Gönül Bağımız Teknoloji İle Karıştı

Modern dönemin getirmiş olduğu algıyla değişen pek çok şey olmuştur. Bu değişimle beraber insan maddi olana yönelmiş, bu yönelimi ile gerçeği unutup anlık mutlulukları yaşamaya başlamıştır. İnsan karşılaşmış olduğu bu durumda iç dünyasında bulunan ‘’gönül’’ü unutmuştur.

 

Gönlü unutan insan kendisine yabancılaşmış, kendine yabancılaşan ve yaşamında bir boşluğa sahip olan insan, yaratmış olduklarına esir düşmüştür. Bu esirlik anlık mutluluklarını mutluluk sanan insanın esirliğidir. Modern dönemdeki değişimle beraber gönülde de kayma yaşanmıştır.

Oysaki insan “ gönül”ü  o kadar kolay kazanmamıştır.

 

Uzun yıllar gönül, kabuğuna sıkışmış bir haldeydi, insanlar binlerce yıl gönüllerinin olduğunun farkında değildi. İnsan ilk başlarda çevresiyle olan ilişkide korku, endişe ile hareket ediyor bu da onlara sığınma hissi uyandırıyordu. Korkuları, yeni olana farklı olana yönelmelerini zorlaştırıyordu. Ne zamanki çevreleriyle baş edebildiklerini, zorluklara karşı göğüs gerdiklerini gördüler işte o zaman gönüle yönelmeye, ses vermeye başladılar.

 

 

Gönlüne ses veren insan kendisi ile beraber çevresini tanımıştır. Gönül hazır olarak bulunan bir şey değildir; bir farklılık, kendine özgülüğün olması gerekir. Gönül bizim zaman içinde bedenimizde, fiziksel, ruhsal, kültürel çevremizde ve tüm bunların içine aldığımız maddi ve manevi tüm her şeyin içinde barındırıldığı hayatı anlatmaktadır.

Buradan yola çıkarak gönül sıradanlık ifade etmediğini ve herkesin gönlü olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü gönül ancak tüm şartları sağlayan insanda açığa çıkar; yani bu şartlar ahlaki boyuttan, değer boyutuna, vicdan boyutuna hepsini kapsamaktadır.

  


Günümüzde “gönlümüz ile bağımızı” koparttık çünkü artık “teknoloji ağı”

İle bir bağ oluşturduk…

 

 

Teknoloji ağı benim seninle olan bağlantım yerine benim sanalla- maddi olanla ilişkim; bu öyle bir ilişki ki artık insana kendisini bir nesne gibi görünmesine yardımcı olan bir ilişki.

Sanal gerçeklikle ilgili bir örnek vererek daha açık bir konu haline gelebilir bu konu. Adamın birisi oynadığı oyundaki kadına aşık oluyor ve daha sonra o kadınla evlenebilmek için mahkemeye başvuruyor.

 

Ne kadar trajik bir olay…

Adamın bu davranışı; onun da kendisini aynı oyundaki kadın gibi nesne olarak görmesinden kaynaklanıyor.

Geçmiş ile şimdiyi bir kıyasladığımızda tüm senaryo ve senaryolarımız gözümüzün önüne gelebilir; bu adamdan bir farkımız yok aslında. Gönül ile bağlantımızda uçurumlar oluştu; bu teknolojiyi yanlış anlayıp kullanmamızdan, bu kapalı kutu olan televizyonların bizi içine hapsetmesinden, bu cep kapalı kutusu olan telefonların bizi içine hapsetmesinden kaynaklanıyor.

Peki, biz nasıl bundan kurtulacağız, nasıl kurtulabiliriz?

Sığ bir cevap vererek gönlümüze geri dönüş yaparak demeyeceğim!

Cevap: Sende, bende, onda.

Sözcüklere döküldüğünde kolay bir cevap ama iş uygulamaya dökülünce biraz karmaşık ve zor. Bu zor cevaba ise ancak etrafımızda yok olan değerlere ve öncelikle yok olan “Sen”e, “Ben”e , “O”na  bakarak cevap verebiliriz.

Şimdi iyi düşünmeler:)


11-06-2018