Hayata Sarılmak 'İlayda İlkyaz Topuz'

A+ A-

Geçtiğimiz günlerde 73 yaşında bir kadın, bana sıklıkla gördüğü bir rüyadan bahsetti. Rüyasında yüksek bir tepedeydi, aşağıya baktığında masmavi bir deniz ve uçsuz bucaksız bir sahil görüyordu. Sevdiği herkes o sahildeydi. Bütün çocukları, torunları, akrabaları ve arkadaşları. Hepsi gülümsüyor, yetişkinler piknik yapıyor, çocuklar ise denizin içinde eğleniyordu. Olan biten her şeyi tepeden izlerken önce çok mutlu hissettiğini söyledi. Kocaman, mutlu bir aile! İnsan hayatta daha başka ne isterdi ki? Sonra gözleri doldu, hüzünlendi ve “Kocaman, mutlu bir aile ama bensiz” dedi. Rüyasında her seferinde o yüksek tepeden sahile inmek istiyor ama bunu bir türlü başaramıyordu. Onlara sesleniyordu ama sesini kimse duymuyordu. Huzurlu rüyası her gece bir kabusa dönüşüyor, yaşlı kadını korku içinde uyandırıyor ve tekrar uyumasına izin vermiyordu. Ona korktuğu şeyin tam olarak ne olduğunu sordum. Cevabı ise beni hiç şaşırtmadı.

Yaşlı kadın zor günler geçiriyordu. Eşinin kaybı onu derinden sarsmıştı. Sağlığı iyiye gitmiyordu, son bir ay içinde üç farklı hastalık nedeniyle doktora görünmek zorunda kalmıştı. Torunlarına baktığında, ne kadar çok büyüdüklerini yeni fark ediyor gibiydi. Sonunda bütün yaşanmışlıkları ve kafasından atamadığı düşünceleri rüyalarına sızdı. Artık neden korktuğunu biliyordu. Korkusunun adı ölümdü.

73 yaşında, eşini yeni kaybetmiş, sağlık sorunlarıyla mücadele eden ve ölüme yaklaştığını hisseden bir kadının ölüm korkusu yaşaması elbette ki doğal bir durum. Tıpkı her birimizin zaman zaman ölüm üzerine düşünüp kaygılanmamız gibi. Her insan bir gün öleceği gerçeğini bilerek yaşamaya devam eder ve tartışmasız bu fikir her insanı bir miktarda olsa tedirgin eder.

Doğa kanunları ile savaşılmaz diye okumuştum bir yerde. Daha doğru ne olabilir ki?Doğa kanunları gereği hepimiz doğuyoruz, büyüyoruz, kendimizce bir hayat inşa edip yaşamaya çalışıyoruz ve hikayenin sonunda kaçınılmaz olarak ölüyoruz. Ancak biz insanlar bunun bilinciyle yaşadığımız için işler bizim için daha zor. Ölüm bilinciyle yaşamak bizlere ister istemez hayatı sorgulatıyor ve bazı insanlar için sadece var olmak bile başlı başına bir problem oluyor.

Birçoğumuz ölüm gerçeği ile başa çıkabilmek için farklı  farklı savunma mekanizmaları oluşturuyoruz. Kimimiz manevi yönünü geliştirmeye çalışıyor, kimimiz dünyaya kendisinden bir parça bırakabilmek için kendini çocuklarına adıyor, kimimiz ise iz bırakabilmek, hatırlanmak için kitap yazıyor, film çekiyor, binalar inşa ediyor, buluşlar yapıyor… Hangi yolu seçerse seçsin insanın ölümsüzlüğe ulaşma çabası aslında insanı hayatta tutuyor, korkuyu hafifletiyor.

Korku, basitçe anlatmak gerekirse ilkel yaşamdan beri insanın sahip olduğu bir alarm sistemidir. Belli bir tehlike anında beynimiz otonom sinir sistemine mesaj yollar ve korku tepkisi ortaya çıkar. Aslında korkunun temel amacı bizi uyarıp hayatta tutmaktır ve pek çok dış tehdit karşısında korku tepkisi oldukça yararlıdır. Ölüm korkusu ise her daim içimizde varlığını sürdürecektir. Bazı durumlarda bu korku aklımıza bile gelmez bazı durumlarda ise çok şiddetli bir şekilde kendini hissettirir. Örneğin; yakınlarımızın ölümüyle yüzleşmek, sağlık sorunları yaşamak gibi… Irvin D. Yalom ‘Ölümle Yüzleşmek’ isimli kitabında bu tip ölüm farkındalığı kazandığımız durumlarla ilgili ‘uyanma deneyimi’ ifadesini kullanır. Bu tanımla kastettiği sanırım ölümü bize hatırlatan talihsiz yaşam olaylarının, kendi hayatımız için olumlu farkındalıklara dönüşebilme ihtimalidir. Ölümle yüzleşmek hayatın değerini daha iyi anlamamızı sağlar. Her şeyin geçici olduğunu bilmek sevdiklerimizle olan ilişkimizi derinleştirir. Tıpkı sizlere bahsettiğim 73 yaşındaki kadının uzun zamandır küs olduğu ama içten içe çok özlediği çocukluk arkadaşıyla barışıp, eskisinden daha sıkı bir dostluk bağı kurması gibi. Ölüm hepimizi korkutsa da şunu kabul etmek gerekir, bir gün öleceğimizi bilmek her anı daha değerli kılar.

Ölüm korkusu bizi her esir aldığında derin bir nefes alıp şu ana odaklanmak yararlıdır. Şimdi bir an için dışarıdaki tehlikelerden, savaşlardan, salgın hastalıktan ve akşam haberlerinde sıklıkla duyduğumuz talihsiz ölümlerden uzaklaşıp şu ana bakalım. Şu an hayattayız ve hayatta olmak hâlâ anlamlı bir hayat yaşamak için bir fırsatımız olduğunu gösterir. Kendinize birkaç saniye ayırın ve sadece var olduğunuz, nefes aldığınız için mutlu hissetme şansı verin. Geçmişteki pişmanlıklarınızda boğulmak yerine onlardan yeni dersler çıkarıp hayata daha büyük bir hevesle tekrar atılmayı deneyin. Hayatımızı değiştirmek için hiçbir zaman çok geç değildir ve değişim sadece biz istersek gerçekleşebilir.

Ölüm korkusu tüm insanların yaşadığı bir korkudur. Bu korkuyu hissettiğinizde yalnız olmadığınızı bilin. Ölüm korkunuzu derinlere itmek yerine onunla yüzleşmeyi deneyin. Ölüm farkındalığı hayatınızı olumlu yönde değiştirebilir, sevdiklerinizle ilişkinizi güçlendirebilir, sizlere ertelediğiniz pek çok hayalinizi gerçekleştirmek için cesaret verir. Ölüm korkusu hissettiğinizde yapmanız gereken bunun insani bir duygu olduğunu kabul edip, bu duyguyla barışmak ve hayata sıkı sıkı sarılmaktır.

 

İlayda İlkyaz Topuz


Kaynakça

https://pixabay.com/tr/photos/ yetişkin-yaşlı-bulanıklık-karanlık-1869556/

https://pixabay.com/tr/photos/ ağaçlar-silhouettes-gizemli-407256/

24-02-2021
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

ankara psikolog