Biz Bilmezken

Hep bildiklerinden bahseder insan her şeyi biliyormuşcasına. Ben ise neleri bildiklerimi neleri yaşadığımı anlatmadan önce neleri bilmediğimden bahsetmek istiyorum.

‘Yaşıyorsun bu hayatı’ denilse de yaşamayı bilmiyorum mesela. Nasıl bir iki günde geziye çıkılır bilmiyorum. Yarını düşünmeden anı yaşamayı bilmiyorum. Zenginliği bilmiyorum. Paranın kıymetsiz olduğu bir dünyayı tanımadım daha önce hiç. Yakınımda har vurup harman savuran insanlar olmadı. Para harcarken ulaştıkları o bomboş hazzın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Ama en çok da evsizliği bilmiyorum. Ankara ayazında banka, yorgan serip uyumanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Orada sabah kalkınca ne yendiğini, nereye gidildiğini bilmiyorum. Korkuyla beraber oluşan o korkusuzluğu bilmiyorum.

Şiddet görmüş, tecavüze uğramış bir kadın olmak nasıl bir şey bilmiyorum. O leş ellerin ruhuna bıraktığı izlerin nasıl silindiğini bilmiyorum. İntihara kalkışmak, intihar etmek nasıl bir şey bilmiyorum mesela. İçilen ilaçların vücudunda nasıl etki gösterdiğini, boynuna takılan ipin nefesini kesmesi nasıl hissettirdiğini bilmiyorum. Hayattan kopacak kadar çaresiz kalmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Şehit olmak nasıl bir şey bilmiyorum. Vatan için canını vermen gerektiği empoze edilmiş bir dünyada can korkusu yaşamak nasıl bir şey bilmiyorum. Elinin, kolunun, bacağının kesilmiş ya da kopmuş olması ne hissettirir bilmiyorum. Vücudundaki bir eksiklik ruhunda nasıl tamamlanır bilmiyorum.

Kanser olmak nasıldır bilmiyorum. Herkesin sana acıyan gözlerle bakması, şifa dilemesi ve bununla her alanda çabalamak nasıl bir şey bilmiyorum. Anneni kaybetmek nasıl hissettirir inan bilmiyorum. Evin her köşesinde izi olan birinin yokluğu, sevdiğin anne yemeklerini artık başkasından yemek nasıl hissettirir bilmiyorum. Babamı kaybetmek nasıl hissettirir bilmiyorum. Arada mesafe olmasına rağmen verdiği güvenin, oluşan sonsuz bir mesafede yeri nasıl doldurulur inan hiç bilmiyorum.

Siyahi olmak nasıldır bilmiyorum. Farklı bir renge sahip olduğu için esaret altında kalmak, beyaz olduğu için kendini üstün kılan insanlara hizmet etmek zorunda olmanın nasıl hissettirdiğini de bilmiyorum. Alevi olmak nasıldır bilmiyorum. Bir grup insanın yaktığı ateşin içinde, duman soluyarak ciğerlerinin nasıl kavrulduğunu bilmiyorum. Üstü başı kir içinde olan evsiz bir çocuğa, kirini önemsemeden sarılmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Sarıldığında gözünde parlayan ışığın, içinde oluşturacak o sıcaklığı bilmiyorum.

21.yüzyılda çocuk olmak nasıl bir şey bilmiyorum. Yokluk çeken onca çocuktan habersiz her istediğini aldırmak nasıl bir şımarıklık bilmiyorum. Ya da 19.yüzyılda ilk kez televizyon karşısına geçmek nasıldır bilmiyorum. Bunca teknoloji yokken nasıl yaşanır bilmiyorum. Savaşmak nasıl bir şey bilmiyorum. Vatanın için insan öldürmenin verdiği gururun yanında bir cana kıymak nasıl hissettirir bilmiyorum.

Bir ülke kurmak, devrim yapmak nasıl bir şey bilmiyorum. Mustafa Kemal Atatürk olmak nasıl bir şey bilmiyorum. Tanrı’yı sapkın halka anlatıp doğru yolu gösterirken nasıl sabırlı olunur bilmiyorum. Hz. Muhammed olmak, İsa ya da Davud olmak nasıldır bilmiyorum.

Bilmiyorum işte. Bilmediğim bunca şey varken nasıl ‘biliyorum’ deme cesaretini gösteriyorum, inan bilmiyorum.

 

05-08-2019
Seda Tener

Seda Tener

Gazeteci

Güzel gülmenin her zaman derin yaraları olur. Derin yaraları gülerek aşıp insanların derinliğine dokunmaya çalışan, biraz da akılları zorlayan bir fikir işçisinden ibaretim.

seda35.st@gmail.com