığın doğasının gerçek anlamıyla ne olduğu anlaşılmadığından, şizofreni tanısı almış bireyler ne yazık ki toplum tarafından ötekileştiriliyor, saldırgan ve tehlikeli olarak algılanıyor. Suçlu olmaktan çok suçun kurbanı olan bu insanlar toplumun onlara karşı aldığı tavır karşısında kendilerini korumak adına yalnız kalmayı tercih ediyorlar. Belki de bu yüzden yanlış anlaşılıyorlar ve toplumun dışına itilmeye mahkum oluyorlar. Profesyonel ve sosyal destek ile bu bireylerin neler yapabileceği ise takdire şayan. Mavi At Kafe’de tanıdığım, sohbet ettiğim insanlar sanıldığının aksine, kendi başlarına sokağa çıkıp hayata karışıyor, alışveriş yapıyor, kendi evlerinin sorumluluğunu üstleniyor, kimileri sınavlara hazırlanıyor, devlet dairelerinde işe giriyor, üniversite okuyor hatta lisansüstü eğitimlerini tamamlıyor. Bu durumda “normal” bir bireyden farkları ne sizce?


Bir psikolog gözüyle değil, toplumun bir parçası olan bir birey gözüyle bu insanlara bakmaya başladığımda her şey çok başka bir hal almaya başladı. Yalnızca şizofreni tanısı almış bireylere değil ruhsal bozukluk tanısı almış her insana yaklaşımım profesyonel bir çizgiden çıkıp tamamen insani bir boyuta ulaştı. Kan bağım olmayan bir ailenin parçası oldum diyebilirim. Burada yalnızca iyi bir psikolog olmayı değil, başka bir insan için emek vermeyi, önemsemeyi ve çalışmayı öğrendim. Severek çalışmanın, gönülden gelen emeğin değerinin insanın hayatına nasıl dokunduğunu ve neleri değiştirebileceğini gördüm. Bu yüzden de asla kopamadım bu aileden.


Sözlerimi Mavi At Kafe’ye gelen herkese kucak açan, yardım arayan ve yardım etmek isteyen herkese kapısı sonuna kadar açık olan güzel aileme teşekkür ederek bitirmek istiyorum. Bir gün yolunuz Ankara Beşevler’den geçer ve kapısında kocaman mavi bir at olan bir kafe görürseniz, kafanızı uzatıp merhaba demekten çekinmeyin.


Sevgilerimle,

Psk. Sara Sinem Sozan

17-10-2018