Kibele’nin Ters Düzeni 1

Kibele’nin Ters Düzeni 1

A+ A-

—Ey bereketin ve dişiliğin sembolü Kibele! Bu bedbahtlık niçin? Sen ki kadınlara doğurganlık, topraklara bereket, insanlara yaşam alanı sunarsın. Seni bu derece üzen şey nedir?

Oturduğu gümüş kakmalı tahtın iki yanındaki leoparlarıyla azametine hayran olunan Kibele, son derece düşünceli bir şekilde ayaklarının dibindeki aslanı okşayarak:

—Düşünüyorum Demeter… İnsanlara yeryüzünde topraklarına ekecekleri tohumu, tohumun yeşereceği fidanı, fidanın büyüyeceği suyu ve bittabi bereketi sağladım, lakin kadınları ana toprağında bir yere sığdıramadım!

Omuzlarına dökülen sarı saçlarını savuran baygın bakışlı Demeter, sağ elindeki buğday başağını sallayarak:

—Kadınlar pekâlâ da yeryüzüne sığıyorlar, onlara verilen doğurganlık sayesinde canlarından can çıkararak dişiliğin kutsal alanına giriyorlar.

—Dişiliğin kutsal alanı! Ahh, ne büyük yanılgı! Kadınlara verdiğimiz dişilik, doğurganlık onların ataerkil düzende var olmalarını zorlaştırıyor, dahası bu durum onları güçsüz, değersiz ve zavallı bir duruma düşürüyor.

—Zavallılık mı? Kadına bahşedilen en büyük lütuf, onun doğurganlığını sağlamak ve dahası hayatın devamlılığını sağlamak…

—Hayatın devamlılığını kadınlara rağmen sağlıyoruz, onların mutsuzluğuna, yalnızlığına, çaresizliğine göz yumuyoruz! Ama artık buna bir çözüm yolu bulmalı ve gerekeni yapmalıyız.

                                                                      ***

Dördüncü geleneksel kadınlar konseyi genel merkezi. Konsey başkanı Kibele; soğuk, duvarları gri boyalı mahkeme salonuna gelmeden evvel herkes hazır bulunmuştu. Mevsimlerin, bereketin ve anne sevgisinin sembolü Demeter, aşkın ve güzelliğin tanrıçası Afrodit, savaş tanrıçası bakire Athena ve Pandora’nın kutusunu elinde tutan Medea.

Tüm güzelliği ve azametiyle yerine oturan Kibele, “Evet, hanımlar oturumu açıyorum. Kadınların yeryüzünde uğradığı haksızlığı, hor görülmeyi durdurmayı ve buna bir çözüm yolu bulmayı umuyorum. Bizler yeryüzünde kadınlara bahşettiğimiz özellikleri üzerinde barındıran temsilcileriz. Her birimiz kendi özelliğini bir kadında görmekten hayli memnun. Lakin kadınlara verdiğimiz bu özellikler artık onları mutlu etmekten çok onlara zarar veriyor. Söz gelimi; dişilik, doğurganlık, güzellik, aşk…”

Buğday sarısı saçlarını düzelten Demeter, Kibele’yi büyük bir hayret içinde dinliyordu. Nasıl olur da kadınlar kendilerine bahşedilmiş en kutsal özelliği, anneliği; onları kutsayan bu yegâne durumu görmezden gelirler ve istemezler. Bu düşünceler içinde apansızın: “Anlayamıyorum, doğurganlığın, anneliğin genç bir kadına verilen en büyük nimet olduğunu nasıl inkâr ederiz. Ben Persona’yı kucağıma aldığım vakit; onun o masum yüzü, bana ihtiyaç duyan o hâli, gülümsemesi, hepsi, hepsi… Beni ben yapan şeylerdi. Ben Persona ile tamamlandım. Ondan evvel kadınlığın çorak topraklara verilen su ile bereketi sembolize eden ilahi bir sembol olduğunu düşünürken anneliğin o saygın ve ruhani atmosferi beni çepeçevre sardı ve o an anladım ki anne olmak üzere görevlendirilmişim.”

—Anne olmak! Bir kadının yalnız bedeninde değil, ruhunda da deformasyona sebep olan güzelliğin ve dişiliğin yerini şefkat ve merhametin aldığı o an… O an hakikatte de güzel midir? Bir kadına bahşedilen tüm dişil özellikler: büyük göğüsler, dalgalı saçlar, kırmızı dudaklar, şehla bakışlar… Hepsi bizim erkekleri etkisi altına alabileceğimiz silahlarımız. Marifet; bu silahları, güzelliğimizi kullanıp eril cinsi etkilemek ve aşkın katıksız coşkun denizine kendimizi bırakmak… Ah! aşkın insanda yarattığı ruh çarpıntısını, heyecanını, o yüreğin kuş gibi çırpınma hâlini bizden umarsızca meme isteyen bir bebek verebilir mi?

Afrodit tüm bu sözleri bir çırpıda söyledikten sonra zafer kazanmış komutan edasıyla yerinde gerindi ve dudaklarında ince bir gülümsemeyle diğer konsey üyelerine baktı.

Söylenenleri dudağında küçümseyici bir gülümsemeyle dinleyen Athena: “Bir kadını çekici kılan şey, onun büyük göğüslerinden ziyade omuzlarının üzerinde tüm azametiyle yükselen bilginin, düşünme gücünün ve evrenin sırrını veren başıdır, aklıdır. Akıl, ne büyük bir imkândır ki en umulmaz savaşları kazandıran, akla gelmeyecek icatları yaptıran, dünyanın düzenini değiştirme gücüne sahip bir mekanizmadır. Evrenin tüm bilgisine aşina olmayı arzulayan Faust olmak varken iki cinsin arasında tensel çekimin sebep olduğu şehvani arzu ve isteklerin ne önemi olabilir ki!”

Elinde Pandora’nın kutusunu tutan Medea kahkahalarla gülerek: “Ne önemi mi olabilir? Dünya üzerinde kadın ve erkeğin tensel ve tinsel uyumunun yarattığı o enerji akımı; evrenin yaratılma sebebi ve Paris’in kendisine bahşedilen güç ve bilgelik gibi nimetleri elinin tersiyle itmesine sebep olan aşk… Aşk, sevgili Athena, aşk… Sence de aşk her şeye değmez mi?”

Athena, eline mızrağını alarak yerinden kalkar ve Medea’nın yanına gelir. Medea’nın kulağına “Sen yılan saçlı Medusa’nın sonunu biliyorsun değil mi?” diye sorar.

Tam bu esnada Kibele, asasıyla yere vurarak “Yeter artık bu saçmalığa bir nihayet verin! Hem duymuyor musunuz çatırdamayı, yeryüzüne bakın!”

                                                            ***

İnce nahif bir ses, gökyüzünü delip yeryüzüne ulaştı. Yeryüzünde gezmediği yer, gitmediği ülke kalmadı. Ses dünyada yankılanmaktan çok ince bir ses titreşimi yaratarak duyanlara ince bir sızı bırakıyordu sadece. İnce bir sızı ve tek bir kelime: Neredesin!

Kibele geceleyin uykusunu bölen tek kelimelik bir sızıyla uyandı. Yastığı terden sırılsıklam olmuş, kalbi çarpmaktan yorgun düşmüş, aklı karışık, ruhu bulanık bir hâlde yataktan kalkıp pencereye yöneldi. Gecenin karanlığında rüzgârda savrulan ağaçlara, az ötede çeşmeden damlayan su şırıltılarına, rüzgârdan devrilen tenekelere baktı. Onu uykusundan uyandıran uykuyla uyanıklık arasında duyduğu tek kelimeyi hatırlıyordu. Neredesin? Bu bir sesleniş miydi, bir yardım çığlığı mıydı yoksa bir sorgu muydu? İstemsizce ağzından ünlü şairin şu dizeleri döküldü:Geceleyin bir ses böler uykumu/ İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin? / Arıyorum yıllar var ki ben onu, / Âşıkıyım beni çağıran bu sesin./” Aradığım, ummayı bulduğum çözümün sesi mi bu yoksa bir sanrı mı? Ben bunu ne olarak anlamalıyım?

Kibele bu düşünceler içindeyken sol omzuna beyaz bir el dokundu. Elin sahibine bakmaktan korkan Kibele, kalbinin hoyrat kalp çarpıntılarına karşın cesaretini toplayarak başını kaldırdı ve karşısında karnı ikiye ayrılmış, içinden fışkıran bağırsakları eliyle tutan solgun yüzlü Aygül’ü gördü. Aygül, hüzünlü gözleri ve kanlı elleriyle Kibele’de acımayla dehşet arası bir his uyandırıyordu.

 —Seni bekledim Kibele, yağmur isteyen çorak toprak gibi, sabaha kavuşmak isteyen hasta gibi, meme isteyen bir bebek gibi seni bekledim.

—Aygül, sen, sen misin? Ben çok üzgünüm Aygül, senin için, bebeğin için, her şey için…

—Bu sadece benim yazgım değil Kibele! Bu, kadınların makus kaderi… Bunu değiştirmek, tersine çevirmek senin ellerinde. Korkma! Nedenini, nasılını, faydasını, zararını düşünme! Şimdiye kadar dokunulmamış, çiğnenmemiş olsa da bu töreler; bu törelere kalkan eller, karanlık arzular ve düşünceler gibi gelse de sana… Korkma! ve unutma ne der Goethe, Faust’ta “Karanlık arzularının içinde bunalan iyi bir insan/ Asla ayrılmaz doğru yoldan/”

Devamı gelecek ay…


Kaynakça

Tecer, Ahmet Kutsi (2009). Ahmet Kutsi Tecer Bütün Şiirleri. (Haz. Leyla Tecer), Bilge Kültür Sanat Yayınları. Goethe. (2016) Faust. (5. Baskı). (İclal Cankorel, Çev.). Doğubatı Yayınları. Görsel: Görsel, Google Gemini yapay zekâ aracı kullanılarak oluşturulmuştur.

17-01-2026
Zühal Güldaş

Zühal Güldaş

Edebiyat

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü okudum, ardından aynı üniversitede yüksek lisans yaptım. Yazmaya içimde yaşadığım duygusal kırılmayla başladım. Epeydir yaşadığım duygu yoğunluğu kelimelere döküldü; kimi zaman bir hayal kırıklığıydı bu, kimi zaman da umut. Birbirine zıt gibi görünen iki duygunun sarkacında yazmak güvenli limanım oldu. Yazarken beni en çok harekete geçiren duygular; ümit, kendini bulma arzusu ve bir yerlerde hâlâ sevginin var olabileceği ihtimaliydi. Kelimelerle kendime yol açarken, başkalarına da kendi yollarını hatırlatmayı umuyorum. Yazılarımda en çok; kadın olmayı, kendini keşfetmeyi, hayal kırıklıklarıyla baş etmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı anlatıyorum. Yazmak benim için; kendini tanıma, anlama ve keşfetme yolculuğunda ümit dolu ve şifalı bir alan. Bu yolculukta bana eşlik etmek istersen kelimelerde buluşalım.

zuhal.guldas34@gmail.com

zuhalguldas_edebiyat