Kibele’nin Ters Düzeni 3: Kadınlar Eylem yapıyor

Kibele’nin Ters Düzeni 3: Kadınlar Eylem yapıyor

A+ A-

Güneş kavurucu sıcaklığıyla ………… köyün başına dert olmuş, ekinleri kavururken insanlar sıcaktan bunalıp çeşme başında serinlemeye çalışırken, kadınlar tarlaya, erkekler kahveye koşarken Kibele ve arkadaşları köy meydanına ellerinde pankartlarla yürüyordu. Yoldan gelip geçenler büyük bir merak dürtüsüyle onları takip etmeye başlayınca devasa bir kalabalık kahvenin önünde toplanmış oldu. Kahvede büyük bir iştiha ile arasına çökelek sarılı köy ekmeğini yiyen Muhtar, kalabalığı görünce büyük bir ısırık aldığı ekmeği gayriihtiyari tükürdü ve hızla bir yudum çay içerek kadınların yanına doğru yürüdü. Muhtar gözlerine inanamıyordu. Hani o her aklına geleni yapan, köyün delisi Kibele neyse de yaşını başını almış Hikmet teyzeye, kocasının korkusundan pencereye çıkmaya ödü patlayan Günseli’ye, kaynanasının elinden sopa yiyen Ahsen’e ve hele hele Ağa’nın beslemesi Yazgül’e ne oluyordu? Muhtar’ın hayret ve endişe dolu bakışlarından beklediği etkiyi yarattığına inanan Kibele söze başladı:

—Gördüklerin doğru Muhtar! Boşuna gözlerini ovuşturup durma! Kadınların kurtuluşu için eylem yapıyoruz. Öncelikle sana yedi maddelik bildirimizi vereyim. Al, bu da bildirimizde yazanlar. Başlıyoruz… Köyümüzün cefakâr ve çilekeş kadınları dinleyin beni! Biz Muhtar’a, Ağa’ya ve topyekûn erkeklere karşı bir eylem yapıyoruz. İsteklerimiz sizin de işinize yaracak dinleyin, beni! Okuyorum. İşte bildirimiz:

●Kadının benliği ve bağımsızlığı tehlikededir.

●Muhtar, Ağa ve köy erkekleri üzerine düşen sorumluluğu yerine getirememektedir.

●Kadınların bağımsızlığını yine kadınların azim ve kararı kurtaracaktır.

●Her türlü baskıdan uzak, kadınlardan oluşan bir heyetin oluşturulması gerekmektedir.

●………… köyünün en güvenli yeri olan Kybele anıtının bulunduğu kayalıklarda bir toplantı yapılacaktır. Bu toplantıya katılacak olan her kadın yanında çocuklarını da getirme hakkına sahiptir.

●Evler tamamen terk edilmeyecek, çocuklar ve yaşlılar dokunulmaz bölge olacaktır.

●Kadınların isteklerini kabul edip uzlaşma yoluna gitmek isteyen erkekler Kybele anıtına gelebilirler.

—Dinlemeyin bu deli karıyı! Bu delirmiş… Bu ne bu? Bildiriymiş, yok Amasya Genelgesi! Savaşta mıyız, vatanı müdafaa mı ediyorsunuz?

—Vatan da bir nevi kadın değil midir? Üzerinde yaşadığımız, doğup büyüdüğümüz, üzerine savaşlar verdiğimiz kara parçası; varlığımız, namusumuz gibi koruduğumuz yurdumuz bizim kadınımızdır. Kadını korumak, vatanı korumaktır.

—Hele bak, hele… Bu büyük laf zımbırtılarıyla bacılarımızı etkilemeye çalışma sakın! Ben senin neden böyle yaptığını bilmiyor muyum sanki! Anan, baban rahmetli oldu beri evlenmedin, yalnız kaldın, şimdi de evinde namusuyla oturan kadınları kışkırtmaya çalışıyorsun.

—Muhtar, benim işim seninle değil! Kadınlarla, var git kendi yoluna.

Kibele ve Muhtar’ın hararetli konuşmasını arkada dinleyen kimsesiz Cemal düşünüyordu. Demek kadın, vatan demekti. Vatan hani şu üzerinde yaşadığı kara parçası, hani bir türlü kendini, kimsesizliğini sığdıramadığı yer… Çoktandır İstanbul’da yahut başka bir ilde çalışmaya gitme hayalleri vardı; fakat onu kollayacak kimsesi yoktu. Doğdu doğalı onun bunun yanında yanaşmalık yapar, attıklarını yer, giydiklerini giyerdi. Başka bir dünya, başka bir seçenek onun için imkânsız gibiydi. Ama şimdi… Bu Kibele denen kadın, kadın hâliyle, olmazları oldurmaya çalışıyordu. Ona bu gücü, kuvveti, dirayeti veren neydi? Kimsesiz Cemal bu düşünceler içinde boğuşurken Muhtar’ın tokadı yüzünde patladı.

—Sen ne aval aval bizi dinliyorsun? Bizi dinleyeceğine, “Muhtar Abi’me yardım edivereyim.” desene. Seni bunca yıl boşuna mı besledik ha! Kör olası şeytan! Huuu, duymuyor musun beni?

—Duydum, Muhtar duydum. Ben ne yapacağımı bilemedim.

—Ne demek ne yapacağımı bilemedim. Şu pankartları, zırvalıkları yırt, şu kadına da iki tokat aşk et!

—Tövbe kadına el kaldıramam Muhtar. Hem Kibele bacı iyidir, bana hep yemek verir.

— Allah'ın cezası sana emrediyorum, yap dedim!

Cemal düşünüyordu. Kendine onca iyiliği dokunmuş Kibele’ye nasıl vuracak, kâğıtları nasıl yırtacaktı. Hem kadınlar haklılardı ya. Zaten rahmetli Aygül’ün kocası Hamit uğursuzun, insafsızın tekiydi. Üstelik ne zamandır köy meydanında canına kıyan Aygül aklından çıkmıyordu. Aygül, çocuğunun canına kıyan, kendine eziyet eden adamdan kurtulmak için canına kıymıştı. Şimdi ise Kibele bacı, “Kadın vatandır, korunmalı.” diyordu. Eğer kadın vatansa korumak lazımdı, vatansız insan ne yapacaktı!

—Muhtar dediğini yapmam, Kibele bacıma da el sürdürtmem!

Cemal ömründe ilk kez karşı duruyordu. Kimsesizliğinin, yoksulluğunun, uğursuzluğunun yüzüne vurulduğu, insan yerine konulmadığı bu köyde ilk defa kendi için değil, vatan için, kadın için karşı duruyordu. Sanki bu karşı çıkış ömrünün tüm zayıflıklarını, hor görülmüş ruhunun tüm sızılarını dindirerek onun kırılan erkeklik gururunun tamiri olacaktı. Muhtar şimdiye kadar güçlü ve çevik cüssesine karşın başını yerden kaldıramayan, kendine edilen hakaretlere ses çıkaramayan kimsesiz Cemal’in yumruğunu sıkışına, gözlerinin içinden kıvılcımlar çıkartan delici bakışlarına bakakaldı. Bu Cemal, şimdiye kadar etmediği lafı şimdi ettiyse, sıkmadığı yumruğunu şimdi sıktıysa elbet bir sebebi vardı. Çok kurcalamamak, suyuna gitmek lazımdı. Hem deli Aygül de herkesin içinde kendini öldürmemiş miydi? Hem ne demişti Ziya Paşa “Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabından/ Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pekdir.”

—Tamam evladım, zati ben şaka ettim, Kibele köyümüzün göz bebeğidir. Siz yapın eyleminizi.

Muhtar, adamları Reşat, Naim ve Sıtkı’ya susmalarını işaret etti ve hep birlikte kahveye geçtiler. Her şeyden önce olağanüstü bir durum vardı. Önce Aygül intihar etmişti, sonra da Kibele kadınları toplayıp anarşi çıkaracaktı. Ters giden bir şeyler vardı. Bunca yıldır devam eden düzenin yarım akıllı eksik eteklere bırakılmayacağı herkese gösterilecekti.

—Dinleyin beni, durum ciddi! Bu Kibele karısı köyün tüm kadınlarının aklına girer de bizim dirayetimizi kırmaya, gücümüzü ele geçirmeye çalışırlarsa vay halimize! Hepinize çok iş düşüyor… Öncelikle köydeki tüm erkeklere haber edin, karılarını bu Kibele karısıyla zinhar görüştürmesinler. İster güzellikle ister kötülükle karılarını yola getirsinler. Eğer inat ederlerse ikinci kadın alacağız deyip sustursunlar karılarını…

Devamı gelecek ay…


Kaynakça

Ziya Paşa. Terkîb-i Bend. (2014). K. Yetiş (Haz.), Yeni Türk Edebiyatı -Seçme Metinler. içinde (s. 32). Kitabevi Yayınları.

Görsel:  Google Gemini yapay zekâ aracı kullanılarak oluşturulmuştur.

28-03-2026
Zühal Güldaş

Zühal Güldaş

Edebiyat

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü okudum, ardından aynı üniversitede yüksek lisans yaptım. Yazmaya içimde yaşadığım duygusal kırılmayla başladım. Epeydir yaşadığım duygu yoğunluğu kelimelere döküldü; kimi zaman bir hayal kırıklığıydı bu, kimi zaman da umut. Birbirine zıt gibi görünen iki duygunun sarkacında yazmak güvenli limanım oldu. Yazarken beni en çok harekete geçiren duygular; ümit, kendini bulma arzusu ve bir yerlerde hâlâ sevginin var olabileceği ihtimaliydi. Kelimelerle kendime yol açarken, başkalarına da kendi yollarını hatırlatmayı umuyorum. Yazılarımda en çok; kadın olmayı, kendini keşfetmeyi, hayal kırıklıklarıyla baş etmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı anlatıyorum. Yazmak benim için; kendini tanıma, anlama ve keşfetme yolculuğunda ümit dolu ve şifalı bir alan. Bu yolculukta bana eşlik etmek istersen kelimelerde buluşalım.

zuhal.guldas34@gmail.com

zuhalguldas_edebiyat