Kadraja Sığınmak

A+ A-

Merhaba sevgili fotoğraf severler,

Mesleki alışkanlıklarımız var. Bilim insanı mesela, hep sebep-sonuç ilişkisini sorgular, olgunlaşmış bir ilişki bulamasa bile, tüm verileri belli bir mantık düzenine yerleştirir, illa bir hipotezi olur... Fikir sahibidir, ama savunduğu fikrin geçerli olmadığını fark ettiğinde, fazla gocunmaz -tabii ki bu cümle bir genelleme- fikrini revize eder, bilim üretmenin getirdiği bir alışkanlıktır bu, günlük hayatta da kullanılır. İyi bir fotoğrafçıda ise,  bir kadraj saplantısı, illa bir görsel ahenk arayışı vardır. Görsel kompozisyon yakalamak, yansıttığı gerçekten daha fazla oyalayabilir fotoğrafçıyı. Ve eğer şahitlik ettiği olaylar, kendi gerçekliğini fazlasıyla aşıyorsa, kendisi de kadraja sığınabilir, yeri geldiğinde…

Kendisini hayalperest olarak tanımlayan George Rodger (Şekil 2A), Londra Blitz Operasyonunun ardından, Fransa, Belçika ve Hollanda’nın Alman istilasından kurtuluşunu fotoğraflamakla kalmadı, Nisan 1945’de 50.000 kişinin katledildiği Bergen-Belsen Yahudi kampına ilk giren kişiler arasındaydı. Belsen toplu mezarlarında bile kadraja verdiği önemi fark edince, bu duruşta bir tuhaflık olduğunu fark eden Rodger, LIFE dergisine bir daha savaş fotoğrafı çekmeyeceğini açıkladı ve görevi bıraktı.  When I could look at the horror of Belsen – and think only of a nice photographic composition I knew something had happened to me, and it had to stop’ (Rodger, Alıntı).  

1947 yılında, Magnum Ajansı’nın kurucu üyesi ve Afrika sorumlusu olarak o dönemde halen bir İngiliz kolonisi Sudan’a göç etti ve Kordofan dağlık bölgesinde Nuba kabilesinin geleneklerini kapsayan ilk belgesel fotoğrafçılık projesine imzasını attı (Şekil 2 C, E). 2. Dünya Savaşı’nın dolaylı bir sonucu olarak, İngilizler, Sudan’dan çekildiklerinde, koloni dinamiklerin bir anda etkisiz hale gelmesi, ülkede kurulu düzenini bozdu. Yüzyıllardır, iki özerk eyalet olarak yapılanmış, etnik ve kültürel yapıları farklı kuzey ve güney Sudan birleşerek 1956’da bağımsız bir ülke statüsüne geldiğinde, eyaletler arası güç dengesi kurulamadı ve Nuba dağlık bölgesi ve Nil kıyısında alevlenen iç savaş tam 22 yıl devam etti[1]. Aradığı huzuru eski kıtada da bulamayan Rodger, Sahra Çölü, Ürdün ve Fas çekimlerinin ardından İngiltere’ye geri döndü (1959) ve Afrika konulu çalışmalarına petrol devleri Standard Oil Company ve Esso’nun tanıtım projeleri kapsamında ve National Geographic dergilerine hazırladığı röportajlar ile devam etti [2].

Yıllar geçer ama Sudan’da taşlar bir türlü yerine oturmaz. Nuba bölgesinde zengin petrol yatakları ve uranyum kaynaklarının bulunması, çözülememiş hak ve iktidar kavgalarına katalizör etkisi yaparak, ülkede yeni krizlere zemin hazırlar (1991-2001) [1].  Etnik nedenlerle göçe zorlanan halk, çiftçilik yapamaz, sınırlı su kaynakları, zorunlu göçmenler ile yerel halkı birbirine düşürür ve tekrardan kıtlık ve can pazarı günlük hayatın bir parçasına dönüşür.

Güney Afrika’lı fotoğrafçı Kevin Carter (Şekil 2B), 1993 yılında Kordofan’a geldiğinde, Rodger’a şampiyonluk pozları veren, şarkı söyleyip dans eden, doğal güzelliği ile maceraperestleri çocuksu hayallere sürükleyen kabileler artık yoktu. Sivil yardım örgütlerinin dahi giriş-çıkışları kısıtlanmış, çoğu çocuk ve kadın yaklaşık 3.5 milyon kişi açlık, salgın hastalık ve benzeri nedenlerle oracıkta ölüme terk edilmişti.


Carter, 5-6 yaşlarında bir kız çocuğun fotoğrafıyla bir anda tüm dünyanın ilgisini Sudan’daki krize çeker[3]. Çocuğun yanı başında bekleyen akbaba, korumasız kaldığında, insanoğlunun gıda zincirinde ki yerini açıkça gözler önüne sermektedir (Şekil 2D). New York Times’da yayınlanan bu fotoğraf büyük yankı uyandırır. Ağır ambargolar ve baskılar, hükümeti yumuşatır ve yardım paketlerinin sivil halka ulaştırılması yaşanan krizi bir nebze hafiflettir. 'Akbaba ve çocuk' fotoğrafıyla Amerika'da en büyük ve saygın ödül kabul edilen Pulitzer Ödülü’ne layık görülen, genç fotoğrafçı, ödül töreni için New York’a geldiğinde kariyerinin doruğunda, belki de büyük bir gurur bulutunun içindeydi. Ta ki, basın toplantısı sırasında bir gazeteci kendisine o basit soruyu yöneltene kadar: ‘Peki, o çocuğa ne oldu?’ Evet, akbabayı kovalamaya çalışmış, ama hayvan yerinde sabit bekleyince, kendisi de bir sigara yakmış, yirmi dakika kadar orada oyalanarak, çocuğun Birleşmiş Milletler Gıda Kampına doğru sürünerek ilerlediğini gözlemlemiş, sonra da çekime kaldığı yerden devam etmişti. Ödül töreni için sahnedeydi ve kulaklarında yankılanan sessizlik bitmek bilmiyordu…Dehşetle beklenen cevabı veremediğini fark etti. Bir fotoğrafçı olarak, salgın hastalıkların kol gezdiği ortamda, yerel halkla temasının yasak olduğunu söyledi, oturum kapandı, gazeteciler işlerinin başına döndüler, sessizliğin yerini gündelik hayat aldı, ama Carter’in kulaklarındaki uğultu kesilmemişti, peki, o çocuğa ne olmuştu?

Fotoğrafta yansıtılan drama çözüm aramak, hele konu savaş fotoğrafçılığı olduğunda, fotoğrafçının görev sınırları dışında kalır, tabii. Ama etik, hak ve hukukla değil, vicdan terazisiyle yargıladığından, Carter için sonuçları çok ağırdı. Olay yerine geri döndü, küçük kızın izini sürdü ama arayışları olumlu sonuç vermeyince içine düştüğü buhrandan çıkamayarak, 33 yaşında hayata veda etti. Evet, bir kere daha, dün ve bugün kavga etmiş ve gelecek yenik düşmüştü.

İlk fotoğraf, Mısır-Sudan sınırından, çölün içinde bir vaha ‘Nassar gölü’ ve biraz ilerisinde Nil Nehrine hakimiyetin sembolü, Asvan Barajı (Mısır, 2003). Önce çok tedirgin olmuştum ama kurak iklim şartları ve sınırlı su kaynakları göz önünde bulundurulduğunda, oraya neden askeri korumalı bir konvoy halinde götürüldüğümüze pek te şaşmamak gerek…

Işığınız bol, enerjiniz yüksek olsun...

Elif Ülkü Arıcı


Kaynakça

 [1] Tea and Sympathy: The United States and the Sudan Civil War, 1985-2005. Peter William Klein, East Tennessee State University ve https://www.akademie-bergstrasse.de/lexikon/sudan

[2]  https://de.wikipedia.org/wiki/George_Rodger

[3] http://100photos.time.com/photos/kevin-carter-starving-child-vulture

08-04-2021
ankara psikolog