Hakikat Körleri

A+ A-

İnsanoğlu bazen olayların, durumların ve hatta bireylerin arkasındaki hakikati göremez, sadece bakmakla yetinir. Konuyu anlamak için üç kavramın iyi anlaşılması gerekir: bakmak, görmek ve hakikat kelimeleri. Sözlükteki anlamlarından yola çıkalım.

Bakmak; bakışı bir şeyin üzerine çevirmek anlamına gelirken, görmek bir şeyin varlığını algılamak olarak tanımlanır. Görmek kelimesi eş seslidir. İlki göz aracılığı ile yapılır ki bu genelde bakmak kelimesi ile aynı anlamda kullanılır. Diğeri ise akıl ile görmektir. İlki sağlıklı gözlere sahip her insan tarafından yapılabiliyorken ikincisini akıl sağlığı yerinde olanlar bile yapamayabilir. Herkes bakar ama herkes göremez ve maalesef günümüzde bu görme işini yapamayan insan sayısı o kadar fazla ki artık bu durum hastalık boyutuna ulaştı. Görememe hastalığı… Sadece gözleri ama olan kişiler kör değildir, sağlam gözlere sahip hakikati göremeyenler de kördür. Ben bunları ‘hakikat körleri’ olarak adlandırıyorum.

Gelelim hakikat kavramına… Felsefi açıdan da çok tartışılan bu kavram sözlükte; bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti olarak tanımlanıyor. Hakikat kavramı Freud ‘un bilinç ve bilinçdışı kavramlarını tanımlarken kullandığı buz dağı metaforunun birebir aynısıdır aslında. Metafora göre buzdağının su üzerinde kalan görünen kısmı bir de su altında kalan görünmeyen kısmı vardır. Bilinç su üstünü bilinçdışı su altını temsil eder. Görmek için akla, mantığa ve farkındalığa sahip olmak gerekir.

Peki nedir bu hakikatler? Teknolojinin insana ve çevreye verdiği zararlar, insanın kendine verdiği zararlar, yozlaşma, ahlaksal çöküntü, amaçsız yetişen genç nesil, tüketici çılgınlığı, eğitimde bambaşka bir bakış açısının uygulamanın gerekliliği…gibi hepsi ayrı birer başlık altında ele alınabilecek konular.

Esasında bütün bu konuları yıllar öncesinde birçok yazar, aydın kaleme almış, dile getirmişler. Bu yazarlardan bir tanesi olan Nail Postman Teknopoli adlı eserinde teknolojinin olumlu olumsuz bütün hakikatlerini gözleri önüne sermiş. Kitabı okurken adeta 51 yıl önce değil de şu an yazılmış gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Kitap özeti yapmayacağım elbette fakat çağımızın hakikatlerini anlatabilmek için bir alıntı yapacağım.

Postman ; ‘ önümüzdeki yirmi beş ya da elli yıl içinde ne olacağını kim bilebilir? Belki zamanla bugün başarısız sayılanlar başarı timsali olarak savunulacak ve belki bugün başarılı sayılanlar ise öğrenme zorluğu çeken kişiler olarak kabul edilecekler.’’ diyor.

Postman’ ın bu tespitine Günümüzün en güzel örneği filozof olarak nitelendirilen Atakan’dır. Adını duymayan ya da görmeyen neredeyse yoktur. 10 yaşında beş ayda iki yüz elli kitap okumasıyla gündem oldu Atakan. Bugün yaşıtları bilgisayardan, tabletten, telefondan kafalarını kaldıramazken Atakan’ ın yaptığı büyük başarı. Örnek gösterilecek bir kişi iken sosyal medyada haberlerde hakkında yazılan bir sürü olumsuz eleştiri ve yoruma maruz kaldı. Çocuğun konuşma tarzından dolayı ukala çok bilmiş diyenler, annesine seni şuraya alalım dediği için küstah saygısız diyenler, çocukluğunu yaşaması gerek diyenler, gözleri iri olduğu için değişik insan tiplerine benzetenler daha neler neler… okudukça hayretler içinde kaldım. Bahsettiğimiz hakikat tam da burada ortaya çıkıyor. Çok okumak kötüdür, okursanız böyle saygısız olursunuz gibi bir algı daha başka nasıl verilebilirdi bilemiyorum. Atakan gibi çocukların sayısı daha fazla olsaydı belki bugün mücadele ettiğimiz Covid virüsüne yenilmezdik. Çok daha farklı bakış açısına sahip farklı fikirler üreten bilim insanlarımız olabilirdi, daha çok bilinçli, farkındalığı yüksek bireyler olup virüsün bu kadar yayılması engellenebilirdi.

Diğer yanda sosyal medyada her gün evini, yatağını, yediğini, içtiğini, giydiğini, günün her saatinde neler yaptığını paylaşanlara övgü sevgi gösterişi had safhada.  Bu insanlara sorsak bir gün kapınız çalınsa ve hiç tanımadığınız birçok insan gelse evinize yatak odanıza girse yediklerinize baksa müsaade edip içeriye alır mıydınız.? Evet diyecek biri olduğunu hiç sanmıyorum.

Hakikatleri yıllar öncesinde gören bir diğer filozof yazar da Max  Horkheimer  Akıl Tutulması adlı kitabında bireylerin şu an içinde bulunduğu durumu çok güzel anlatmış. Horkheimer’a göre akıl tutulması; bireyin kararları aklının dışındaki etmenlere bağımlı hale gelmesidir. Hayat boyu seçimlerimize dönüp bir bakalım. Seçtiğimiz okul, tuttuğumuz takım, seçtiğimiz meslek, kullandığımız ürünler, hatta bazen seçtiğimiz eş… Hemen hemen hepsini birilerinin ya da bir şeylerin etkisinde kalarak seçiyoruz. Reklamlar, sosyal medya, aile, ekonomik durum, arkadaş çevresi, anlık zevkler hevesler, bağlı olduğumuz gruplar…vs seçimlerimizde hemen hemen hepsinin rolü var. Bireysel olarak durup düşünmüyoruz, sorgulamıyoruz, neden? Sorusunu kendimize yöneltmiyoruz, deve kuşu misali toprağa gömmüşüz kafamızı hakikatleri göremiyoruz. Sonrasında ise pişmanlıklar, üzüntüler, hayıflanmalar…

Sonuç olarak hayat, seçimlerimizden ibarettir. Hakikatleri görerek yaşarsak seçimlerimizi de aklederek, farkında olarak, düşünerek yaparız. Kararlarımızı kendimiz verebilir sonuçların doğurduğu olumsuzluklardan yara almadan çıkabiliriz. Kaliteli bir hayat yaşar, mutlu ölürüz.

 


Kaynakça

1- Nail Postman- Teknopoli

2- Max Horkheimer – Akıl tutulması

3- Kullanılan görsel: pexels.com

29-06-2021
Halime Karakaya Gülmez

Halime Karakaya Gülmez

Felsefe

2012 Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü Mezunu. 2018 Anadolu üniversitesi İlahiyat Önlisans Mezunu.

Dershane, kolej, özel eğitim rehabilitasyon merkezi gibi çesitli eğitim yerlerinde Felsefe Grubu Öğretmenliği ve Rehber Öğretmenliği yaptı.

Düşünen, üreten , özgün, farkındalık oluşturacak nesiller yetiştirmeyi kendine amaç edinmiştir.

hhlime@hotmail.com

ankara psikolog